Üç kitap birlikte…
Erotik Poetika…
Enteresan bir okuma yaptım. Kendi içinizde müthiş bir tartışmaya gireceksiniz ister istemez. Sakin bir zamanda okumanızı tavsiye ediyorum. Edebi dili ve kurgusu çok tatmin edici. Kitabın konusunu anlatmaktansa hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum.
Kabanlardan T. ve İsmail P. arasında geçen sohbetler oldukça ilginç. Randevuevine gitmek için sözleştiler. İkisi de biraz erken gelmişti ve daha bir saatleri vardı. Bu süre zarfında randevuevinin iki üç bina gerisinde kalan bir kafede oturmaya karar verdiler. Sonra üç kişi oldular. Aralarındaki sohbet yaşamın ta kendisiydi. Bazılarını tekrar tekrar okudum. Yaşama dair o kadar çok kavram üzerine düşüneceksiniz ki okurken, belki de o kavramlarla ilgili kendi hayatınızla olan bağını aklınıza getireceksiniz.
Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman’ı, gölge yazarlıktan Öykü Prospektüsü ve Orhan Pamuk’tan yardım istediği mektupların çok ötesinde derinliği olan bir anlatı olarak düşünüyorum. Farklı anlatım teknikleri paragraf içlerine öyle bir yedirilmiş ki, damakta bıraktığı tat enfes.
Ecce Novel
Ecce Homo
Ecce Vivet
Diorama
Zehre Hanım’ın sevgilisi Zemher’in kullandığı arabada yağmurun da etkisiyle kaza yapmaları sonucu yaşamını yitirmesi ile başladığı kitap gerçek ve hayal arasında ama yaşamın ta kendisiyle devam etti. Hep yaşam yaşam dedik ölüm de akla düştü. Sanki kitabın başlarında hiç kayıp yaşamamış gibi.
Birbirinden bağımsız parçaların fotoğrafın bütünlüğünü oluşturması gibi, kitapta da farklı kişi, nesne, mekan ya da olaylar birbiriyle bağ içinde hareket ediyor.
Ana yoldan ayrılıp farklı güzergahlardaki manzaranın tadını çıkarmak isteyenlere…
Kitabı okurken okuyucu da dış dünyayla olan ilişkilerini mutlaka gözden geçirecektir diye düşünüyorum. Çünkü kitabın içerisindeki kavramlar üzerinden hayal ettiklerimiz, eyleme geçtiklerimiz ya da durup sadece izlediklerimiz akıllara geliyor ister istemez.
Hayat dediğimiz süreç her insan için farklı anlamlardan oluşuyor. Bazen bulup bazen kaybediyoruz. Bazen de kırık dökük yeni emanetçisine devrediyoruz, bekçisi olduğumuz her şeyi. Bulmak istemediğimiz bir arayış içerisinde elimizdekine sahip çıkmak kolay geliyor.
Dünya üzerindeki canlı cansız her şey birbirine görünmez bir zincir ile bağlı sanki ve günün birinde bütünü oluşturan bir halkaya tekrar rastlıyoruz.
Yaşama dair cümlelerin büründüğü edebi kimlik çok etkiledi beni. Okuyucunun üzerinde ise pot durmayan bir kıyafet gibi her birini gündelik yaşamın içinde kuşanıp yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü dar ya da bol gelen kısımları gözümüzü rahatsız ediyor. O yüzden göz teması kurmaktan çekindiğimiz her ne varsa yazar paragraf aralarına tarlaya tohum atar gibi serpiştirmiş. Zihninde büyütmek ise okuyucuya kalmış.