Bu kitap bana resmen Doğu Ekspresinde Cinayet ’in köpüklü türk kahveli versiyonunu anımsattı. Karanlık, şık ve gizemli bir atmosfer; içine sinsice serpiştirilmiş sırlar ve her bakışta “Sen mi yaptın?” dedirten anlar… Ancak bu kez hikaye, bir tren vagonu değil, bir fincan kahvenin içinde başlıyor.
Bir kişi acı bir Türk kahvesinden ölüyor. Kırk yıl hatırı olan kahve, bu sefer saklı bir sırrı derinlere gömüyor. Herkes şüpheli ama kimsenin “ben yapmadım” demesi inandırıcı değil. Bu noktada roman, sadece bir gizem değil derin karakter çözümlemeleriyle içime işliyor.
Agatha Christie, karakterlerin ruhundaki çatlakları ustalıkla açığa çıkartmış. Herkesin geçmişinde unutulmamış sırlar var tıpkı telve gibi. Karıştırdıkça dibe çöken, ama orada hep kalan…
Olay örgüsü yalın, ama her sayfasında merak ateşini harlıyor. Her bölümde gerçeğe yaklaşırken bir cümleyle tekrar başa dönüyorum. Agatha Christie ’nin ters köşe ustalığını bu yüzden seviyorum.
Eğer benim gibi psikolojik derinliği ve karakter merkezli gizemleri seviyorsan, Acı Kahve tam sana göre. Bu sefer tren düdüğü yok, kahve fincanının kenarındaki dudak izleri ve cevapsız sorular var.
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 199911,5bin okunma