"SON KALE"
"Varlığını hissettiğim fakat sana dokunamadığım bu dünyada...beni endişelendiren asıl şey, bir gün sana sımsıkı sarılamayacağımın endişesiydi. Varlığını ile hayat bulduğum bu küçücük dünyamın kocaman hayalleriydin. Seni anlatmaya, sevmeye ve seni yaşamaya o kadar çok ihtiyacım var ki şuan. Seninle geçecek bir vakte, varlığına sayfalar dolusu kurulmamış cümleler yazmayı o kadar çok istiyorum ki..."
Her akşam, şehir ışıklar içinde yavaş yavaş uykuya dalarken, birileri daha sessiz, daha derin bir karanlığa yürür. Herkes sevdiklerine, sıcak sofralara, güvenli evlerine dönerken; bazı bedenler, dönmeyi düşünemeden çoktan başka bir eve – toprağa – emanet edilmiştir.
Sessizliğin bile saygı duruşuna geçtiği o anlarda, birliğin tüm askerleri yerini almıştı. Gözlerde hem gurur hem hüzün, ellerde titreyen selamlar… Göndere çekilen ay yıldızlı bayrak, gökyüzünü adeta bir annenin kucağı gibi sarmalarken, herkes tek bir yürek olmuştu. O gün yalnızca iki asker değil, bir milletin vicdanı da selam duruyordu o bayrağa.
Sönmemesi için yemin edilen ocaklar uğruna, kendi hayatlarını feda eden iki kahraman... Onlar, "yaşasın" diye geride bıraktıkları sevdiklerinin gözyaşına karıştılar. Çünkü bazen vatan, sadece bir toprak parçası değil; bir annenin duası, bir çocuğun gülüşü, bir eşin bekleyişidir. Ve bu değerleri yaşatmak uğruna, bazıları geri dönmeyi hiç düşünmeden ileri atılır.
Bazen bir karar, bir bavul dolusu hayalden daha ağır gelir insana. Köyde sıcacık bir yuvada, kardeşleriyle büyüyen küçük bir çocuk... Adı gibi güçlü olmayı öğrenmiş bir "Çınar". Ama o güç, sadece toprağa kök salmakla değil, bazen rüzgâra karşı yürümekle de sınanır.
Çınar’ın hikâyesi; yoksulluğun içinde büyüyen ama sevgiden yana hiç eksiği olmayan bir çocuğun, “Ben ne istiyorum?” sorusunu kendine