Büyük, üstün, verimli tinlere duyulan inanç, bu tinIerin insanüstü kökenleri olduğuna ve bilgilerini öteki insanlardan çok farklı yollardan edinmelerini sağlayan bazı mucizevi yeteneklere sahip olduklarına ilişkin tamamen ya da yarı yarıya dinsel bir batıl inançla, zorunlu olmasa da sıklıkla bağlantılıdır. Onlara dünyanın özüne adeta bir görünüş örtüsünün üstündeki delikten bakar gibi dolaysızca bakma özelliği atfedilir ve bu mucizevi kâhin bakışı sayesinde bi!imin meşakkatini ve zahmetini çekmeden, insan ve dünya hakkında nihai ve kesin şeyler söyleyebildiklerine inanılır. Bilgi - alanında hâlâ mucizeye inananlar bulunduğu sürece, inananların büyük tinlere mutlak bir biçimde tabi oluşlarıyla kendi tinlerine gelişme süresi içinde en iyi disiplini ve eğitimi sağlamaları bakımından, bunun inananlara da bir yararının dokunduğu belki kabul edilebilir. Buna karşılık dehaya, onun ayrıcalıklarına ve özel yeteneklerine duyulan batıl inancın dehanın içinde kök saldığında, onun için de yararlı olduğu en azından kuşkuludur. Her halükârda ister ünlü Sezar ürpertisi olsun, isterse burada ele alınan deha-ürpertisi, insanın kendi kendisinden ürperti duyması tehlikeli bir belirtidir; haklı olarak, sadece bir tanrı için yakılan kurban tütsüsü beynine sızdığında sendelemeye ve kendini insanüstü bir şey sanmaya başlar deha. Bu durumun yavaş yavaş ortaya çıkan sonuçları ise şöyledir: sorumsuzluk ve istisnai haklara sahip olma duygusu, orada oluşuyla bile lütufta bulunuyor olma inancı, kendisini başkalarıyla kıyaslama ve hatta kendisine daha düşük bir değer biçilip, yapıtındaki eksik yanların gün ışığına çıkartılması çabası karşısında bile duyulan çılgınca öfke. Deha kendi kendisini eleştirmeye son verdiğinde, kanatlarındaki telekler birer birer dökülür sonunda: o batıl inanç, enerjisinin köküne kibrit suyu eker ve enerjisi tamamen tükendiğinde belki de bir ikiyüzlü yapar onu. Bu yüzden büyük tinler açısından, kendi enerjileri ve bunun kökeni hakkında kavrayış sahibi olmaları, yani içlerinde hangi saf insani niteliklerin birleştiğini, hangi şanslı koşulların da bunlara eklendiğini kavramaları, herhalde daha yararlıdır: demek ki önce kalıcı bir enerji, tek tek hedeflere kararlılıkla yönelme, büyük bir kişisel cesaret, sonra en iyi öğretmenleri, örnekleri, yöntemleri erkenden sunan bir eğitim şansı. Elbette, olabilecek en büyük etkiyi uyandırmayı hedeflediğinde, kendini pek tanımıyor oluşunun ve yarı deliliğinin
de buna eklenmesinin her zaman büyük katkısı olmuştur bu duruma; çünkü tüm zamanlarda tam da insanları istençsiz kılmalarını ve doğaüstü önderlerin peşinden gitme çılgınlığına sürüklenmelerini sağlayan o enerji hayranlık uyandırmış ve kıskanılmıştır dâhilerde. Birisinin doğaüstü güçlere sahip olduğuna İnanmak, heyecanlandırır ve coşturur insanları: bu bakımdan Platon'un dediği gibi delilik en büyük kutsamaları getirmiştir insanların üzerine. – Tek tek ender durumlarda bu bir parça delilik, dört bir yana doğru taşan bir doğanın bir arada tutulmasına yarayan bir araç da olmuş olabilir: bireylerin yaşamında da sanrılar, kendi başına birer zehir olan ilaçlar kadar değerlidirler sık sık: ancak kendi tanrısallığına inanan "dâhi"de, "dâhi" yaşlandığı ölçüde belli eder kendini zehir sonunda; Napolyon örneğini anımsayalım: elbette tam bu kendi kendisine ve talihine duyduğu inanç ve bu inançtan kaynaklanan insanları aşağılama yüzünden özünü muazzam bir bütün haline getirmiş ve onu tüm modern insanların arasından yükseltmiştir, ama sonunda yine bu inanç adeta çılgınca bir yazgıcılığa dönüşmüş, onun basiretini bağlamış ve çöküşünün nedeni olmuştur.
Sayfa 127 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu