Bir insanın bilgisi ne kadar çoksa, eli kolu da o kadar uzun olur, her yere yetişir, her şeye ulaşır; ne çok şeye ulaşırsan, o kadar çok kazanırsın, işlerin yolunda olur. Tanrı bizi dünyaya aklı bir şeye ermeyen birer çocuk olarak gönderir, akıllı, bilgili ihtiyarlar olarak geri alır. Demek ki, okumak gerekiyor.(s.159)
Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı olan Ekmeğimi Kazanırken İlk kitap olan Çocukluğum ‘un ardından Gorki’nin yaşantısına daha derinlikli bir bakış sunuyor. Çıraklık yıllarındaki sancılarını, hayatın zorlukları karşısında sürdürdüğü arayışları ve içsel dönüşümünü samimi bir dille kayda geçiriyor. Eser, yalnızca bireysel bir yaşamın öyküsünü değil, aynı zamanda sanatın, yazar kimliğinin ve varoluşun sınırlarında gezinen bir ruhun olgunlaşma sürecini de yansıtıyor. Okurken, Gorki’nin kişisel ve düşünsel gelişimini izlerken, onunla birlikte yoksulluğun, yabancılaşmanın ve hayata tutunma çabasının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Yazarın kendi çocukluğundan yetişkinliğe uzanan zihinsel ve ruhsal evrimini konu alan üçlemesi “Bildungsroman” (eğitim/gelişim romanı) türünün önemli örneklerinden birisi. Gorki, bu eserde yaşantısının yanında, sanatın doğuşunu, emeğin onurunu ve halktan biri olarak sesini bulma mücadelesini de konu ediniyor. Eser, bu eğitim ve gelişim sürecini farklı yönleriyle yansıtan 20 bölümden oluşuyor. Ne ağır felsefi göndermeler, ne de süslü betimlemeler var, yoksulluğun acımasızlığına direnen bir çocuğun bakış açısını yalın ve dürüstlükle kaleme alıyor…
Spoiler vermeden söylemek gerekirse, Gorki’nin hayatını, dönemin Rusya’sındaki sınıfsal uçurumları ve bir çocuğun başka dünyalara duyduğu özlemi ustalıkla birleştiriyor. Emek, sevgi, ölüm ve umut kavramlarının buluşturduğu dünyasında okurken karanlığına sürüklerken, hem de yaşam sevincine ait en küçük kıvılcımları göstermekten çekinmiyor…
Eser tarz olarak hayat hikayeleri benzemese de Lev Tolstoy’un kendi otobiyografik üçlemesi olan Çocukluk, İlk Gençlik ve Gençlik kitaplarıyla benzerlik taşıyor. Her iki yazar da bireysel benliğin oluşum sürecini, toplumla ve değerlerle yüzleşerek anlatıyor olsa da, Gorki’nin kalemi daha çok halkın içinden gelen bir isyanı ve sınıf temelli bir bilinçlenmeyi aktarıyor…
Kitabın bir okur olarak dokunan en değerli yanı, Gorki okumaya verdiği önemi yalnızca bir alışkanlık, kültürel bir edinim veya hobi olarak görmekten ziyade, her şartta bir varoluş biçimi ve kurtuluş yolu olarak işlemesi eseri çok değerli bir yere koyuyor. Gorki’nin gençlik yıllarında hayatın tüm zorluklarına rağmen okumaya nasıl tutunduğu, bu eylemin onun için nasıl bir sığınak, bir içsel kalkış noktası olduğu, yaşadığı zorlukları rağmen okumaya nasıl sarıldığını açıkça gösteriyor. Sadece bu yönünle bile kesinlikle okunmaya değer bir otobiyografik eser olduğunu düşünüyorum…
”İçimde gizli bir umutla Kazan’a gittim; belki orada okuyabilirdim.” (s. 435)
Bu son cümleyle Gorki, Ekmeğimi Kazanırken eserini bitirirken, serinin son halkası olan Benim Üniversitelerim ile başlayacak yeni bir yolculuğun işaretini veriyor...
Herkese keyifli okumalar…