Onlar da Galata, Beyoğlu gibi frenk semtlerinde yerleşirlerdi, fakat yerleştikleri mahallede müslümanlığın nûru belirir, beş vakitte ezan işitilir, aşmalı minare, gölgeli mescid peydâ olur; sokak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hâsılı o toprağın o köşesi îmâna gelirdi;Beyoğlu’nu ve Galata’yı saran yeni yapıların yığını arasında o mescidlerden, o türbelerden bir ikisi kaldı da gördük ki cedlerimiz o kefere frenk mahallelerinin toprağına böyle nüfûz ederlerdi.Biz bugünün Türkleri bilâkis Şişli, Nişantaşı, Kadıköy, Moda gibi küçücük bir şehri andıran yerlere yerleştik, fakat o yerler müslüman rûhundan ârî, çorak ve kurudur.Bir Üsküdar’a bakınız bir de Kadıköyü’ne, Üsküdarın yanında Kadıköy Tatavla’yı andırır. Eski Türklerin rûhlan ile yeni Türklerin rûhları arasındaki farkı anlamak isterseniz bu son asırda peydâ olan semtlerle İstanbul içlerini mukayese ediniz.Medenileştikçe müslümanlıktan çıktığımızı tabiî ve hoş gören eblehler uzağı değil Balkan Devletleri nin şehirlerine kadar gitsinler. Görürler ki baştan başa yenileşen o şehirlerin her tarafında çan kule leri yükselir, pazar ve yortu günleri çan sesleri işitilir. Manzara halkın dînini ve milliyetini hatırlatır. O şehirler bizim yeni semtlerimiz gibi millî rûhtan ârî değildirler.Aziz İstanbul, s.141
Artık Türk milletinin rûhu bir râyiha gibi uçtu mu?
Hayır büyük kütlede yine o rûh var fakat biz son nesil bir sürü gibi büyük kaafileden uzaklaştık, kaybolduk, fakat daha uzağa gitmiyeceğiz, döneceğiz, tekrar büyük kaafileye iltihâk edeceğiz, yeni tarzda yaşayışla cedlerimizin diyanetini mezcedip, bizi bu çoraklıktan, bu karanlıktan, bu ufunetten kurtaracak mürşidler, şâirler, edîbler, hatîbler yetişmedi fakat gaayet tabiî bir revişle bü yük kaafileye kendi kendimize döneceğiz.
Aziz İstanbul, s.141