Stefan Zweig’in Merhamet adlı romanını bitirdikten sonra, içimde uzun süre kalacak bir boşlukla kapattım kitabı. Başlarda, kalınlığı biraz gözümü korkutmuştu. Özellikle ilk 100 sayfa, yoğun betimlemeler ve yavaş ilerleyen olaylar nedeniyle biraz sabır istedi benden. Ama ne zaman ki ortalara geldim, her şey bir tiyatro sahnesi gibi gözümde canlanmaya başladı.
Karakterlerin duyguları içime işleye işleye ilerledi. Okurken kendimi sahnenin tam ortasında, olayların içinde hissettim. Hatta bazı anlarda boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Sayfalar su gibi akmaya başladı. 300. sayfadan sonra zaman adeta kayboldu, 10 dakika içinde koca bir bölüm bitmiş gibiydi.
Zweig yine yaptı yapacağını… Her romanında hissettirdiği derinlik bu kitapta da fazlasıyla vardı. Ama Merhamet, sadece bir duygu değil; bazen bir yük, bazen de iyi niyetle yapılan en büyük hata olabiliyor. Bu kitap bunu çok net gösterdi bana.
Zweig’in kaleminden dökülen her satır gibi, bu roman da yüreğime dokundu. Hüzün bıraktı, düşündürdü, susturdu…
İyi ki okudum.
Keyifli ve derin okumalar dilerim.
—