Kocamandır burnum!
Bilin ki şunu, pat, basık burunlu hayta,
Gururlanırım ben böyle bir fazlalıkla.
Bu fazlalık sevimli, iyi, kibar,
Benim gibi cesur, özgür
Bir insanda var.
Bilemezsiniz bunu asla, rezil herif!
Çünkü bu kadar onursuz, pespaye bir adam karşısında
Elim hep havada...
İnat, gurur, hatta burun namına,
Hangi kusur karşı gelir buna?
Ne işi var çizmemin kıçınızda?
Bir öğüdüm var derbederlere
Burnumla eğlenenlere.
Böbürlenen o soyluysa,
İş değişir, kaçmaya kalkarsa eğer.
Çizme yerine kılıcımı yer!
Bu kadarı az, delikanlı.
Söylenecek çok şey var, işin aslı Sesimi değiştirerek. Söz gelişi bak, Saldırgan: "Burnum olsaydı böyle Hemen kestirirdim köküyle!"
Dostane: "Batmaz mı kadehine! Yaptırman gerek bir maşrapa kendine."
Tarifle: "Bir kaya, bir uçurum, burun sanki!
Burun mu dedim? Yok, bir yarımada gibi!"
Meraklı: "Bu eğri çıkıntı neye yarar? Divit mi yoksa makas kutusu mu yapar?"
Kibarca: "Kuşları çok sevdiğiniz belli, Babalık damarınız tutmuş, uğraşıp, Ayacıkları yorulmasın diye Bir tünek kurmuşsunuz."
Farfaracı: "Ha, beyim, Tütün içerken, duman çıkınca Burnunuzdan, bağırmaz mı hiç komşular, Yangın var? diye"
Tedbirli: "Korkarım başınız böyle, Bu ağırlıkla yere düşer yakında."
Şefkatli: "Yaptırın ona küçük bir şemsiye, Güneşten rengi solmasın diye!
Allame: "Beyim, Aristophanes'in Hippocampelephantocamelos dediği tek hayvanın, Burnu da böyle büyük olmalı!"
Süvarice: "Modaya uyan bu çengel, dostum,
Şapka asmaya çok uygun!"
Candan: "Ey, şahane burun, sana dokunamaz, Karayel dışında tek bir rüzgâr!"
Hazin: "Kana bulansın Kızıl Deniz!"
Hayran: "Hani, parfümcüye ne tabela olur ama!"
Coşkun: "Bir tanrı gemisi mi, denizkızı mıdır?"
Safça: "Bu anıtın ziyaret saatleri nedir acaba?"
Saygılı: "Bayım, zordur, şapka çıkarmak gerek, Sokağa çıkıntı yapan çatı sahibi olmak!"
Köylü: "Amanın! Burun mu ne? Balık mı yoğsam?
Tohuma kalkmış bir hıyar mı aceр?"
Asker: "Mevzi yapın süvariye karşı!"
Sivri akıllı: "Bunu piyangoya koymalı! Sahiden de yüklü bir pay olmalı!"
Sonunda Pyramos gibi hıçkırarak: "Bak, efendisinin façasını berbat ederek! Kalkmış, utancından kızarıyor bir de!" Olsaydı biraz bilgi, biraz kafa, Bunları derdiniz bana! Ama yok sizde hiçbiri, akıl fukarası, Zaten olsa biraz icat kafası, Böyle soyluların önünde Yapmazdınız böyle eşek şakası!
Daha ağzınızdan çıkmadan, Karşınıza çıkardı Bergerac'ın kılıcı!
Böyle derim ben, oldukça veciz, Dinlemem başkasından bilesiniz.
Neyse ki ahlaken zarifim ben!
Böyle bir züppe gibi giyinip süslenmem, Pek cici olmasam da süsüm tamam;
Özellikle şunu hiç aklımdan çıkarmam:
Hafif hakaretler, zoraki vicdan, Gözleri çapaklanmış uykudan, Paçavralaşmış bir onur, yitirilmiş bir hedef.
Yürürken hiç parıldamaz üstüm, Özgürlüğüm, gururumdur tek süsüm.
Boydan yana fakir olsam da, Taşıdığım ruh giysi olur bana;
Bel bağlamam bir yığın kurdeleye, Bıyık gibi kaldırır aklımı, Her yerde şakırdata şakırdata.
Gerçekleri çeviririm bir mahmuza.
Sayfa 52