1062 syf.
·10 günde·9/10
Tolstoy bir gün bir tren istasyonunda bir olayla karşılaşır. (Baya bir oldu) Olayın ne olduğunu söylersem kitap için ağır spoiler olur. Çünkü, Anna Karenina'yı bu olay üzerine yazmayı düşünür.

"Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." diye başlar roman. Daha ilk cümleden gidişat belli olmuştur: Aile kıyaslamaları. Birçok aile işlenmesine rağmen özelde iki buçuk aile üzerinden mutluluğa ve mutsuzluğa bir gözlem yapılır. (Buçuklu kısım için Bkz.: Anna Karenina, Yazan: Lev Tolstoy)

Geliyor bir ahu afet,
Tepeden tırnağa zerafet.

Anna Anna Anna...

Trene binip de kalbinden kaçabilir miydin?

İstasyonda kendisini karşılayan kocasının kocaman kepçe kulaklarının çirkinliğini farketmişti. Neden şimdi?

Kocası; artık bir sihirsiz nefes, akisleri sönen bir sesti. Artık herkes gibi olan bir adamla yaşamak katlanılır şey miydi?

Cemiyet! tarafından ahlaksızlık bombardımanına tutulsa da benzersiz doğasının yoğun duygularını şeffaf ve net ortaya koymaktan çekinmeyen, gönül serüvenini gizli kapaklı yapıp sözde ahlaklılığı reddeden, göründüğü gibi olan, gücünü aşktan alan, özgürlüğe kanatlanan Anna.

Aşkı onun en büyük gücüydü ama aynı zamanda da en büyük zayıflığı. Histerik hezeyanlarla kuşatıldı çepeçevre. Nazım Hikmet diyordu ya hani:

Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra bir de bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her sefer ki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.

İşte bu adam gibiydin artık Anna; aksi, lanet, taş, semsert.

Naif, narin, kırılgan Kiti hello. Kıskandı Levin. Levin işte şu Tolstoy'un kendisini bulduğu, ahlaki idealleri olan, vicdanın V'sini büyük yazan adam, bu şehirde olmaz, dağlara gitmeli diyen yalnız kurt Lev(in) Tolstoy.

O ki bir toprak ağasıdır. "Ulan kıçınızdaki dona kadar bana borçlusunuz, bütün köyü satarım ha! diye tehdit sallayan bir faşo ağa değildir. Dağlar padişahı Zülfo Ağa'nın torunu, on sekiz köy, beş yayla, yirmi bin camış sahabı, Abdo Ağa'nın oğlu Bilo Ağa da değildir. O, halkın adamı, Hakk'ın aşığı Tolstoy'dan başkası da değildir. Köy halkını marabası değil, ortağı olarak gören gönlü yüce insan Levin Hazretleri'dir o.

(Toprak meseleleri ile ilgili görüşlerinin ayrıntısına girmeye gerek görmüyorum. Çünkü ileride yazacağı Diriliş'inde daha keskin ifadeler kullanacaktır bu konuda)

Levin'in Hakk'a aşık olması tinsel bir evrimleşme süreci içerisinde ele alınır. Tolstoy kendi iç dünyasında yaşadığı değişimi burada da aşama aşama kaydetmiştir.

Anna ve Levin üzerinden bir Anna Karenina kritiği yapmak istediğimde, bir dönem kitapları miting meydanlarına meze edilmiş sağ cenahın önemli ismi Said Nursi'nin şöyle bir sözünü burada kullanmak istiyorum:

"Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fani mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır.(Anna gibi).
Veyahut, o mecazi mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazi, aşk-ı hakikiye inkılap eder.(Levin gibi)"

Levin'in hayatının geri kalan kısmını bilmiyoruz. Ama Tolstoy'unki belli. Adeta takıntı seviyesine getirdiği Rusya merkez vaizliği göreviyle yaptığı vaazları diğer eserlerinde de kafamıza matkapla dübelleme girişimine devam etmekte. Artık kaçınılmaz olan bu durumdan zevk almasını bilmek gerek.

Son dönemdeki 125 büyük yazarın oylaması neticesinde 20.yüzyıla kadar yazılmış romanlar içerinde en iyisi olarak gösterilmiş Anna Karenina. Ben sıradan bir okur olarak yazarların baktığı çerçeveden bakamam. O yüzden okumuş olduğum romanlar içerisinde babaların babası Karamazov Kardeşler var ki, gönlümün bir numaralı efendisidir. Bu yazarlar arasında Orhan Pamuk da var mı bilmiyorum ama kendisinin bu iki kitap hakkındaki görüşünü de belirteyim:

-Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman.

Aynı Orhan Pamuk Karamazov Kardeşler ile ilgili olarak da "geçen bin yılın romanı" tabirini kullanıyor.

Yorum sizin...

Tolstoy yine böyle kafasının güzel ama nasıl güzel olduğu bir gün eline bir kitap alıp başlamış ortasından okumaya. Çok hoşuna gitmiş roman. Sonra adına bakayım demiş ve görmüş ki Anna Karenina, yazan Lev Tolstoy.

https://i.hizliresim.com/rONQYa.jpg