·510 syf.····Okunma: 24 Haziran 2025 23:03 Fedailerin Kalesi Alamut kitabını bitirmiş bulunuyorum.
Çok beğendiğim, etkisinden kolay kolay çıkılamayacak bir tarihi kurgu romanıydı. Vladimir Bartol’un dili oldukça akıcı, kurgusu da gerçekten çok iyiydi. Kitap, okurken hem düşündürüyor hem de insanı sarsıyor.
Hikâye, 11. yüzyılda yaşayan ve kendisini peygamber ilan eden Hasan Sabbah’ı merkezine alıyor. Sabbah, inandığı ideolojiyi hayata geçirmek için Alamut Kalesi’nde iki kısımdan oluşan bir düzen kuruyor:
Bir yanda emirlerine koşulsuz itaati öğrettiği fedailer, diğer yanda ise zekice tasarlanmış, cennete çok benzettiği bir bahçe…
Bu bahçe, aslında kale ilk alındığında Deylem hükümdarları için yapılmış geniş ve güzel bir yer. Sabbah ise burayı sahte bir cennete dönüştürerek içerisine güzel kadınlar yerleştiriyor; böylece fedailer burayı “cennet”, kadınları ise “huriler” zannediyor.
Fedailerini hem yarattığı bu cennet sayesinde hem de verdiği haşhaşlar ile öyle bir kandırıyor ki Sabbah’ı ideolojisi uğruna insanlar canlarından bile vazgeçiyor.
Okurken bir türlü aklım almadı. Hem Allah’a hem dinlerine o kadar çok inanırken adamın biri çıkıp ben peygamberim diyor, cennetin anahtarı Allah tarafından bana verildi diyor ve herkes de körü körüne buna inanıyor, sorgulamıyor. Hangi zamanda olursak olalım birileri din ile insanları kandırıyor, yanına çekiyor, ben şöyle Müslümanım böyle dindarım deyip dini ellerinde oyuncak ediyor. Dinin bu kadar çok insanların elinde oyuncak olması ne yazık. Söylenecek çok şey var da aslında her şeyi söyleyemiyoruz maalesef…