Gurur duymalıyız ve daha çok duyurmalıyız. Metin Toker gibi bir değerimiz var ki, İnönü'nün aynı zamanda damadı olmasına rağmen, İnönü'nün yanlışlarını da objektif şekilde aktarmıştır. O kadar kıymetli bir külliyat ki Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları dizini... Objektif bir bakış açısıyla, o dönemin baş kahramanlarının demeçlerine, ülkenin o günlerdeki havadislerine o kadar sade bir akışla değiniyor ki sanki bir macera kitabıymışçasına bir sonraki sayfayı merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. O dönemin başrollerinin yürüdüğü yolları, zaman zaman zihniyetlerini, stratejilerini anlamış oluyorsunuz...
Tarih okumalarını hiç sevmem, oldum olası da tarih ilgimi çekmemiştir. Bu dizin sayesinde anlıyorum ki ilgimi çekmeyen tarih değil o tarihin anlatım biçimi imiş.
Türkiyemizin yakın tarihini merak eden ilgilenen herkese bu kıymetli dizini okumalarını tavsiye ederim. Ben de cilt iki ile devam edeceğim.
Son olarak, kitaptan bana göre bu cildi ve dolayısıyla birinci cildin konu aldığı zaman aralığını özetleyen şahane alıntı ile bitireyim:
"İnfialin hedefi doğrudan doğruya İsmet İnönü idi ve Çankaya'da İsmet İnönü bunu pek bilmiyordu. 1944'lere gelindiğinde ve tehlikenin büyüğü geride kaldığında Cumhurbaşkanı sanıyordu ki millet kendisine, dış politikadaki dirayetli, basiretli tutumundan, başarısından dolayı sadece minnetli sevgi duyguları ile bağlıdır.
Tuhaftır, böyle bir duygu gerçekte de vardı.
Fakat bu, madalyonun tek yanıydı.
Halk, savaş felaketine uğramamış olmamızın şerefini İsmet Paşaya veriyordu. Bunu kendisinden esirgiyor değildi. Ama bunun yanında, gündelik hayatın bütün sıkıntılarının sorumlusu diye de aynı İsmet Paşayı görüyordu.
Bu tabii değil midir ve "her şey" olan insanın kaderi başka olabilir mi?"