Bazı kitaplar vardır, okurken değil, okuduktan sonra yankılanır insanda.
Günübirlik Hayatlar da benim için öyle oldu. Bitirdiğimde içimde bir doluluk, bir suskunluk, bir aynaya bakma hali bıraktı.
Kitap, on ayrı terapi öyküsünden oluşuyor ama aslında her biri sadece bir danışanın değil, hepimizin iç dünyasından bir parça taşıyor.
Irvin D. Yalom 'un anlatımı o kadar sade ama o kadar güçlü ki, zaman zaman kendimi bir terapist koltuğunda, zaman zaman da danışanların cümlelerinde buldum.
Bazı bölümler beni oldukça şaşırttı.
Bir psikiyatristin bile, bazen hastası karşısında savrulabileceğini görmek; danışanın deneyimlerinin, inançlarının, savunma mekanizmalarının bile terapisti zorlayabileceğini okumak çok çarpıcıydı.
Irvin D. Yalom ’un insanı yargılamadan, sakince dinleyebilme becerisi, bana terapiye neden her zaman inanmış olduğumu yeniden hatırlattı.
Çünkü bazen bir kelime, bir bakış, bir sessizlik bile… insana kendini açacak kapıyı aralayabiliyor.
Herkesin, en az bir kez, duvarlarını indirmeden konuşabileceği birine ihtiyacı olduğuna daha çok inanıyorum artık.
Kitap boyunca iki temel soruya dönüp durdum:
“Hayat, süresi ne olursa olsun nasıl daha anlamlı yaşanabilir?”
“Ve ölüm… Onun karşısında ne yapabiliriz? Kaygılarımız, korkularımız ya da tam tersine ona duyduğumuz özlem ne anlatıyor bize?”
Irvin D. Yalom , bu iki büyük mesele etrafında dönerken bana da bolca içe dönme alanı açtı.
Bazı cümleleri okurken içimde kıpırdayan şeyin ne olduğunu tam çıkaramadım ama fark ettim ki bu kitap bittiğinde kendi içimde birçok soruyu ilk defa duymuşum gibi hissettim.
Özellikle son bölümdeki alıntılar ( Düşünceler - Marcus Aurelius )ve onlar üzerinden yapılan sohbetler beni en çok etkileyen kısımdı.
Kendimi uzun bir yürüyüşten sonra eve dönmüş gibi hissettim.
Sanki her danışan bir parçamla konuşmuş, her hikâyede bir yanım görünür olmuş gibiydi.
Ve galiba en çok da şunu fark ettim:
Ben de biriyle, kendimi saklamadan, açıklamadan, duvar örmeden konuşmak istiyorum.
Irvin D. Yalom 'un rehberliğinde bunu kabul etmek bile şifalıydı.
Her kitabından sonra içimde bir şeylerin hafiflediğini, bazen de netleştiğini hissediyorum.
Belki de bu yüzden her Yalom kitabı bir tür iç temizlik gibi geliyor bana.
Belki de hayatın sandığım kadar karmaşık olmadığını, her şeyin tam da olduğu gibi değerli olduğunu anlatıyor bana.
Belki de sadece, durup içimi dinlemem gerektiğini…
Bu kitap da bitti. Ama etkisi uzun süre kalacak gibi.
Ve bazı kitaplar böyledir; kapağını kapattıktan sonra asıl okuma başlar.