Puan vermedi·380 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Haziran 2025 01:59 “Hangisi daha kötü olurdu; bir canavar olarak yaşamak mı, yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?”
Zindan Adası – 2009
Leonardo DiCaprio ve Mark Ruffalo’nun oyunculuğuyla, son sahnedeki o beyin yakan final birleşince, uzun süre etkisinden çıkamadığım bir yapım olmuştu. Film bu sözle noktalandığında, izlediğim en iyi filmler arasına girmeyi başarmıştı. Yönetmeniyle, senaryosuyla ve muhteşem oyunculuklarıyla, hiç tereddüt etmeden önerdiğim bir filmdir Zindan Adası.
Aradan geçen onca yılın ardından, bir yazar olarak Dennis Lehane’in bu hikâyeyi nasıl kaleme aldığını merak ettim. Kitaba başlamadan önce, gizem ve dram türünde olduğu için daha kasvetli, tasvir ağırlıklı bir romanla karşılaşacağımı düşündüm. Fakat tamamıyla yanıldığımı fark ettim. Yazar, böylesine gizemli bir hikâyeyi bol diyalogla kurmuş. Fakat bunu yaparken bütün o gerilim dolu havayı ve tasvirleri, cümlelerin arasına sanki ustalıkla serpiştirmiş. Alt metne öyle güzel bir gerilim ve gizem yerleştirmiş ki, neredeyse açık betimlemeye gerek bile kalmamış. Bu gerçekten takdire şayan. Her yazarın bu dengeyi bu kadar ustaca kurabileceğini sanmıyorum.
Genellikle romanını okuduğum bir hikâyenin filmini izlemem ya da tam tersi bir durumda kitabını okumam. Ancak bazı yapımlar ve bazı kitaplar bu kuralın dışına çıkıyor. Zindan Adası da onlardan biri. Çünkü filmde gördüğüm bazı detayların (özellikle kırıntıların) senaristin ve yönetmenin becerisi mi, yoksa yazarın mahareti mi olduğunu merak ettim. Romanı okurken şunu gördüm ki, yazar bize ipuçlarını ince ince serpiştirmiş. Başka romanlardaki gibi “Sürpriz! Katil şuymuş!” deyip geçmiyor. Okuru kandırmak için değil, yol göstermek için ipuçları veriyor. “Evet, bu … işaretidir.” gibi cümleler, baştan sona ustaca yerleştirilmiş detaylarla dolu.
Fakat kitapta görmeyi beklediğim bir yer vardı. O ikonik cümleyi bulamadım ve bu da küçük bir hayal kırıklığı yarattı diyebilirim. Belki çeviri farkından, belki de gerçekten sadece filme özgü bir dokunuş olmasından kaynaklıdır. “Hangisi daha kötü olurdu; bir canavar olarak yaşamak mı, yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?” sözü adeta bu hikâyenin imzası gibiydi.
Sadece son kısımla ilgili küçük bir kafa karışıklığım oldu ama bunu romanın bilinçli olarak bıraktığını düşünüyorum. Burada spoiler vermek istemem, fakat bazı detaylara takılmadan edemedim. Yine de bu, böylesine güçlü bir hikâyede göz ardı edilebilecek minik çatlaklar diyebilirim.
Zindan Adası, sadece bir ters köşe hikâyesi değil. Aynı zamanda insan psikolojisinin, adaletin ve suçun sorgulandığı, sağlam temeller üzerine inşa edilmiş bir roman.