1984George Orwell
Geçmişin sürekli yeniden yazıldığı, anıların buharlaştığı, sevmenin bile bir tehdit sayıldığı bir dünyada yaşamanın ne demek olduğunu düşündükçe, zihnimin bir köşesinde hep telescreen’in sönmeyen gözü belirdi. Sevdiğini bile fısıltıyla anmak zorunda kalmak... Orwell bunu öyle yalın ve sade bir dille anlatıyor ki, korkunçluk dilin soğukkanlılığında gizleniyor.
Winston’un, Julia’yla sığındığı o un ufak mobilya dükkanı odası hâlâ belleğimde. Bir nevi insanlığın son kalesiydi orası. Bir saate ve bir kırlangıç şarkısına tutunarak yaşadılar — ve kaybettiler. O yenilgi hâlâ çok tanıdık geliyor bana. Çünkü Orwell’in dünyası gelecekte değil, geçmişte de değildi. Hep şimdiydi. Ve belki de bu yüzden hiç bu kadar geç olmamıştı.