Gönderi

6/10
·448 syf.··
2025 78. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2025 12:38
Bu kitaba karşı ne hissetmem lazım pek emin değilim. İnceleme tamamen kişisel düşüncelerimden oluşacağından ilk başta yazım hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle kitabın dili oldukça akıcı, kendi içinde tekrara düşmemiş. Olayları hazmedebilirseniz bir günde rahatça okunabilir. Evren güzel bir temele oturtulmuş okurken bir ipucu sizi diğerine yönlendiriyor ve bu şekilde okumak kesinlikle keyif veriyor. Gerilim, gizem türünü severseniz öneririm ancak kitap birçok tetikleyici unsur içermekte. Gel gelelim beni düşündüren kısma. Kitabımız 450 sayfa ve ilk 150 (?) sayfa dışında kalan yerlerde hep t*cavüz ve buna dair travmayı okuyoruz. Yazar bunu yazarken neyin doğru neyin yanlış olduğunu gayet bilerek aktarmış. Kesinlikle bir güzelleme yok. Ancak 300 sayfa bunu okumak bana doğru gelmiyor. Toplumumuzda her gün kaç tane kadın t*cavüze uğruyor, kaç tane kadın bu yüzden kendisini öldürüyor malumunuz. Bu yüzden ben bu konunun kitaplarda işlenmesinden çok rahatsız oluyorum. Çünkü bir şeyi ne kadar çok acı unsuru olarak kullanırsanız o şey o kadar normalleşir. Bir şeyi sürekli konuşursanız o şey eninde sonunda normalleşir. Bir kadının t*cavüze uğraması neredeyse her kitapta acı unsuru olarak sunuluyor ve bu kadar çok işlenmesi bir gün "Tüm kadınlar t*cavüze uğruyor, ben de uğradım ve o adamın ceza almayacağını biliyorum. Ne kadar kötü olursa olsun kadın olunca t*cavüz kaçınılmazmış." düşüncesine evrilecek. Bu konuyu işlemek kesinlikle zor insanlar t*cavüzcüsüne aşık olan kadını yazarken ben düzenbazı direkt olarak eleştiremem. Dediğim gibi yazar ne yazdığının bilincinde ancak ben bazı şeylerin işleniyorsa bile 300 sayfa boyunca o travmayı -ne kadar iyi anlatsa da- anlatmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Ki bu kitabı okuyan her kadının tetikleneceğinden de eminim. Bu en başta sadece Gökhan ve Çağrı olayı olarak kalsa bile oldukça sıkıntılı bir konu bence. Umarım dediklerim yanlış anlaşılmaz, sansür olsun demiyorum asla ancak bir yazar bazı şeyleri kaleme alırken acı unsuru olarak kullanacağı şey t*cavüzse ve bunun yerine başka bir acı ekleyebiliyorsa seçenekleri değerlendirmeli diye düşünüyorum. Ne yazık ki artık t*cavüzü acı olarak işlemek günümüzde kolaya kaçmaktan başka bir şey olarak gözükmüyor gözümde. İyi okumalar
Edebiyat
DüzenbazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025580 okunma
·
957 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sizin beni anladığınız gibi ben de kaygılarınızı çok iyi şekilde anladım. Düşünce şeklinize hak verebiliyorum. Serinin en çok istismar üzerinde duran ve duygusal olarak ağır kitabı Düzenbaz'dı diyebilirim. Devamı biraz daha olay odaklı ilerleyecek ^^
Merhaba! Öncelikle yorumun için çok teşekkür ederim. Kitabımda tecavüz/taciz eleştirisine neden bu kadar çok yer verdiğimi açıklamak istedim yorumunu okuduktan sonra. Amacım hiçbir zaman bunu bir acı unsuru olarak kullanmak değildi. (Çok minik de olsa ilk iki kitapta sezdirilmiş bir spoiler içerebilir bu yazım.) Türkiye'de aile içi şiddet hem fiziki hem de sözlü olarak had safhada. Afra'yı babasından duygusal anlamda tamamen koparan olay ise üvey abisinin onu taciz etmesi ve babasının ona inanmaması. Bu tarz örnekleri maalesef hem ülkemizde, hem dünyada çokça görüyoruz. Bu yüzden ilk kitapta Afra evdekilere alıştığında bile bu korku zihninin bir yerinde her zaman asılı kalıyor. Geçmişinden dolayı ise Afra erkeklere hayatı boyunca genelde güvensiz yaklaşıyor. Güvendiği tek bir erkek vardı, o da... eh. Karakterler zihnimden kağıda akıp giderken ister istemez büyüdüğüm, bir parçası olduğum toplumdaki korkular ve gerçekler de satırlara yansıyor. Şöyle düşünün, klasik kitapları okuduğumuzda o çağla ilgili birçok sosyal yapı gözümüzün önüne seriliyor. O dönem evlilikler nasıl oluyor, toplumun ahlaki kuralları hangi sınırlarda katı, seyahatler nasıl gerçekleşiyor, zenginlik belirtileri neler, duygular nasıl ifade ediliyor... Biri yıllar sonra yazdığım bu seriyi okuduğunda ise bir kadının bu yıllardaki kaygılarını, korkularını görebilmesini istiyorum. Söylediğiniz gibi, gerçekten çok hassas bir konu ve bunu incelikle işlemeye çalışıyorum. Umarım başarabiliyorumdur. Bu konuda Afra'nın yaşadıklarının benzerini yaşayanlardan ya da aynı korkulara, aynı hislere sahip olan insanlardan çok güzel dönüşler alıyorum. Yalnız hissetmediklerini söylüyorlar ve bu beni mutlu ediyor. Şimdi biraz spoilerlı kısma geliyorum. Tecavüz kitapta bilerek bir acı unsuru olarak kullanılmadı, yani 'acı çeksinler ya ne eklesem geçmişlerine' tarzı hiç düşünmedim. Karakterler kendi kendilerini yazdı. (spoiler!) Ana kötü karakterimiz Ölüm'ün (yani kişilik bozukluğu başlamadan önce Kıyı'nın) bu noktaya gelmesinin nedeni annesi tarafından düzenli olarak istismara uğraması. Hiçbir kişiliğinin cinselliğe bir arzusu yok, isteği yok, onun için gereksiz ama insanlara acı çektirebileceğini bildiği bir eylem. Serinin devamında Düzenbaz'da verdiği görevleri neden verdiğini fark ettiğinde kendinde bir kırılma noktası oluşuyor ve yaşadıklarını tutsaklara anlatmak istiyor. İlerleyen kitaplarda ise istismarın erkeklerin de başına geldiğinin ve onlar bunu anlattığında insanların inanmasının çok zor olduğunun eleştirileri de var. (spoiler sonu) Kitabı yazmaya başlarken kötü karakterim tamamen istismar tarafından parçalanmış, bir zamanlar normal bir insan olan biriyken ana karakterim de korku dolu bir karakter olarak zihnimde oluştu. Altı yıl önce, lisede ilk kez Oyunbaz'ı yazmaya başladığımda bu tarz vakaları çok araştırıyordum ve önüme çıkan haberlerden etkileniyordum. Belki de karakterlerimin temel acısının nedeninin bu olması o dönemlerdeki üzüntümden kaynaklı olabilir. Yazdığınız kaygıları çok iyi anladım okurken ama benim için hiçbir zaman kolaya kaçmak değildi istismarı yazmak. Bağıra bağıra, çığlık atarak anlatmak istediğim arkadaşlarımın, tanımadığım kadınların hikayelerini ancak bir nebze yazabildim diyebilirim. :') Şu yaşımla bu seriyi yazsam muhtemelen yazamazdım. 5-6 yıl önce yazdığım satırları okumak bana bile ağır geliyor. Bu yüzden gerekli yerleri kendim sansürlüyorum ama insanlara daha önce sunduğum halinden çok da uzaklaştırmamaya çalışıyorum diyebilirim. Okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ederim ^^
Nisanur
Gönderi Sahibi
Öncelikle rica ederim. Kaygınız hissediliyor okurken evet burada bir amaç var, güzel de (bu konu ne kadar güzel olabilirse) işlenmiş dedirtiyor. İstismar elbet işlenebilir Oyunbaz- Düzenbaz belki bunun için iyi örneklerden birisi ancak benim takıldığım nokta günümüzde tüm kitaplarda bunun işlenmesi ve işlendikçe olayın normalleşmesi (ne yazık ki yaşadığımız dünyada neye maruz kalırsak o normalleşiyor). Dizilerde kadına şiddet senelerce "kötü" olarak gösterildi ama gösterildi. Günümüzde kadına şiddetin boyutu hepimizin gözlerinin önünde. Bir kadın olarak; benzerleri ile imtihan edilmiş bir kadın olarak, bu durumun bu kadar çok sanat eserlerinde iyi veya kötü şekilde kullanılması bende kaygı oluşturmaya başladı. İncelemede de belirttim Düzenbaz burada içsel kaygıyı yaşananları güzel yansıtmış ancak vasat bir şekilde yansıtan ya da bunu marifet gibi gösteren eserler de oldukça bunların sayısı her geçen gün çoğaldıkça benim tahammülüm kalmadı. İyisine de kötüsüne de. Bu tabii ki kişisel bir tercih. Karakterlerin belli motivasyonları(?) travmaları olabilir. Şu veya bu sebepten bunları yapmış olabilirler. Biz zihnimizde bir evren yaratıp oradaki insanlara kişilik atfediyoruz yazarken bu tip şeyleri eklemek çok normal. Çünkü yaşayan insan taklidinden öteye gidemiyoruz ve yaşayan insanlar içinde böyle birçok örnek yer almakta. Bu kısımda sizi anlıyorum. Yine de ikinci kitabın neredeyse tüm amacı bu istismar psikolojisini anlatmaktı. Bir kadının ya da bir erkeğin yaşadığı istismarın psikolojisini iyi bir metinde okumak gerekli tabii ki. Ancak kitabımız 450 sayfa ve 300 sayfası bu istismardan oluşuyor hatta anladığım kadarıyla üçüncü kitapta da bu durum devam edecek. Bu kadar uzatılması da benim okuma geçmişime ve yargılarıma göre doğru değil. Yine de bu psikolojiyi başarılı bir şekilde işlediğiniz için tebrik ederim. Bu kişisel bir görüş sonuçta ♡