Albert Camus’nün Yabancı adlı romanını ilk kez okudum ve açıkçası üzerimde bıraktığı etki oldukça derin oldu. Yazarın sade, duru dili; anlatımı fazlaca süslemeye başvurmadan, doğrudan bir şekilde okuyucuya aktarması beni etkileyen ilk şeydi. Meursault karakteriyle birlikte yaşamı sorgulamak, duyguların alışılmış tepkilerle uyuşmadığı bir dünyaya adım atmak oldukça çarpıcıydı. Onun hayata, ölüme ve toplumsal normlara karşı duyarsız gibi görünen tavrı, aslında daha büyük bir varoluşsal sorgunun yansıması gibiydi.
Kitap boyunca Meursault’nun içinde bulunduğu durumu dışarıdan gözlemlemek, olaylara tepkisizliğini anlamlandırmaya çalışmak, insanı düşünmeye itiyor. Belki de en çok bu yönüyle etkileyici: Hayatın ne kadar anlamsız olabileceği, anlam aramanın bile anlamsız kalabildiği bir düzlemde ilerliyor.
Ancak şunu da söylemeden geçemem; kitabın sonunda bir yarım kalmışlık hissi bıraktı bende. Sanki hikâye bir yere bağlanacakken ani bir kopuş yaşanıyor. Belki de bu da romanın vermek istediği duygunun bir parçasıdır: Hayat gibi, hikâyeler de her zaman tamamlanmaz.
Genel olarak Yabancı, alışılmış düşünce kalıplarını sarsan ve okuyucusunu rahatsız edebilecek kadar gerçek bir roman. Camus’nün felsefesiyle ilk kez tanışan biri olarak, bu kitap bende uzun süre etkisini sürdürecek gibi görünüyor.
Yabancı hissettiren dünyalara, anlam arayanlara...
Keyifli okumalar.
Albert CamusYabancı