Yaklaşık 10 sene önce...
Öğrenci olarak yaşadığım İzmir'de sıradan bir yaz günü... Sıcaklık katlanılmaz derecede, İngilizce kursundan çıktım yürüyorum.
Bir Alsancak havası aldıktan sonra kordon boyunca yürüyüp Konak iskelede biraz soluklanmak, denizi izlemek niyetindeyim. Alsancak meydana gelince arka arkaya dizilmiş 3 çift at görüyorum. Taksi durağı gibi. Onları kontrol eden binicileri, ellerinde kırbaçlar. Yanlarından geçerken gözüm en öndeki ata takılıyor. Yorgun, bitik, bunalmış, çaresiz. Bu lanet sıcağın altında, tam öğle sıcağının en kavurucu anında asfaltın üstünde, vicdanını unutmuş birilerinin para verip gelip kendilerini gezdirmek istemesini bekliyor. Kuyruğu çaresizce sallanıyor, arka bacaklarındaki sinekleri kovmak için, takati kalmamış artık. O kadar yorgun görünüyor ki içim acıyor. Ulan diyorum, nasıl oluyor da bu hayvanları bu sıcakta koşturuyorlar, boktan bir keyif için. At sabit bir şekilde yere bakıyor, çaresizce bekliyor. Belki artık ölmeyi istiyor, çünkü bu zindandan bu kırbaçlardan kurtulması imkansız. Ancak çok yaşlanması lazım, iplerinden kurtulup ''ormana atılmak'' için.
...
10 sene sonra...
Nereden bilebilirdim o gün yaşadığım o korkunç duyguları ve acıma hissini bir kitapta bulabileceğimi...
Elimde Anna Sewell isimli bir yazarın Siyah İnci isimli nahif kitabı.
Yazarımız, bir kas hastalığına yakalanıyor ve yatalak oluyor. Ve geri kalan hayatında bir yerden bir yere gitmek için, iki tekerlekli bir at arabasına bağımlı kalıyor. Hastalığı ölümcül bir seviyeye gelip, öleceğini anlayınca bir kitap yazmak istiyor.
Kitapta özellikle atlar üzerinden bir hayvan hakları haykırışı var. Siyah İnci başta olmak üzere kitapta birçok at var, hepsinin kaderi birbirinden farklı. Bazısı şanslı, ama birçoğu çok şanssız. Eziyet denen fiil, canlılar içinde bir tek insanda mevcut. Bunu bu kitabında şahane işliyor...
...
Peki bu kitap beni neden bu kadar etkiledi?
Öncelikle hayvanlar, özellikle sokak hayvanları konusunda çok hassasım. Çöpten yiyecek arayan kedi, köpek gördüğüm an içim simsiyah oluyor mutsuzluktan. Gidip onlara mama veriyorum ama sonra aklıma daha böyle binlerce kedi köpek olduğu geliyor. Çaresizce bir lokma arayan.
Haberlere bakıyorum. Arabanın arkasına bağlanıp sırf keyif için, patileri yanarak ve ciğerleri patlayarak koşturulan köpekler.
Birileri rahatsız oluyor diye zehirlenen kediler köpekler.
Eros gibi, apartmanda masum masum yaşarken, bir cani tarafından dakikalarca dövülerek öldürülen kediler.
Gökyüzünde uçması gereken, sırf rengi beyaz, ya da taklacı diye yakalanarak bir yere tıkılıp sömürülen kuşlar.
Turistik bölgelerde, cehennem sıcağı altında sabahtan akşama kadar koşturulan atlar. Bir de bu atları yaşlanınca ölsün diye ormana bırakıyorlar.
Mesela bugün de haberlerde gördüm, ciğeri beş kuruş etmeyen herifin biri, güzel bir atı tren raylarına bağlamış. Makinist şansa son anda görüp durabilmiş.
Neden mesela? Neden insanoğlu bu kadar iğrençleşti?
Yakın çevremden en çok duyduğum sorudur, Kaan neden insanlara karşı bu kadar soğuksun, neden insanları sevmiyorsun?
Çünkü insan, bu dünyanın başına gelen en kötü en iğrenç şey.
Bencillik, insanoğlunu esir almış durumda. Eğer bir kafede tavuk döner yerken, yanınıza gelen kediye köpeğe bir parça yemek vermiyorsanız, üzgünüm ama kötü ve vicdansız bir insansınız.
Çöp konteynerinin dibindeki poşetlerden iki lokma yemek arayan hayvanları gördüğünüzde içiniz acımıyorsa, üzgünüm ama kötüsünüz.
Vicdanını nerede kaybetti insanoğlu bilmiyorum, ne ara bu kadar kalpsiz, bu kadar bencil olduk bilmiyorum.
Bu inceleme, kitap özelinden çıkıp hayvan hakları konusuna yoğunlaştı evet ama bunları söylemeden bu incelemeyi yazamazdım.
Çok ütopik biliyorum ama, insanların hayvanlarla mutlu mesut bir arada yaşadığı, şahane bir evren hayal ediyorum bazen. Köpeklerle oynuyoruz, kedileri koynumuza sokuyoruz, atları seviyoruz, karıncalara ekmek veriyoruz, kuşları besliyoruz. Her canlı mutlu. Gerçek olamayacak kadar şahane bir hayal bu. Ve ne yazık ki her zaman hayal olarak kalacak, çünkü insanoğlu, karakteristik anlamda ciddi bir evrim geçirdi. İnsanlığımızı, vicdanımızı, merhametimizi kaybettik.
Bu hayvanlara bu derece düşmanlık gerçekten çok fazla!
Hayvanların bir suçu yok, onların ağzı var dili yok, bizim merhametimize bakıyor hayatları...
Lütfen; hayvanları sevmeseniz bile zarar vermeyin. Besleyenlere ve sevenlere de düşman muamelesi yapmayın.
Lütfen; yaklaşan yaz ayı için mahallenizde belli bölgelere bir kap su koyun.
Ve lütfen bir köpeğin başını bir kere okşamayı deneyin.
Ne güzeldi o şarkı sözü;
Bütün insanlar suçlu değildir ama BÜTÜN HAYVANLAR MASUMDUR..!!
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma