Mayıs ayı boyunca 12 farklı dünyada yürüdüm, 12 ayrı kalbe dokundum... Kelimelerle beslendim, satırlarda dinlendim.
Her Kitap bana bir şey kattı; bazısı düşündürdü, bazısı duygulandırdı.
Okumak sadece bilgi değil, bazen iyileşmek, bazen de kendini yeniden bulmak demek.
Yeni ayda da aynı heyecanla, yeni satırlarda buluşmak üzere...
Erkeklerin çoğunun, evlenirken yaşam rutinlerini değiştirmek gibi bir niyetleri olmaz. Temelde aynı şeyleri yapacaklarını, aynı şeyleri düşüneceklerini (genelde aynı insan olacaklarını), tek farkın bekarlık yerine evli olmaları olacağını söylerler.
Kadınların iç dünyasını sorgulatan ve farkındalık uyandıran bir kitap olarak *Sindrella Kompleksi*, ilk sayfalardan itibaren etkileyici bir başlangıç yapıyor. Kitabı elime aldığımda, özellikle ilk 50 sayfası oldukça akıcı geldi; anlatım dili sade ama vurucuydu. Ancak bir noktadan sonra sanki bir duraksama yaşadım, ilgi biraz dağılmış gibiydi. Yine de bu durum uzun sürmedi. Farklı bir gün tekrar okumaya başladığımda, o beklediğim merak duygusunu yeniden hissettim ve kitap beni içine çekmeyi başardı.
Kitabın en dikkat çeken yönü, sadece bireysel olarak kendimi değil, aynı zamanda içinde bulunduğum toplumu ve çevremdeki kadınları da başka bir gözle görmemi sağlamasıydı. Altını çizdiğim birçok cümle, düşündüklerime tercüman oldu. Bazıları ise farkında bile olmadığım yönlerimi ortaya çıkardı. Yazarın, kadınların bilinçaltındaki bağımlılık eğilimlerini masalsı bir figür üzerinden bu kadar net ve sarsıcı bir şekilde sunması oldukça etkileyiciydi.
Genel olarak baktığımda, *Sindrella Kompleksi*, yalnızca bir kuram kitabı değil; bir aynaya bakmak gibi. Okudukça, içimizdeki sesi duymaya başlıyoruz. Zaman zaman rahatsız edici, ama tam da bu yüzden kıymetli bir okuma deneyimi sunuyor.
Kendime ve çevreme farklı bir gözle bakmamı sağladığı için, bu kitabı her kadının en az bir kez okuması gerektiğini düşünüyorum.
Keyifli okumalar.