Puan vermedi·584 syf.····Okunma: 24 Temmuz 2025 21:43 Okuduğum en zor Llosa kitabıydı “Yeşil Ev”. Arka kapakta Llosa’nın Faulkner’dan etkilendiği yazıyor, hakikaten Faulknervari bir kitap bu, hem anlatımı hem de biraz anlattıklarıyla. Güzel miydi, evet ama çok daha güzel Llosa romanları da var.
1940’lardan 1980’lere Peru’nun Piura adlı bir taşra kentine ve Santa Maria de Nieva adlı bir Amazon bölgesine gidiyoruz. Kente bir gün bir yabancı geliyor, devasa kum tepeleriyle çevrili kasabanın ıslah edilmesi zor bir bölgesine bir ev inşa edip yeşile boyuyor ve bölgenin ilk genelevi bu şekilde işlemeye başlıyor. Kurgu hep bir şekilde bu eve bağlanıyor, oldukça fazla karakterin hepsi de bir şekilde bu evle ilişkili. Ama Llosa daha çok yerlilere değiniyor aslında romanda, öyle ki Saer’in “Kimsesiz” romanından sonra yerli halkla ilgili okuduğum en sert sahneler sanırım bu kitaptaydı. Yerli halkın ve doğanın sömürüsü ve misyonerlik başta olmak üzere Peru kırsallarının siyasi, toplumsal ve ekonomik bir portresini muazzam çizmiş yazar.
Kitapta birkaç hikaye var; bunlar kâh ayrı ayrı yollarına devam ediyor kâh kesişiyor ve hatta düğüm oluyorlar. Kente gelip Yeşil Ev’i inşa eden Don Anselmo’nun hikayesi, deri ve kauçuk kaçakçılığı yapan Fushia ve onunla beraber olan Lalita’nın hikayesi, bir Kızılderili köyünden kaçırılıp rahibe okuluna kapatılan Bonificia’nın hikayesi, kaçakçıların peşindeki sivil muhafızlar ve kentte dolaşan bir grup adamın hikayeleri romanın ana iskeleti demek mümkün. Ancak arka planda küçük küçük başka hikayeler de var ve kaç hikaye olduğunu da hangi hikayenin ne anlattığını da anlamak bir süre alıyor okurken. Llosa yine farklı zaman dilimlerinden farklı hikayelerin parçalarını karışık bir sırada paylaşıyor okurla. “Kent ve Köpekler”de olduğu gibi, dozunda olduğunda bayıldığım bir yöntem bu ama bu kitapta gerek metnin uzunluğu gerekse karakterlerin çokluğu ve yazarın kullandığı diğer anlatım teknikleri nedeniyle okurdan çok sabır ve berrak bir zihin istiyor bu durum. Çok fazla karakter var kitapta ve bu karakterlerin birkaçı farklı hikayelerde farklı isimlerle karşımıza çıkıyorlar. Bunun yanında, zaman geçişleri çok yoğun olarak kullanılmış; aynı diyalogda şimdi ile geçmiş arasında sıçramalar olduğu gibi aynı olayla ilgili farklı karakterlerin farklı zaman dilimlerinden diyalogları ve bakış açıları arasında da sıçrıyoruz okurken. Şimdiki zamanda başlıyor mevzu ve takip eden cümle geçmişi anlatıyor ya da aynı olayı başka karakterden aktarıyor. Bunlar metne muazzam bir derinlik katıyor şüphesiz ancak okurun dikkatini de istiyor.
Daha önce hiç Llosa okumadıysanız bence kesinlikle bu kitabıyla başlamayın, daha önce birkaç kitabını okumuşsanız ve yazarı daha yakından tanımak istiyorsanız öneririm. Otobiyografik unsurların da çok fazla olduğu Llosa’nın ikinci romanı, gerek anlattıkları gerekse anlatımıyla çok kıymetli romanlardan birisi bana göre. Sırf anlatımın sınırlarını görmek, tahayyülü bile zor böyle bir romanın nasıl ustalıklı yazıldığını görmek için bile okunur.