·111 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Temmuz 2025 00:00 "SON KALE"
"Varlığını hissettiğim fakat sana dokunamadığım bu dünyada...beni endişelendiren asıl şey, bir gün sana sımsıkı sarılamayacağımın endişesiydi. Varlığını ile hayat bulduğum bu küçücük dünyamın kocaman hayalleriydin. Seni anlatmaya, sevmeye ve seni yaşamaya o kadar çok ihtiyacım var ki şuan. Seninle geçecek bir vakte, varlığına sayfalar dolusu kurulmamış cümleler yazmayı o kadar çok istiyorum ki..."
Her akşam, şehir ışıklar içinde yavaş yavaş uykuya dalarken, birileri daha sessiz, daha derin bir karanlığa yürür. Herkes sevdiklerine, sıcak sofralara, güvenli evlerine dönerken; bazı bedenler, dönmeyi düşünemeden çoktan başka bir eve – toprağa – emanet edilmiştir.
Sessizliğin bile saygı duruşuna geçtiği o anlarda, birliğin tüm askerleri yerini almıştı. Gözlerde hem gurur hem hüzün, ellerde titreyen selamlar… Göndere çekilen ay yıldızlı bayrak, gökyüzünü adeta bir annenin kucağı gibi sarmalarken, herkes tek bir yürek olmuştu. O gün yalnızca iki asker değil, bir milletin vicdanı da selam duruyordu o bayrağa.
Sönmemesi için yemin edilen ocaklar uğruna, kendi hayatlarını feda eden iki kahraman... Onlar, "yaşasın" diye geride bıraktıkları sevdiklerinin gözyaşına karıştılar. Çünkü bazen vatan, sadece bir toprak parçası değil; bir annenin duası, bir çocuğun gülüşü, bir eşin bekleyişidir. Ve bu değerleri yaşatmak uğruna, bazıları geri dönmeyi hiç düşünmeden ileri atılır.
Bazen bir karar, bir bavul dolusu hayalden daha ağır gelir insana. Köyde sıcacık bir yuvada, kardeşleriyle büyüyen küçük bir çocuk... Adı gibi güçlü olmayı öğrenmiş bir "Çınar". Ama o güç, sadece toprağa kök salmakla değil, bazen rüzgâra karşı yürümekle de sınanır.
Çınar’ın hikâyesi; yoksulluğun içinde büyüyen ama sevgiden yana hiç eksiği olmayan bir çocuğun, “Ben ne istiyorum?” sorusunu kendine sormasıyla başlıyor. Kimi zaman yalnızlıkla, kimi zaman özlemle, ama her zaman umutla örülmüş bir yolculuk bu. Hayatın onu götürdüğü yerde, sadece kendini bulmakla kalmıyor, insanlığın en kutsal görevlerinden biriyle de karşılaşıyor: vatanı için yaşamak ve gerektiğinde vazgeçmek...
Hemşire Menekşe’nin naifliği, yan karakterlerin içtenliği ve her satıra sinen gerçeklik duygusu, kitabı sadece bir roman değil; adeta yaşanmış bir hayat kesiti haline getiriyor. Her duygunun içinden geçerken, bir an durup şunu düşünüyorsunuz: Bir insan, bir çınar olmadan nasıl ayakta kalır?
Ve sonra, arka planda sürekli hissedilen bir duygu yükseliyor: vatan sevgisi.
“Son Kale’nin bayrağı hep dalgalanacak, vatan bölünmeyecek” cümleleriyle, hikâye sadece Çınar’ın değil; bu topraklarda büyüyen, direnen, düşen ve yeniden kalkan herkesin hikâyesi oluyor. Sayısız şehidimize saygıyla eğilen satırlarla, bir roman bir anmaya dönüşüyor.
Yazarın da dediği gibi:
Bir kahve alın elinize, bir battaniyeye sarılın ve bu kitabın size dokunmasına izin verin. Belki bir köyde doğmuşsunuzdur, belki hayalleriniz başka yerlerdedir ama unutmayın; kökleriniz ne kadar derindeyse, o kadar sağlam yürürsünüz hayatta.
Evine dönemeyen bedenler, aslında hep bizimle. Her şehit cenazesi bir milletin alnına yazılmış onur madalyasıdır. Ve bizler, her adımda, her nefeste, onların bıraktığı emaneti taşırız omuzlarımızda.
Yarın başka bir yerde, başka bir kahraman uğurlanacak belki. Ama unutulmasın:
Geride kalanlara selam olsun…
Ve onları geride bırakanlara minnetle sonsuz bir dua…
Her yıl Kaletepe’de yapılan törenlerde onun adı, Salim Binbaşı'nın adı ve onların gözlerinin içine bakarak yaşama tutunan milletin adı anılıyor. Geride kalanlar onları unutmadı, unutmayacak. Çünkü onlar bu milletin “son kalesinde” bayrak olup dalgalandılar.
Ve şimdi sıra bizde: Onların bıraktığı emanete sahip çıkmak, her sabah kalkıp yere attığımız adımı bilinçle atmak, zamanı harcamak değil, kıymet bilmek...
Kanımızın son damlasına kadar,
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Kitapla Kalın.