Gönderi

Yasakların Çığlığa Dönüşü
Puan vermedi·296 syf.··
2025 140. kitabı
Kitap, yudum yudum içilen zehir gibi. Erika, sevilmeyi bilmeyen bir kadın olarak karşımıza çıkıyor; aşkını gösterebilmenin tek yolunun şiddet olduğunu düşünüyor. Bu yüzden onu yargılamak imkânsız, başka yol bilmiyor. Kendine kesik attığı anlar, Klemmer’e yazdığı mektuplar, sınırlarımızı zorluyor, sinirlerimizi geren bir gerçekliği yaşıyor. Ama durmuyor, hep daha fazlasını istiyor; mümkün olsa kendini sonsuz bir ıstıraba mahkûm edecek kadar derin bir arzuyla dolu. Cinselliğini keşfedememiş bir kadın Erika. Kendi bedenine dokunması bile yasak. Bu yüzden, belki de ilk kez bir erkeği arzuladığında, ağır cezalandırılmak istiyor. Arzusunun büyüklüğünün ölçüsü aslında bu. Yasak koyan anne, cinselliği kötü ve cezalandırılması gereken bir şey olarak görüyor. Mantığında ters bir şey yok Erika’nın; yaşadığı hayat ona bu yasakların doğruluğunu öğretmiş. Bir akşam eve geldiğinde annesiyle arasında sadece tokatlaşmaktan ibaret olan sözsüz iletişim, aralarındaki çarpık ve acınası bağı bir kez daha yüzümüze vuruyor. Kızının hayatı karşısında endişelenen bir anne yok ortada. İletişim kurduğu tek kişi olan anne, acımasızca işkence ediyor kızına. Yazar çok net söylemese de, çaldığı piyano da Erika için bir işkence aleti gibi. Müzik, onu yalnızlaştırmış, başka çıkış yolu bırakmayacak şekilde mahkûm etmiş notalara. Erika piyanist olmaktan başka bir şey yapamaz, hayatta kalamaz, tek bir kaçış yolu bile yok. Annesinin evinde, ona rağmen Klemmer’i istiyor. Bu bir isyan, bir intikam aslında anneye karşı. Sonunda istediğine kavuşuyor ama istediği şekilde değil. Klemmer onun cinsel cazibesini yok sayıyor. Klemmer ona tecavüz ettiğinde ise Erika nihayet bunu istemediğini anlıyor; belki de Erika’nın hisleri ilk defa normale yaklaşıyor. Okuyucu çoktan farkında aslında, Erika mazoşist değil; işkenceden zevk almıyor, canı yanmıyor. O, donuk ve hissiz bir ruh hali içinde. Peki neden o mektubu yazıyor Erika? Neden acıdan zevk alacağını zannediyor? Çünkü çocukluğunda cinselliğin kötü ve cezalandırılması gereken bir şey olduğuna inandırılmış; bu yüzden ceza ile zevk arasında bir bağ kurmuş. Ne kadar çok ceza, o kadar çok zevk demek onun dünyasında. Kitabı çok daha rahatsız edici hale getiren şey ise yazarın da Erika’ya hak vermesi, onun tarafından yazması. Anneye duyulan nefret, onu canavarlaştıran ifadelerle öylesine sert ki, kim haklı diye düşünmüyoruz bile. Elfriede Jelinek okuyucuya sadece “Durum bu” diyor; soru sorma hakkımızı bile elimizden alıyor. Erika’nın geçmişini, geleceğini, nasıl böyle bir hale geldiğini tüm açıklığıyla veriyor ki ağzımızı açmayalım, soru sormayalım. Empati kuramayacağımız kadar sınırda bir karakter Erika. Hatta tanıdığımız hiç kimseye benzemiyor. Jelinek gerçekten eşsiz bir karakter yaratmış. İşkence birçok kitapta ve filmde işlenmiş olabilir ama Erika’yı onlardan ayıran bir şey var: o mazoşist değil. Zevk almıyor, canı yanmıyor, hissetmiyor. Bu farklılık, onun travmasının büyüklüğünü ortaya koyuyor. Elfriede Jelinek “Piyanist” ile bizlere korkunç ama gerçek bir hikâyeyi sunuyor. Erika’nın dünyasında cinsellik, sevgi ve arzular baskı, yasak ve şiddetin içinde yoğrulmuş.
Edebiyat
PiyanistElfriede Jelinek · Notos Kitap · 2013381 okunma
··
284 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.