Puan vermedi·128 syf.··Beğendi
· Bu roman, besteci Gustav Mahler’in son günlerini konu alıyor. Ölümüne yaklaşan Mahler’in, bir transatlantik gemisiyle Amerika’dan Avrupa’ya yaptığı yolculuk sırasında geçmişini, müziğini ve hayatını sorguladığı bir iç monolog.
Mahler gibi büyük bir figürün son günlerine odaklanmak, insana gösterişli, dramatik bir anlatım vaat eder değil mi? Ama Seethaler bambaşka bir yol seçiyor: sessizlikle, durgunlukla, kayıplarla konuşuyor. Mahler’i orkestralarla resmediyor ama müziğin sesini kısıp, uzaktan gelen bir ezgiyi dinletiyor okura. Dupduru, sade, melankolik bir dille sarıyor bir ömrün pişmanlıklarını, hatıralarını, hüznünü.
Beni en çok etkileyen yanı ne oldu biliyor musunuz? Açıp Mahler’in birkaç senfonisini arka arkaya dinleyin. Onun müziğinde de sessizlikler, duraklamalar, neredeyse görünmeyen ama hissedilen boşluklar var. Müzik sadece notalardan değil, aynı zamanda suskunluklardan oluşuyormuş gibi . Seethaler de romanda bunu yapıyor: Diyalog yok denecek kadar az, anlatım boşluklarla örülü, sessizlik bir anlatı öğesi. Birbirlerine bu kadar benzemeleri, ikisinin de sessizliğin kıymetini biliyor oluşu nasıl güzel.
#regaipminareci çevirisi