·177 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ağustos 2025 00:00 "BERF-PÂREM"
"Kalbim karanlıkta kalmıştı umarsızca. Oysa onun gün ışığına ihtiyacı vardı. Sevilmeyi hissetmek için can atıyor ve bir o kadar da seveceği ve sevileceği kimsesi olmadığını düşünüyordu. Kalbim yalnız kalmıştı. Yağmurun altında susuz kalmak gibi . Ellerimle dokunabildiğim kadar yakında ama hislerimde bir duygu oluşturamayacak kadar uzağımda kalmışlardı epeyce."
Bazen bir kitapla karşılaşırsınız ve ilk cümlesinden itibaren içinize işler, derinlerde bir yere dokunur. Bazen bir hikâye sadece sayfalarda kalmaz. Kalbinizin tam ortasına yerleşir, orada yankılanır. Berf–Pârem işte tam da böyle bir kitap.
Mutlu bir çocukluk yaşayamayan bir kız çocuğu...
Annesinin gölgesinde ezilen bir hayat…
Ve bir gün, karşısına çıkan biriyle iyileşen kalp...
Mayda, hayat ona çocuk olmayı çok görmüş. Küçüklüğünden itibaren hayatın acımasız yüzüyle karşılaşmış, hayatın yükünü omuzlamak zorunda kalan, annesinin madde bağımlılığıyla örselenmiş bir kız çocuğu.
Annesinin düşüşü hem onun hem de babasının hayatını altüst eder. Mutlu gibi görünen bir ailenin zamanla paramparça oluşuna tanıklık ederken, Mayda da hayatta kalma mücadelesi verir. Zamanla büyür, olgunlaşır, ancak geçmişin izleri silinmez. Tuğra adında bir gençle yolları kesiştiğinde ise, ikisi de birbirlerinin yaralarına merhem olacakları bir yolculuğa çıkarlar. Emekli polis Selçuk’un hayatlarında önemli bir yer edinmesiyle beraber, bu üç karakterin kesişen hayatları; kayıpları, acıları ve iyileşme çabalarını iç içe geçirir. Yaraları sarmak kolay değil elbette. Ama bazen sadece sizi anlayan bir yürek, o derin acıları hafifletmeye yeter…
Mayda, annesinin yokluğunda bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır yükleri sırtlıyor.
Bu yük, onun hayatına, bakışına, insanlara olan güvenine derin yaralar açıyor. Okurken içiniz yanacak, özellikle de Mayda’nın yaşadıklarına tanıklık ettikçe...
Güçlü bir iç sesi, kırılgan ama dirençli bir yapısı var. Annesinden gelen eksik sevgi ve güvensizlik duygusunu zamanla bastırmaya çalışıyor. İçsel dünyası karanlık ama umut arayışından vazgeçmiyor.
Tuğra ile tanışması, onun için hem bir yüzleşme hem de bir iyileşme sürecinin başlangıcı.
Kitap boyunca bir ailenin içten içe nasıl dağıldığını, sevgiyle kurulmuş gibi görünen bağların nasıl inceldiğini ve sonunda nasıl koptuğunu izliyoruz. Bağımlılığın bir aileye verdiği zarar, çocukluk travmalarının kalıcı etkisi, yeniden ayağa kalkma gücü ve sevgiyle iyileşmenin umudunu okuyoruz.
Mayda'nın hikâyesi aslında birçok kadının hikâyesi. Kendini yetersiz hisseden, “iyi bir çocuk”, “iyi bir eş”, “iyi bir birey” olmaya çalışan ama kendi benliğini sürekli bastırmak zorunda kalan kadınların aynası bu kitap. Ve en çok da bir kadının hayata tutunma çabası.
Yazar, Mayda’nın iç dünyasını öyle ustalıkla işliyor ki onunla birlikte siz de daralıyorsunuz, öfkeleniyorsunuz, zaman zaman “ben de böyle hissettim” diyorsunuz.
Her satırda bir iç çekiş, her paragrafta gizli bir çığlık var.
“Siyah gül” metaforu ise kitabın ruhunu özetliyor âdeta. Güzelliğiyle büyüleyen ama aynı zamanda karanlık bir anlam taşıyan bu çiçek, Mayda’nın yaşadıklarının simgesi oluyor.
Bir çocuğun kalbinde başlayıp, bir kadının sessiz çığlığına dönüşen bir hikâye…
Sadece Mayda’nın değil, annesiz büyüyen, sevgiyi eksik yaşayan, yaralarını içe gömen birçok çocuğun hikâyesi aslında…
Mayda’yı tanıdıkça, onun gözlerinden dünyaya baktıkça içiniz burkulacak, aynı zamanda umudu da göreceksiniz. Çünkü bazen en kırık kalpler bile doğru yürekle iyileşebilir...
Eğer içinize işleyen, derin ve gerçek bir hikâye arıyorsanız bu kitaba bir şans verin. Çünkü bazen sadece bir satır bile içimizdeki fırtınaları dindirebilir.
Kitapla Kalın.