Zorba'yı okurken Ege’nin iki yakasını birleştiren ortak kültürün ete kemiğe bürünmüş halini okur gibi hissediyoruz. Yunanlı bir yazarın kaleminden çıkmış ama satır aralarında bize, Anadolu’ya, bizim insanımıza dair pek çok şey fısıldıyor. Hatta öyle ki kitabın kapağında zeybek oynayan bir figür var; mesela iç sayfalarda bir yerlerde birinin “İki keklik” türküsünü söylediğini bile duyabiliyorsunuz.
Dini atıflarla yazılmış bir roman Zorba. Ancak ilginçtir, Türkiye’de bu tonda bir roman yazmak zordur; çünkü bizde din çoğunlukla ya kutsanır ya dışlanır – ama anlatılmaz. Kazancakis’in romanında Hristiyanlık yer yer hicvedilse de aslında dini motifler karakterlerin hayatına işleyen, öğretici ve düşündürücü bir arka plan olarak duruyor. Bu haliyle bile kendi dinleri üzerine yazılmış birçok metinden daha çok şey anlatıyor – çünkü gösteriyor.
Zorba çok etkileyici bir karakter. Ama ne kadar etkileniyorsun ya da ne kadar sevebiliyorsun, bu biraz da senin kim olduğuna, hayatının hangi döneminde olduğuna bağlı. Gençken başka bir yerinden tutuyorsun Zorba’yı, yaş aldıkça bambaşka şeyler söylüyor sana. Kadınsan başka, erkeksen başka türlü geçiyor içine. Ama her hâlükârda gerçek bir karakter.
Bu müthiş karakterden bir söz ile bitireyim bu yazıyı:
“İyi de olsa, kötü de olsa insan insandır be patron...”