Özgürlük nedir?
Legal olarak ve başkalarının sınırlarını aşmayacak şekilde yaptıklarımıza “özgürce” diyoruz.
Alışveriş yapıyoruz, geziye çıkıyoruz, işe gidiyoruz vs...
Peki, bizler ne kadar özgürüz ya da kendimizi ne kadar özgür zannediyoruz?
Jean-Jacques Rousseau kitabında, "Özgürlüğün insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım; özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." der.
Eğer elimizde imkân varsa, yapmak istediğimiz şeyi zaten yapıyoruz. Ama önemli olan, bir şeyi yapmak istemiyorsak onu yapmamamızdır.
Alışverişe gittiğimizde yeni bir şeyler aldığımızda veya istediğimiz yere gittiğimizde bunun adı özgürlük olmuyor.
“Özgürlüğü her istediğini yapmak sanan insanlar, aslında arzularının kölesidir.”
Bisiklet süren bir insanın yüzüne çarpan o rüzgar… Anlatması, tarifi çok zor bir şeydir.
Bilenler bilir; o an kendinizi hiç olmadığı kadar özgür, hiç olmadığı kadar hayatı yaşıyormuş gibi hissedersiniz.
İşte bu hikayemizde de, özgür olmaya çalışan bir martının hikayesini anlatıyoruz: Martı Jonathan.
Diğerlerinden farklı bir kuş… Bütün sürünün amacı karınlarını doyurmak için uçarken, bizim martımız uçmaktan büyük bir keyif almaktadır.
Sürünün yaptıklarını reddeder. O, sadece uçmak isteyen ve özgür olmak isteyen bir martıdır.
Tabii sürüye karşı geldiği için Martı Konseyi onu sürüden kovar.
Martı Jonathan kendisini daha iyi bir şekilde uçmaya adar ve bu konuda hep çalışır.
Gece gündüz uçar ve kendi hız rekorlarını kırar.
Kendisini sürekli geliştirmeye çalışır ama aynı zamanda da sürüdeki diğer martılar adına üzülür.
Kanatları varken, istedikleri yere uçabilecekken, sadece günübirlik yaşamayı ve karınlarını doyurmaya çalışmalarını bir türlü anlayamaz.
Sanki bir masal kitabı gibi olan bu kitabımız Martı Jonathan Livingston , aslında çok derin bir felsefeyi anlatıyor bizlere.
Sanki günlük hayatımızdan bir parça gibi…
Martımız Jonathan, evet uçmayı öğrenmişti ama bunun için ödediği bir bedel vardı.
Ama o, ödediği bedel için hiç pişman değildi.
Bunu bir insana çevirdiğimiz zaman, aslında Martı Jonathan’ın bahsettiği “uçmak”, bir insanın “potansiyeli” olarak çevrilebilir.
Her insanın içinde çok büyük bir potansiyel vardır.
Ama ona ulaşmak için çok büyük bir çaba sarf etmeniz ve bu yolda karşınıza çıkacak sonuçlara katlanmanız gerekmektedir.
Kitapta da geçtiği gibi:
“Bizi sınırlayan her şeyi bir tarafa atmalıyız.”
“Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun; bedenlerinizin zincirlerini kırın...”
Bizi sınırlayan şey yine sadece bizleriz.
Bu dünyaya bir geliş amacımızın olması lazım.
Sadece yemek yiyerek, uyuyarak bir hayat geçmez.
Çok affedersiniz; bunu hayvanlar da yapıyor.
Peki, bizi onlardan ayıran şey ne?
Özgürlük, bizim zihinlerimizdedir.
Önce zihnimizin içindeki zincirleri kırmamız lazım ve bu hayattaki amacımız neyse, ona yönelmeliyiz.
Peki, bu hayattaki amacımız ne?
İçimizde yaşayan
Gerçek Martı jonathan'lara...