Gönderi

8/10
·332 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 02:36
Astra Taylor Kanadalı bir belgesel yapımcısı ve yönetmen. Fakat son yıllarda mesleğini aktivistlik faaliyetleriyle beraber icra ediyor. Özellikle borç, güvencesizlik, doğa katliamları gibi konularda kitaplar yazıp, filmler çekiyor. Borç kavramının önemiyle ilgili David Graeber'in Borç kitabını da mutlaka okumanızı öneririm. Kitapta bahsedilen kavramlar sizi birçok farklı yazara götürüyor. Örneğin temel gelir kavramından bahsediliyor. Asgari ücretten farklı olarak temel gelir, toplumdaki tüm bireylere devlet tarafından düzenli olarak ödeme yapılması fikrine dayanıyor. Özellikle İngiltere çokça konuşulan bir kavram. 1980'li yıllardan beri tartışılıyor. Ve yapay zeka ile robotların hayatımızın her alanına entegre olmasıyla beraber öngörülen işsizliğe karşı savunulan bir politika. Bu konu hakkında da detaylı bir okuma yapmak isterseniz Guy Standing'in Temel Gelir kitabını okumanızı tavsiye edebilirim. Astra Taylor'ın kitabı aslında "güvencesizlik" konusu etrafında dönüyor. 21. Yüzyılda yaşıyor olmamıza rağmen, insanlar vaat edilen az çalışma saatlerine kavuşamadı. İnsani şartlarda çalışmıyoruz. Gelir dağılımı adaleti her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Temiz su kaynaklarına erişimi kısıtlı olan milyonlarca insan var. En temel hak olan su, plastik şişelerde parayla satılıyor ve bu sektörden milyarlarca dolar kazanan şirketler var. Hepimize yetecek kadar toprak olmasına rağmen ne kendimize yetecek kadar toprağı ekebiliyoruz ne de başımızı sokabilecek bir evi kolayca satın alabiliyoruz. Hatta son yıllarda ev kiralamak bile insanlar için büyük bir sorun haline geldi. Konut piyasasında arz-talep piyasası artık işlemiyor. Evler zenginler tarafından yatırım ve servet birikimi olarak kullanılıyor. İhtiyaç sahipleri insanlar uygun fiyatlardan ev almaktan ev kiralamaktan mahrum kalıyor. Temel barınma hakkıyla ilgili en ideal örnekler Finlandiya ve Avusturya'dan geliyor. Konutların %25'i sosyal konut olarak inşa edildiği için özel mülk sahipleri fiyatları istediği gibi yükseltemiyor bu iki ülkede. İnsanlar her bakımdan kendilerini güvencesizlik içinde hissediyor. Yeterli sağlık hizmetlerine erişemiyor, sağlıklı bir şekilde beslenemiyor, kaliteli bir eğitim alamıyor, yarın evimden çıkarılır mıyım korkusuyla rahat bir uyku çekemiyor, geçimlik düzeyin üstünde para kazanamadığı için çocuklarına iyi bir gelecek inşa edecek birikimi yapamıyor. Binlerce yıllık evrimden, teknolojik ve ekonomik gelişimden sonra yeryüzünde yaşayan insanlara fırsat eşitliği sunamıyorsak devletler ve kurumlar niçin var? Halbuki güvencesizliği ortadan kaldırsak; İnsanlara, istikrarlı ve anlamlı bir iş, yeterli barınma, sağlıklı yiyecek ve yaşlılık destekleri sağlasak, ölçülemeyen stresleri hafifleyecektir. İstenen şey çok bir şey değil. Sahip olduğumuz demokrasi bilinci, ekonomik güç ve inşa ettiğimiz kurumlarla insan onuruna yaraşır bir düzen kurabiliriz. Güvencesizlik ortamı, otoriter bir refleks yaratma eğilimindedir. Algılanan tehdit ve şikayetlere tepki olarak güçlü liderlerin arkasındaki saflar sıkılaştırılır. Bugün bunu en iyi şekilde görüyoruz. Otoriter liderler sadaka dağıtarak, hukuku çiğneyerek, kuralları esnekleştirerek, halkı tebaa seviyesine indirerek kendi politik kariyerlerini inşa ediyorlar. Halbuki Platon "Devlet" kitabında, adil bir toplumun yöneticileri kamu yararına gerçekten hizmet edeceklerse yoksul olmaları, hiçbir mülke sahip olmamaları gerektiğini iddia ederek aşırı tüketimi ahlaksızlıkla ilişkilendirmişti. Gelinen noktada karşımızda şöyle bir resim var. Orta sınıf ortadan kalktı. İnsanlar birikim yaparak, alın teriyle ev ve araba almaktan vazgeçti. Tatile gitmek, eğitim masraflarını karşılamak için bile bankalardan borçlanmak zorunda kalıyor. İnsanlar ne uğruna özgür olduğunun farkında değil. Kendisini bu kadar kapana kısılmış hisseden, güvencesizlik içinde sıkışmış kalmış insanlardan risk almalarını bekleyemeyiz. Bundan dolayıdır ki; toplumsal direnç, sokak eylemleri, kolektif bilinç her geçen gün azalıyor. Son olarak akla gelebilecek çözüm önerileri nedir? Belki birçoğunu sayabiliriz. Ama bence en etkili çözüm "Borç Silme". David Graeber de bundan çok kez bahsetmiştir. Kitapta Astra Taylor yakın zamandaki şu örnekten bahsediyor. 2022 yılında Biden hükümeti bir miktar öğrenci kredisini silmek istediğinde Cumhuriyetçiler ve zenginler buna şiddetle karşı çıktı. Peki neden? Çünkü bugünkü kapitalist ekonomilerin, sözde demokrasilerin temelinde insanların borçlandırılması yatıyor. İnsanlar borçlu olursa oylarını satın alabilirsiniz. İnsanlar borçlu olursa yaşamını sürdürmek ve borcunu ödemek için çalışmak zorunda olur. Bu zorunluluk hali onların düşük ücretlere ya da patronların verdiği ücretlere boyun eğmesine sebep olur.
Araştırma-İnceleme
Tedirgin Yeni DünyaAstra Taylor · Okyanus Yayınları · 20254 okunma
·
151 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.