Hani Romeo ve Juliet' te ünlü bir söz vardır : "Ah Romeo, Romeo! neden Romeo'sun sen?.."
Ben de bundan sonra Juliet gibi haykırmak istiyorum: " Ah Oblomov, Oblomov, neden Oblomov'sun sen?"
Bu kitabı okumaya başlamadan önce, kimseye kendimi anlatmak, açıklamak isteğini, enerjisini kendimde bulamıyordum. İnsanlardan soğuyor, onlarla arama duvarlar örüyordum. Dışarıdaki hayat beni bekliyor, aklıma yapacak çok şey geliyor, arkadaşlarım beni çağırıyor, ancak bir türlü kalkıp bunlarla uğraşacak gücü kendimde bulamıyordum. Yalnız bir hayatın içinde, yalnız kalmak kendimi daha iyi hissettiriyor ve düşünecek çok şeyimin olduğuna inanıyordum. Evet diyebilirim ki ben de bir nevi "Oblomovluk" hastalığına yakalanmıştım. Bu sebepten olacak, kitap beni okudukça içine çekti, daha çok çekti. Zaten öyle değil midir, bir kitabı severiz bir filmi severiz çünkü içinde bize ait bir şeyler buluruz. Ben de zamanla karakterle kendimi daha çok eşleştirmeye başladım ama gördüm ki ben bile yeri geldi kalkıp Oblomov'u sarsıp kendine getirmek istedim. Bu duygularla okurken, kısa bir sürede kitabı bitirdiğimi gördüm. Bitirdikten sonra bir süre kendimi boşlukta yüzüyor gibi buldum.
Ne zaman güzel bir kitap okusam yahut güzel bir film izlesem, hemen ardından başka bir filme ya da kitaba başlamak, bana okuduğum kitaba veya izlediğim filme saygısızlık ettiğimi düşündürtüyor. Sanırım o filmin veya kitabın üzerimdeki tesirini doya doya hissetmek ve benimsemek, ondan sonra diğer şeylere başlamak daha doğru geliyor. Çünkü ancak böyle yaparsam hürmetlerimi tam olarak göstermiş gibi oluyorum.
Bu kitap, benim hürmetlerimi fazlasiyla haketmiş ve hayatımın geri kalanında hakedecek bir kitap oldu. Bitirdikten sonra onu uzun süre aklımdan çıkarmadım ve doya doya yaşadım. Sizin de gereken değeri vermeniz ve bu harika kitabı yaşamanız dileğiyle...