Bir zaman sıcak bir şehirde yaşayan garip görünümlü, kocaman simsiyah gözleri olan
küçük bir kız varmış. Bu küçük kızın yetişkin olmaya dair çok büyük hayalleri varmış,
sürekli bir an önce büyük bir kız olup doğduğu evinden çıkmak istermiş. Önemli
yerlerde bulunmak, çok başarılı olmak, inandığı şeyleri içinde taşıyarak kendi hayatına
yön vermek, sevdiği insanların her zaman elini tutmak gibi hayalleri varmış. Varını
yoğunu, bütün vaktini bu hayalleri için sarf etmiş. Boş durmamalıyım, vakit
kaybetmemeliyim diyerek kendinden bir sürü şeyi feda etmiş. Hayat gelip geçmiş. Bu
küçük gayretli kız çok fazla mücadele vererek bütün hayallerini gerçekleştirip yetişkin
biri olmuş. Bu hikayedeki tek sorun; küçük kızın hayattaki en tehlikeli şeyin
gerçekleşmiş hayaller olduğunu bilmemesiymiş. Çünkü yetişkin olduğunda artık hayal
edecek hiçbir şeyi kalmamış. Artık hayal kurduğu tek şey onun küçük kız zamanları
olmuş. Gece odasında karanlıkta tek başına masa lambasının altında hayatındaki
sorulara tek başına cevap bulmak için okuduğu kitapların yanında içtiği tarçınlı süt,
odasının penceresinin önünde onu arkadaşı gibi görüp içini döktüğü o küçük ağaç,
hayatındaki zorluklara karşı mücadele edip gecelere kadar gayret gösterirken her
zaman arkadaşlarıyla eğlenmeyi ihmal etmediği zamanlar. Bu ona hayatta asıl önemli
şeylerin ne olduğunu tekrar düşündürtmüş. Ama bir filmde eğer ilk perdede duvarda
asılı bir silah varsa, o silah filmin sonunda mutlaka patlamalı. Bu küçük kıza o silah
hayatının çok erken bir evresinde zorluklarla karşılaştığında verilmiş. Şimdi ise sadece
onu kullanacağı zamana kadar hazırlanması gerekiyormuş.