Aşktan Tahkik-i İmana Giden Bir Yol…
8/10
·257 syf.··
2025 194. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 00:27
࿇ “𝖠ş𝗄 𝖻𝗂𝗋 ç𝖾ş𝗂𝗍 𝗍𝖾𝗋𝖻𝗂𝗒𝖾, öğ𝗋𝖾𝗍𝗆𝖾𝗇: 𝗁𝖾𝗆 𝗒𝗈𝗅 𝗀ö𝗌𝗍𝖾𝗋𝖾𝗇, 𝗁𝖾𝗆 𝗒𝗈𝗅𝖺 𝗌𝗈𝗄𝖺𝗇.” ࿇ Cahit Zarifoğlu Vakit o vakittir ki; aşk bir kalbin eşiğine dâhi yaklaştığında, o kapının önü de sonu da tüm masivadan ve kötü hasletlerden arınmalıdır. Bir kapıdan aşk girdiğinde tüm şeytani istekler pencereden çıkar gider. İşte bu cümle sırrınca, Mesih Paşa İmamı da faydasız ilminden, katılığından ve türlü çiyliklerinden, sarı örgülü bir Balkan göçmen kızının efsunuyla kurtulmaya başlıyor. Kitabın ana temasını her ne kadar beşeri bir aşkmış gibi yazdımsa da, Sâmiha Ayverdi, bu hikayenin içine, aile mefhumu, Balkan Savaşı, İstanbul ve en önemlisi de tasavvuf konularını da ustaca serperek okuyucuya sunuyor. Kuru bir tarihi aşk romanı okuyacağınızı sanarsanız, yanılırsınız. Hayatının kırk yılını, gövdesiz kalmış bir başı, avâre gezdiren bir imamın, eşi Gülsüm’le, çocuklarıyla, akrabalarıyla ve en çok da kendisiyle imtihanı gönül gözümüze serilirken, ana hat hep “İmam Hâlis Efendinin ezberden bildiği ve olgunlaşmamış imânı”dır. Hâlis Efendi çocukluğundan gençliğine kadar aldığı dini eğitimlerle, kör bir taassubun esiri olmuş, imânı aklın süzgecinden geçirip kalbe indirememiş bir imamdır. İş bu sebepten, insanlara ve dâhi hayvanlara karşı sert ve bilhassa eşine ve çocuklarına vefasızdır. Ta ki düşmanı Tahir’in insanı kâmil oluşuna ve Balkan Harbiyle İstanbul’a, kendi camisine sığınan, muhacir kızı Hediye’yeye vurulana kadar. Sâmiha Ayverdi tüm bunları anlatırken öyle ağdalı ve güzel bir dil kullanıyor ki cümlelerin tadı damakta kalıyor. O dönemki İstanbul’un halini anlatan şu cümle burdaki kâstımı bir nebze daha iyi anlamamızı sağlar: “İ𝗌𝗍𝖺𝗇𝖻𝗎𝗅, 𝖻𝖾𝗅 𝗄𝖾𝗆𝗂ğ𝗂𝗇𝖾 𝗂𝗅𝗅𝖾𝗍 𝗀𝖾𝗅𝗆𝗂ş 𝖻𝗂𝗋 𝗁𝖺𝗌𝗍𝖺 𝗀𝗂𝖻𝗂, 𝗌𝖺𝖽𝖾 𝗒𝖺𝗍𝗍ığı 𝗒𝖾𝗋𝖽𝖾𝗇 𝖻𝖺şı𝗇ı 𝖽𝗈ğ𝗋𝗎𝗅𝗍𝖺𝖻𝗂𝗅𝖽𝗂ğ𝗂 𝗄𝖺𝖽𝖺𝗋 𝖾𝗍𝗋𝖺𝖿ı𝗇ı 𝗀ö𝗓𝖾𝗍𝗅𝖾𝗒𝖾𝖻𝗂𝗅𝗂𝗒𝗈𝗋 𝗏𝖾 ç𝖺𝗋ç𝖺𝖻𝗎𝗄 𝗒𝗈𝗋𝗎𝗅𝖺𝗋𝖺𝗄 𝗍𝖾𝗄𝗋𝖺𝗋 𝗁𝖺𝗌𝗍𝖺 𝗄𝖺𝖿𝖺𝗌ı𝗇ı 𝗒𝖺𝗌𝗍ığ𝖺 𝖻ı𝗋𝖺𝗄ı𝗒𝗈𝗋𝖽𝗎.” (𝖲𝖿. 𝟧𝟪) Bir romanı zevkle okunabilir yapan kıstaslardan biri, bir sonraki sayfada ne olacağını merak etmektir. Sâmiha Ayverdi, özellikle sona doğru bu merakı iyice körüklüyor. Fakat kitap tüm bunlara rağmen, naçizane fikrime göre; biraz hayal kırıklığı ile bitiyor. Mesihpaşa İmamı’nın Esfel-i Sâfilîn’den Âlâ-yı İlliyyin’e geçiş yolu, zevcesi Gülsüm ve çocuklarından geçmek yerine, yasak aşkı Hediye’den geçiyor. Bu noktada “Gülsüm” olup ağlamamak işten bile değil çünkü Hâlis Efendi hayatına Hediye ile devam edecektir. Velhasıl, benim gibi Sâmiha Ayverdi ile tanışacak olan okuyucular için Mesihpaşa İmamı’nın iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Zirâ yazar, iyi bir edebiyatçı olmasının yanında, büyük bir mutasavvıfın rahle-i tedrisinden geçmiş olması hasebiyle de okunmaya değerdir. “𝖣𝖾𝗋𝗍 𝗏𝖺𝗋𝖽ı𝗋 𝖾𝗅 𝗌ü𝗋ü𝗅𝗆𝖾𝗓𝗌𝖾 𝗂𝗒𝗂𝗅𝖾ş𝗂𝗋; 𝖽𝖾𝗋𝗍 𝗏𝖺𝗋𝖽ı𝗋 𝖻ıç𝖺𝗄 𝗏𝗎𝗋𝗎𝗅𝗎𝗋𝗌𝖺 ş𝗂𝖿𝖺𝗅𝖺𝗇ı𝗋.” (𝖲𝖿. 𝟥𝟪) Kendi bıçağınızı Mesihpaşa İmamı’nın hayatında bilemek ve dertlerinize vurmak isterseniz, bu kitabı okuyun. İstifade etmeniz duasıyla, vesselam. Merve
Alıntı
Mesihpaşa İmamıSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2005441 okunma
··
1 +1'leme
·
637 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.