Evet "yine bir Soseki klasiği" diyorum çünkü kitap boyunca hep Soseki'nin diğer kitapları aklıma geldi~
Örneğin ana karakterimiz Sosuke'nin bir memur oluşu, toplum arasına fazla karışma isteği duymadan yaşayışı, eşiyle ilişkisi Bitmeyen Yol'u hatırlattı. Sosuke'nin Tokyo'nun medeniyetine tam olarak kendini bırakamamış tavrı Sanşiro'yu aklıma getirdi -ki karakterin eve her gelişinde "Batı tarzı kıyafetlerini çıkarttı" açıklaması yapılması bilinçli bir anlatımdı bence- Ayrıca Sosuke ve eşini ilgilendiren bir olay Gönül ve Ardından kitaplarındaki bir meseleye götürdü beni direkt
Bunlar dışında betimlemeler, benzetmeler o kadar güzeldi ki yine hayran kaldım. Sosuke ve Oyone'nin geçmişin yükünü de taşıyan içe dönük yaşantılarını okurken bir yandan ilişkilerindeki saygı ve bağlılığa imrendim. Bir yandan ise taşımak zorunda oldukları hisler için üzüldüm. Ve Soseki bu karşıtlığı; kırmızının siyaha çalmasını, dinginliğin içerisindeki fırtınayı çok iyi betimlemişti gerçekten~ Bu betimlemeler + "kapı" metaforu bir kez daha "İşte Natsume Soseki kalemi" dedirtti. Öyle bir kapı metaforu ki hem medeniyet-gelenek, toplum-birey, geçmiş-gelecek arasında bir geçiş hem de Sosuke'nin (ve eşi Oyone'nin) ne orada ne burada olamayıp daima o kapının eşiğinde bekleyecek olmasının ifade ediliş şekliydi sanki.
Yine ve yine çok sevdim Soseki'yi