Serinin üçüncü kitabı Tanyeri Horozları’nda, ada artık yavaş yavaş bir düzene kavuşmaya başlamıştır. Her köşesi cennet gibi olan bu adaya insanlar bağlanmaya, burayı gerçekten sevmeye başlamıştır.
Poyraz ile Zehra’nın dillere destan kara sevdasını ada halkı bilmektedir; ancak Poyraz’ın peşindeki katiller ve Musa Kazım Ağaefendi’nin Girit’e dönme hayalleri, bu aşkın kavuşmasına engel olur.
Öte yandan, Nişancı Veli, yıllar önce terk ettiği karısı Sultan’ı bulmak için köyüne döner. Şimdi tek arzusu, onu yeniden bulup adaya getirmektir. Başarabilecek midir, merakla izlenir.
Musa Kazım Efendi ise tüm çabasına rağmen Girit hayalinden vazgeçmez. Bu uğurda her yolu denemeye kararlıdır.
Adada büyük bir değişim yaşanır. Anadolu’dan gelen muhacirler, Vasili ve Poyraz başta olmak üzere ada halkı tarafından sevgiyle karşılanır ve yerleştirilir. Herkes el birliğiyle onların ihtiyaçlarını karşılar.
Adanın bütün zenginlikleri — zeytin, incir, nar, şeftali, üzüm ve bal — ortak mal sayılır. Elde edilen gelir köyün ortak hesabında toplanır. Doktor gözetiminde yönetilen bu hesap, zor duruma düşen herkesin yardımına koşar. Ayrıca bir okul da açılır ve çocuklar düzenli olarak eğitim almaya başlar.
Bu dayanışma, yardımlaşma ve umut dolu yeni yaşam biçimi, okuyucunun içini ısıtır. “Keşke böyle bir yerde yaşasam, bu insanlar benim komşularım olsa,” dememek elde değildir.
Ancak her şey bu kadar huzurlu değildir. Poyraz’ın savaş yıllarından kalan psikolojik yaraları, onun mutlu olmasına engel olmaktadır. Bu derin travmayı, sevgiyle aşabilecek midir?
Ve en önemlisi: Adaya gizlice gelen ve Poyraz’ı öldürmeye ant içmiş Kerim ile Peri, amaçlarına ulaşabilecekler mi?
Tüm bu soruların cevabını sabırsızlıkla bekliyorum. Serinin son kitabı Çıplak Deniz Çıplak Adaya hemen geçmek istiyorum.