·485 syf.····Okunma: 22 Mayıs 2025 11:05 Kitabı kendimi iyi hissetmediğim bir dönemde satın almıştım, fakat elime geçene kadar duygu durumum fazlasıyla düzelmişti, hatta çok mutluydum. O yüzden kitaba başlamış ama aç tokun halinden ne anlar misali anlatılanları çok da içselleştirememiştim. Hayatımdaki birtakım değişimlerden ötürü şu sıralar duygu durumum çalkantılı iken kitabı tekrar okumaya çalışayım dedim. Kitabın başları oldukça akıcı, ama bir yerden sonra sanki tıkanıyor. Zaten son kısımdaki ilaç kısmını okumadım, bu yüzden okuma raporuma kitabın sayfa sayısını düşürerek ekledim. İlaçların anlatıldığı kısımdan sadece ilgimi çeken birkaç yeri okudum.
Peki kitap bana kendimi iyi hissettirdi mi diyecek olursak anlık olarak söylenenleri okumak iyi geliyor, fakat sonrasında unutuyorum. Ama kitabı okudum, anlatılanları yapıyorum ve iyi hissediyorum diyemiyorum. Zaten kitaptan bir mucize beklememek de lazım.
Kitapta genel olarak yapılması önerilen şey aslında yazmak. Kafamızda olumsuz düşünceler varsa yazar bunları yazarak çözmemizi öneriyor. Örneğin; bir duruma sinirlendik ve tüm bunlar da beni buluyor dedik, hemen yazıp mantıksız çıkarımlarımızı da karşısına yazmamızı istiyor gibi gibi... Ama ben bunu uygulayabilecek biri olduğumu düşünmüyorum.
Kitaptan özellikle kendi yaptığım hatalarla ilgili kısımları burada incelemek istiyorum. Böylece geriye dönüp incelememi okuduğumda benim için de kitabın vurucu yerlerini hatırlatan bir kılavuz olur.
Kitabın 111. sayfasında anlatılan suçluluk ve kendini sorumlu tutma bende mevcut olan bir durum. Bir şey olduğunda, şöyle yapsaydım olmazdı diyip hayıflanıp kendimi yiyip bitiriyorum. İşte yazar da diyor ki biz insanız, her şeyin sonucunu bilemeyiz, ayrıca hata da yapabiliriz. Aslında bakarsak bu kadar basit, evet bilemezdik! Ama bunu sürekli kendime hatırlatmam gerekiyor.
Sosyal medya hayatımızda o kadar çok yer kaplıyor ki bu bile psikolojik durumumuz üzerinde oldukça etkili. Falanca buraya gitmiş, filancanın evi çok güzelmiş, bu ikisinin ilişkisi ne güzel... 119. sayfada da bununla ilgili bir ibare var:
"Çoğu kişi dışarıda keyifli zaman geçiriyor."
"Bunun benimle ne ilgisi var ki? Ben yapmak istediğim her şeyi yapmakta özgürüm."
Bazen evde zaman geçirmek istesem bile sosyal medyada birilerinin dışarıda keyifli vakit geçirdiklerini görünce benim de dışarı çıkasım geliyor. Oysaki asıl isteğim o olmasa bile sırf başkaları yapıyor diye kendimi mutsuz hissediyorum. Daha yeni tatilden dönmüş olmama rağmen bir başkasını görünce hafif de olsa bir kıskançlık yaşadığımı görünce şaşırıyorum. Benim gibi hisseden başkaları olduğunu da biliyorum; bunlar bence sosyal medyanın üzerimizdeki etkileri.
-meli, - malı cümleleri kurmazsak hayal kırıklıklarımız da büyük olmaz diyor yazar. Burada yaşamalıyım, burayı gezmeliyim, bunu düzeltmeliyim...
Hani hep duyuyoruz ya, iyi düşün iyi olsun diye; günümüzdeki tabiriyle manifestlemek. Yazar da bunu öneriyor, ama şöyle diyor; olayların hayal ettiğiniz gibi gelişeceğine yönelik bir garanti yok ama duygu durumunuz ve beklentileriniz olanları etkileyecektir.
Ben genelde işe başlamakta ciddi zorluk çeken, başladığında da duramayan biriyimdir. Yazar da onu diyor; bir şeye başlamak için motivasyonu bekleme, çünkü motivasyon eylemden sonra gelir diyor.
Bir tartışmada ya da eleştiride kendini savunma diyor yazar; çünkü savunma mekanizması karşıdaki kişiyi daha da hararetli tartışmaya çekiyormuş. İnsan kendini savunmak istiyor, özellikle de benim gibi diyemediğiniz her şey için hayıflanan ve kafaya takan bir de çabuk sinirlenen biriyseniz. Ama düşününce, böyle düşündüğüne üzüldüm diyip geçmek çok daha kafa rahatlatıcı bir eylem olabilir. Kitapta yer alan Novaco Öfke Ölçeğinden 77 puan alarak ortalama birinden daha sinirli olduğumu da görmüş oldum.
Yazar olaylara farklı açıdan bakarsanız öfkenizle başa çıkabilirsiniz, öfkenizi yaratan sizsiniz diyor. Ben bunu anlamsız bulurken sayfa 166'da verdiği örnekle beraber kendisine farklı bir açıdan hak verdiğimi fark ettim. Yazar yatağından çıkan çocuğunuza bakış açınızı örnek olarak veriyor. Niye uyumadı diye düşünürseniz öfke duyar, ne güzel kendi başına yataktan çıkmayı öğrenmiş diye düşünürseniz memnuniyet duyarsınız diyor. Aslında biz bunu Polyannacılık olarak biliyoruz. Sinirliysen de düşünmeyi bırak ve kendini farklı bir işle meşgul tut diye öneriliyor.
Uygulamayı düşündüğüm şeylerden en basit ve bana makul geleni de karşındakini cezalandırmak yerine onu ödüllendir. Eşin yerleri silmesini beklemene rağmen silmedi, ama çöpü attı mı; çöpü attığı için teşekkür et. Yani yapmadığını görme de yaptığını öv. Böylece diğerlerini de yapmaya hevesli hale gelebilirmiş. Açıkçası iş hayatımda denedim bile.
Kişiselleştirme anlatılıyor kitapta, benim en çok yaptığım şeylerden biri. Misal iş bölümü yapılmış ve ben o an farklı bir görevdeyim. Hasta gelmiş, fakat iş arkadaşım mesaiye geç kalmış. Hastaya durumu açıklıyorum, fakat vicdan yapıp suçluluk hissediyorum. Hayır, vicdan muhakemesi yapması gereken kişi iş arkadaşım. O an ben farklı bir görev alanındayım. Böyle diyince kolay geliyor ama gel de duygularınla baş et.
Beynim hiç boş durmaz benim, sağolsun hep takacak bir şey bulur. Yazar da diyor ki bir hata mı yaptınız, zamanı geri alabiliyor musunuz, hayır. O halde aynı hatayı gelecekte yapmamayı öğrenirsiniz, o hata için üzülüp durmanın bir anlamı yok. Yani, psikolog arkadaşımın da zamanında şaka yollu dediği gibi; düşünme!
Eleştiriden rahatsız olmayın diyor yazar, küçüklükten beri de bize bu öğretilir; yapıcı eleştiri iyidir. Ama ya yıkıcı bir eleştiri varsa? Yazar bu konu hakkında da diyor ki yapıcı eleştiri varsa ders çıkarın, doğru olmayan bir eleştiriye maruz kaldıysanız da siz doğrusunu bildiğiniz için bunu umursamayın. Bu da çok basit duruyor ama değil işte.
279. sayfada da şundan bahsediliyor; eğer sizin için önemli insanları kaçırmaktan korktuğunuz için ilişkinizde aşağı rolleri kabul ederseniz karşınızdaki kişi size olan saygısını kaybeder ve ona sevgi açısından bağımlı olduğunuz için sizi bir yük olarak görür. Bu da bana doğru gelen bir düşünce oldu.
Mükemmelliyetçilikle ilgili de 280. sayfada şöyle bir cümle var: Bir hedefe ulaştığınızda, daha uzaktaki başka bir hedef hemen sizi cezbeder; böylece, dağın tepesine ulaşma zevkine hiç varamazsınız. Yani, önce hayalini gerçekleştirmenin zevkine var, kendine hemen yeni bir hedef koyma! Kısaca tadını çıkar!
Mükemmelliyetçilik de bahsedilen konulardan biri. Sayfa 357'de şöyle bir cümle var: "Mükemmelliyetçi iseniz, bir şeyi eksiksiz yapmak konusunda o kadar ısrarcısınızdır ki, onu ertelemeye başlarsınız. Evet! Bunun için de yazar diyor ki en mutlu anınızı düşünün. Şimdi bir de o en mutlu anınızdaki olumsuzluk ya da eksiklikleri düşünün, mutlaka vardır. En mutlu anımız bile mükemmel değilken neden her şeyde mükemmellik arıyoruz diyor.
Kısacası kitaba büyük beklentilerle başlamazsanız kitaptan kazanımlarınız olur diye düşünüyorum. Benim oldu. Ama mucize bekliyorsak maalesef o yok. Kitabı okuduğum için kendimi iyi hissetmiyorum Orada okuduğum çoğu uygulamayı çok da pratik bulmadım. Ama bazı şeyleri bilsek de başkalarından, özellikle de işin uzmanlarından, duymak daha iyi olabiliyor. Kitap bazı yerlerde tekrara düşüyor, bazen bazı konulardaki yaklaşımlarının zorlama olduğunu da düşünüyorum. Ama bana zaman zaman karıştırıp okumak için bir kaynak oldu. Benim için önemli olan yerleri de yazıp çizerek okuduğum için tekrar etmesi de kolay olacaktır. Fakat ilaç kısmı bana çok da gerekli gelmedi. Sonuçta tedavi uygulanacak ise bunu uygulayacak olan psikiyatristtir.
Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.