Belki orijinal haliyle okunabilse; bir tat ve sanat keyfi alınabilir bu romandan; ama bu haliyle daha çok Türk ulusal kanallarında çekilecek bir dizinin senaryosu olmaktan öteye gitmiyor elimizdeki eser.
Zehra ve Suphi evlenirler; kitap boyunca neden önemli olduğunu anlamadığım bir şekilde Zehra'nın kıskanç bir karaktere sahip olduğu vurgulanır ( yaşadıklarına verdiği tepkilere bakılınca özel olarak bir kıskanç karaktere sahip olmaya gerek yoktur bunları yapmak için).
Suphi'nin annesi Münire Hanım bir gün oğlu ve gelinine iyilik yapmak için Sırrı Cemal adında güzel mi güzel bir hizmetli kadın getirir. Suphi ile Sırrı Cemal birbirine yakınlaşır ve sonunda evlenip başka bir eve taşınırlar.
Daha sonrasında Zehra'nın yaşadığı şey Sırrı Cemal'in de başına gelecektir. Zehra'nın kiraladığı bir Rum hayat kadının (Ürani) peşinde giderek Suphi, Sırrı Cemal'i unutur. Sırrı Cemal bunlara dayanamayarak, intihar edecektir. Ürani de tamamen Suphi'yi kullanacak ve onun bütün parasını yiyecektir.
Hatta bu aşamada Zehra biraz daha acı vermek için Suphi'ye, Suphi'nin yardımcısı ile evlenerek dükkanı ele geçirir ve iyice onu sefalete sürüklerler. Suphi sefaletinin sonunda başına gelen her şeyin nedeni olarak Ürani'yi görecek ve onu da bir adamla bastıktan sonra bıçaklayarak öldürecektir. Mahkemede tam olarak suçu ispat edilemediği için Trablusgarb'a sürgüne gönderilecektir.
Zehra ise hala Suphi'yi sevmektedir. Zehra'nın Suphi'ye olan duygularının tahlili sayesinde de Nabizade Nazım Türk romanında ilk defa psikolojik unsurları kullanan yazar olma ünvanını ele geçirmiştir. Zehra, Suphi'nin annesinin borçlarını ödeyemeyerek sefil bir şekilde ölmesinden sonra artık toparlayamaz; yatağa düşer. Bu durumunu da doktor çağırmayarak arzuladığı bir intihara dönüştürür.