Uzun zamandır bir kitap beni bu kadar sarsmamıştı.
Franz Kafka'nın ‘Babaya Mektup’ adlı eserini okurken, sadece bir mektubu değil, iç hesaplaşmayı, bastırılmış duyguları ve söylenemeyen tüm cümleleri okudum.
Kitabın dili sade ama etkisi derin. Sayfalar ilerledikçe kelimeler gözümün önünden değil, kalbimden geçti.
İtiraf etmeliyim, bir yerden sonra gözyaşlarım kontrolü ele aldı. Kafka’nın hissettirdikleri öyle güçlüydü ki, anlatılan ne kadar kişisel görünse de, sanki insanın kendi iç sesi gibiydi. Anlatmak istediklerini öyle içten ve katmanlı işlemiş ki, kitap 300 sayfa da olsaydı yine soluksuz okurdum. Çünkü bazı kitaplar uzunluğu değil, derinliğiyle okuru içine çeker.
Bazen yalnızlık, bazen anlaşılmama korkusu, bazen de sevgiyle çatışan öfke öyle güzel harmanlanmış ki, insan okurken hem üzülüyor hem de kendini sorguluyor.
Bu kitap, sadece Kafka’yı değil, kendimizi de daha iyi anlamamıza sebep oluyor.
Yalnız hissettiğinde, belki de sadece biri gibi düşündüğünü fark edersin.
İyi okumalar…
Franz KafkaBabaya Mektup