Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olmazdı. S.461
Kitabın incelemesine ilk cümlesi ile değil son cümlesi ile başlamak istedim. Macondo’nun başına ne geldiyse Buendia’ların başına o gelmiştir, Kolombiya’nın başına ne geldiyse Buendia’ların başına o gelmiştir, genel olarak Latin Amerika’nın başına ne geldiyse Buendia’ların başına aynısı gelmiştir. Koca bir kıtanın tüm dertlerini içine çekmiştir bu aile. Kıtada yaşanan hangi sıkıntı varsa bu ailede o sıkıntıdan muzdariptir.
Bütün hikaye bir cinayetle başlar. Jose Arcadio, namusuna laf ettiği için Prudencio Agilar’ı öldürür. Ancak Aguilar’ın hayaleti ne ona ne de eşi Ursula Iguaran’a rahat verir. Bu rahatsızlık o dereceye ulaşır ki yaşadıkları köyü terk etmeye karar verirler. Kendilerine bağlı bir grup köylü ile birlikte yola koyulurlar, vaad edilmemiş toprakları bulmaya…Bu kısım Tevrattaki Exodus kısmını andırmakta. Yani Musa’nın Yahudileri alıp Mısır’dan çıkmasına. Aylarca denizi arar Jose Arcadio ve yoldaşları. Ancak ulaşamazlar bir türlü. Bataklığın kıyısındaki bölgeye yerleşirler. Macondo kurulmuştur…Macondo’da yaşayan herkes mutludur. Bu topraklarda yaşayan kimse ölmemiştir. Eşitlik, adalet ve huzur vardır (Thomas Moore – Ütopya’dan esintiler mevcut). Günbegün büyür bu yerleşim. Artık köy değildir. Dolayısıyla devlet de yetkilisi oraya atamakta geç kalmaz. Ve ister istemez bir güç mücadelesi başlar.
Yüzyıllık Yalnızlık bir aile romanı ya da aile destanı desek daha doğru olur. Bir akraba evliliği ile başlayan bir soy, bir kan. Bu sebeple Ursula’nın içinde devamlı bir korku vardır. Doğan çocuklarının birinde domuz kuyruğu olacak endişesi taşımaktadır. 3 çocukları olur. Hiçbirinde domuz kuyruğu yoktur ancak mental olarak sıkıntılıdırlar. Babasının adını taşıyan ilk çocuk Jose Arcadio umarsızın tekidir, maceraperesttir ve aile bağları oldukça zayıftır. Kafasına göre yaşayan bir hergeledir. Ne töreyi dikkate alır ne de Katolik inancını. Burnunun dikine gider her seferinde. Aureliano ise daha sezgisel bir karakterdir. Olacakları önceden görebilme yetisine sahiptir. Öğrenmeye meraklıdır. Olaylara balıklama atlamaz, iyice etüt ettikten sonra kararını verir. Liberal güçlere katılması bile bir anda olmamıştır. Birçok olaydan, yaptığı gözlemlerden sonra Liberal güçlere dahil olmuştur. Ancak onun da bir ego problemi vardır. Liberal güçlere katıldığı gün kendisini Albay ilan etmiştir. Birçok savaşa girmiş hepsini kaybetmiştir. Girdiği savaşlardan sonra insanlığını kaybetmiş, ruhsuz bir insana dönüşmüştür. Kız kardeşleri Amaranta ise ailenin en kıskanç, en kindar üyesidir. Rebeca’ya kafayı takmış, onun kötülüğü için elinden gelen herşeyi yapmıştır. Rebeca’ya gelince bu üç kardeş ile kan bağı yoktur. Hiçbir zaman hatırlayamadıkları akrabalarının kızıdır Rebeca. Aile ölmüş, vasiyetleri gereği Buendia’lara bırakılmıştır Rebeca. Adeta kapının önünde bulmuşlardır onu. Kanımca Rebeca yerli Amerikalı’ları temsil etmektedir romanda. Buendia ailesi onu hiç sorgusuz sualsiz aralarına katmıştır ve diğer çocuklarından hiç fark gözetmeden onu büyütmüşlerdir. Tuhaf davranışları vardır Rebeca’nın. Mesela canı sıkılınca toprak yemektedir. Hiç konuşmamaktadır. Daha doğrusu İspanyolca konuşamamaktadır. Evde çalışan yerlilerle anlaşabilmektedir. Ayrıca yanında getirdiği çuvalda anne babasının kemikleri vardır. Arada bir kıpırdanmaktadır bu kemikler. Sadece aile üyeleri değil. Aile dışında da önemli karakterler vardır eserde. Bana kalırsa bunların başında Melquiades gelmektedir. Melquaides, Macondo’ya ara sıra uğrayan Çingene kafilesinin bir üyesidir. Sürekli yeni şeylerle tanıştırır Macondo’ları; mıknatıs, buz, fotoğraf makinesi…Baba Jose Arcadio’nun adeta dünyasını değiştirmiştir. Zira Jose Arcadio Melquiades ile tanıştıktan sonra ne ailesi ile ilgilenmiştir ne de Macondo ile. Kendini bilinmeyenin gizemine kaptırmıştır. En sonunda da tanırının fotoğrafını çekme takıntısı yüzünden aklını yitirmiştir. Evin avlusundaki kestane ağacına bağlamak zorunda kalmışlardır onu (burada da bir metafor mevcut: ağaç aile kütüğünü temsil etmekte, ağaca bağlılık ise soya olan bağlılığı ifade etmektedir). Melquiades sadece baba Jose Arcadio’yu etkilememiştir. Ailenin daha birçok üyesi onun etkisinde kalmıştır. Zira Melquiades ölüp ölüp dirilen bir şahıstır. Kitabın sonlarında yazdığı el yazmasının deşifre edilmesiyle aileyi nasıl bir sonun beklediği ortaya çıkmıştır. Diğer önemli karakter ise Pilar Ternera’dır. Ailenin ev işlerine de yardım eden bir falcıdır. Ursula’nın en yakın dostudur. Çok şehvetli bir karakterdir. Ailenin genç oğlanlarından birer çocuk doğurmuştur. Özellikle oğul Jose Arcadio’dan olan çocuk ailenin devamını sağlayan çocuktur.
Eserde kadınlar ve erkekler arasında önemli farklar vardır. Erkeklerin aklı havadadır. Aileyi kadınlara göre daha az düşünmektedirler. Burunlarının dikine gitmeye meyillidirler. Kadınların en büyük derdi ise soyun devamlılığıdır. Ailenin dağılmasını engellemek için mücadele ederler sürekli. Özellikle Ursula bu konuda bayrağı taşıyan karakterdir. Bir ana şefkati ile çocuklarını saplandıkları bataklıklardan kurtarmaya çalışır. Ancak karşılaştığı engel yine çocukların kendileridir. Kadınlar erkeklere göre daha uzun yaşamaktadır. Ursula 100 yaşını geçmiştir, Pillar ise yaklaşık 150 yaşında ölmüştür. Amaranta, Fernanda, Rebeca gibi diğer kadın karakterler de epey uzun yaşamışlardır.
Kitabı iki bölüme ayrımak mümkün.
1. Kısım: Göç, yerleşme, muhafazakar-liberal iç savaşı, ilk fikir ayrılıkları
2. Kısım: United Fruit Company, modernleşme ve ailenin sonu merkezinde ele alınmış.
Macondo’nun kaderi Buendia’lar ile ortak gidiyor. İlk başta herşey yolundayken, yerleşimin büyümesi ile beraber sıkıntılar baş göstermeye başlamıştır. İlk olarak iç savaş çok can almıştır Macondo’dan. Daha sonra ise kapitalizm keşfetmiştir Macondo’yı. United Fruit Company gelip plantasyonlarını kurmuştur. İnsanları buralarda çalışmaya zorlamıştır. Bir yandan da bir kültür emperyalizmi söz konusudur. Amerikan yaşamı Macondo’lulara empoze edilmektedir. Canlarına tak ettiği yerde greve giderler. Bu grev bir katlimama dönüşür ve 3000 insanları askerler tarafından öldürülür. Macondo’luların üzerindeki bu lanet 4 yıl süren bir yağmur ile metaforlaştırılır. Akraba evliliği ile başlayan bir soy yine bir akraba evliliği ile sona erer.
Bu kitabı 10 yıl kadar önce almıştım. Çok bahsedilen bir kitaptı. 100 sayfa kadar okuyup bırakmıştım. Hem karakter isimlerinin sürekli tekrar etmesi hem de büyülü gerçekçiliğin sihirli dünyası kitabı yarıda bırakamama sebep olmuştu. Netflix nadir kaliteli işlerinden birini yapıp Yüzyıllık Yalnızlık 'ın dizisini çekmesi kitaba olan merakımı tekrar canlandırdı. Artık kafamda kimin kim olduğu yerleşmişti. Dizi sayesinde çok daha rahat bir okuma oldu. Kendimi kitaba tam olarak kaptırdım. Bu arada bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Klasik sorudur; önce kitabı mı okuyayım yoksa dizisini mi seyredeyim. Yüzyıllık Yalnızlık kolay bir kitap değil. Okuması zor. Yarıda bırakan da çok. Kitapta gözünüzde canlandırmanız gereken çok sahne var. Eğer hayal gücünüz bu denli kuvvetli değilse yani gözünüzde canlandıramıyorsanız önce diziyi izleyin derim. Ama eğer benim hayal gücüm kuvvetli; gözümde canlandırabilirim derseniz de önce kitabı okumanızı ardından da dizisini seyretmenizi tavsiye ederim.
Gabriel Garcia Marquez bu kitabı ile benim için efsaneler arasına girmiştir. Zira müthiş bir kurgu ve müthiş bir anlatım…Bir ülkenin bir coğrafyanın kaderi bu kadar iyi mi anlatılır. Ancak bu kitabı beğenmeyen de çok. İtiraf etmeliyim ki ben de ilk okuduğumda bunun nesini bu kadar beğeniyorlar demiştim. Haksızlık etmişim. Bazı kitaplar vardır henüz okumayan insanları kıskanırsınız. Bu da öyle bir kitap. Baş yapıt titrini boşuna taşımıyor.
Lütfen ama bir 10 puan beklerdim😅 evet beğenmeyenleri anlamayanlar olarak söylüyoruz efenim 😎😈 Diziyi nasıl çekerlerse çeksinler kitap her zaman baş tacı olacak🙌🏻🙌🏻