Kitap, yoksul bir denizci olan Martin’in, kendi çabasıyla edebiyat dünyasına girmeye çalışmasını anlatıyor. Martin, bir gün burjuva bir aileyle tanışıyor ve özellikle kızları Ruth’tan çok etkileniyor. Onun sayesinde kitaplarla tanışıyor ve kendini geliştirmeye karar veriyor. Gecesini gündüzüne katarak okuyor, yazıyor, denemeler gönderiyor ama sistem onu uzun süre yok sayıyor.
Martin’in hem sınıf atlama çabası hem de kendi benliğini bulma süreci çok etkileyiciydi. Başlarda her şeyi Ruth için yapıyor gibi görünse de zamanla daha derin bir kimlik arayışına dönüşüyor. Toplumun yüzeyselliği, sanatın değersizleştirilmesi ve bireyin yalnızlığı çok iyi işlenmiş.
Kitabı çok beğendim. Yer yer ağırlaşsa da Martin’in iç dünyasını okumak gerçekten çarpıcıydı. Sonu ise uzun süre aklımda kaldı. Klasik bir başarı hikâyesi gibi başlıyor ama öyle bitmiyor. Bence herkesin en az bir kez okuması gereken bir roman. Jack London