Puan vermedi·312 syf.····Okunma: 23 Temmuz 2025 23:56 OKUNABİLİRLİK: Akıcı ve merak uyandırıcı. Mektuplara dönüşler zamanla tempoyu düşürüyor. Karakter Adam’ı (Edım) hikayenin olay örgüsü boyunca sürekli şaşırıp “adam” diye okuyup Edım diye düzeltmem dışında sorun yok :)
FİKRİN DERİNLİĞİ: Evlilik, güven ve hafıza üzerine düşündürücü. Aldatmaca kırıntıları sığ kalabiliyor.
KURGU: Ters köşeler güçlü ama geri dönüşler hikâyeyi uzatıyor ve bazı ipuçları boşta kalıyor.
KARAKTER: Adam–Amelia ikilisi gerilimi taşıyor. Robin’in gizemi ilgi çekici ama motivasyonu zayıf geldi.
GENEL ETKİ: Başlangıç ve ara bölümler etkileyici, son kırıntı hileleri gerçekçiliği zayıflatıyor.
“Bana bu kırıntıları niye verdi ve neden cevabı yok?” diye sorgulayan bir okur değilseniz, bu roman size kesinlikle keyif verecektir.
Alice Feeney’in Ne Yaptığını Biliyorum adlı romanını okuduğumda, yazar her ne kadar “şaşırtacağım” telaşıyla kötü bir tercihte bulunmuş olsa da genel anlamda kurgusunu başarılı bulduğum nadir kitaplardan biri olmuştu. Çünkü hikâye boyunca okura mantık dışı ya da kafa karıştırıcı detaylar sunmak yerine, oldukça net ve doğru şekilde yönlendirdiği kanaatindeyim. Ama o son… o son! Maalesef benim için tam bir hayal kırıklığıydı.
Bu tarz romanlarda, yazarların “şok” yaratmak için yaptığı bazı hamleler zaman zaman okuru hafife almak gibi geliyor bana (en azından ben öyle düşünüyorum). Gerçi genel okur bu tarz sürpriz sonları seviyor gibi görünüyor, o yüzden bu bir sorun teşkil etmiyor olabilir. Ama ben yine de bu konuda iki gözlemimi paylaşmak istiyorum.
1. Okur, hikâye boyunca 3–4 karakterden birini tahmin ediyor ve sonunda o karakter çıkınca da “Ben anlamıştım-tahmin etmiştim” diyerek romanı küçümsüyor. Oysa “Nereden anladın?” diye sorsan, çoğu zaman altı dolu bir açıklama gelmiyor. Oysa asıl takdir edilmesi gereken, okurun küçük kırıntıları fark edip, kurguya dair güçlü tahminlerde bulunması. 6. hisle değil, kırıntılarla çözülmeli gizem bence :)
2. Ki bu seçenek daha ilginç geliyor bana. Romanda hiç yer almayan bir karakterin finalde “katil” olması ve okurun buna “Vaaay, beynim yandı!” diye tepkisi vermesi… Kurgusu kötü, karakterleri sığ, mantık hatalarıyla dolu bir hikâye, sadece böyle bir sürprizle başarılı sayılamaz bence. Ama görüyorum ki çoğu kişi özgün bir fikirle değil, bu şaşırtmacaya kapılarak etkileniyor. Ya da başkalarının düşüncelerine ayak uyduruyor.
Bu kişisel parantezi kapatıp Taş, Kağıt, Makas romanına dönecek olursak. İlk romandan sonra beklentim bir hayli yüksekti. Kitaba başladığım anda atmosfer beni içine çekti. Psikolojik gerilimle evlilik çatışmasını harmanlaması çok başarılıydı ve yalnızca iki karakterle bu kadar gergin bir atmosfer kurabilmesin usta işi olduğunu söyleyebilirim.
Fakat geçmiş mektuplara dönüşler başladıktan sonra hikâyeden kopmalar yaşadım. Anda kalmak giderek zorlaştı ve bu geri dönüşler hikâyeyi süründürmeye başladı. Dolayısıyla sondaki ters köşeler de yeterince etki yaratmadı. Bu etki kaybında sadece kurgu yapısı değil, yazarın verdiği kırıntıların tamamının aldatmaca çıkması da etkiliydi. O kırıntıların neredeyse hiçbirinin açıklanmaması, hikâyenin gerçekçiliğini zayıflattı.
Spoiler vermeden ufak bir örnek: Bir karakter, hikâye boyunca “kardeşim” diye anılıyor. Sonunda “üvey kardeşim” denilince, okur olarak “Neden en başta söylemedi?” diye düşünüyorsunuz. İşte o noktada gerçeklikten ister istemez kopuyorum ben.
Genel olarak roman çok güçlü başlıyor ve karakterler arası gerilim oldukça etkileyici. Ama yapay kırıntılar, hikâyenin gücünü gölgeliyor. Oysa bu kurgu, doğru yönetilseydi Ne Yaptığını Biliyorum’un bile önüne geçebilirdi. Özellikle Robin karakterinin dahil olması beklentiyi yükseltse de karakterin anlatımı o kadar yüzeyseldi ki “ruh gibi” kaldı. Finalde onun kim olduğunu öğrenince bile “asla o kişi olamaz” hissi, tamamen yazarın aldatmacasından kaynaklandığını söyleyebilirim.
Son olarak, kendi imzam gibi gördüğüm o satırı kitapta görmek;
H Ç B R Ş Y G R ND Ğ G B D Ğ LD R! yüzümde tatlı bir gülümsemeye neden oldu.