·382 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Temmuz 2025 18:20 Yıllar önce Mahur Beste ile tanıştığım Ahmet Hamdi’ye Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile devam ettim. Ahmet Hamdi’nin ilginç bir tarzı var, dolayısıyla belki de sonda söylemem gereken şeyi başta söyleyeceğim ama, herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Fakat Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün, Mahur Beste’ye göre daha kolay okunan bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Kitapta yaptığımız işin ne olduğundan ziyade o işi nasıl yaptığımızın ve pazarladığımızın önemli olduğu gözler önüne seriliyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsündekiler bu enstitünün gerekliliğine inandıkça başkalarını da buna inandırmaları kolay oluyor. İnsanlar bir furyaya kapılıp gidiyorlar. Enstitünün içindeki kadrolaşma zaten dikkate değer; önce isimler düşünülüyor, sonra o isimlere özel bir kadro ya da birim yaratılmaya çalışılıyor. Öyle ki hiç çalışmayan bir tanıdık için gecikmesi icap eden (!) işlerin havale edileceği bir Tamamlama Bürosu dahi açılıyor.
Kitapta karakter fazlalığı var; birçok karakter işleniyor. Hatta kitabın tiyatro uyarlamasında bu karakterlerin hepsini Serhan Keskin canlandırıyor. Tiyatrosunu kitaptan önce izlediğim için hakkını veremedim, bir daha izlemek isterdim. Benim kitapta en sevdiğim karakter Zarife hala oldu. Cimrilikten parasını yemeyen hala, ölümden döndükten sonra (kelimenin tam anlamıyla ölümden dönmek) serveti başkasına kalmasın diye parasını yemeye ve zevk içinde yaşamaya karar veriyor. Sayfa 69’dan; ‘’Sanki o zamana kadar parasına göz koyduğunu sandığı insanlara düşman olan halam, birdenbire ihanetine şahit olduğu bu servetin kendisine düşman olmuştu.’’ Okuması çok keyifli bir karakterdi. Muvakkit Nuri Efendi, Seyit Lütfullah, Emine, Nevzat Hanım, Selma Hanım, Cemal Bey, Doktor Ramiz, evlere şenlik Pakize ve kardeşleri, Zehra, Ahmet, Sabriye Hanım aklıma gelen diğer karakterler. Elbette bundan çok daha fazla karakter var kitapta. Ve elbette Hayri İrdal ile Halit Ayarcı. Hayri İrdal türlü badireler atlatan talihsiz bir kişi ve ne kadar enstitünün amacına inanmasa ve sorgulasa da bir yerden sonra Halit Ayarcı tarafından ikna ediliyor. Halit Ayarcı ise aklına koyduğunu yapan, akıllı ve manipülatif bir insan. Kitabı okurken Halit Ayarcı ile ilgili fikirlerimin çok puslu kaldığını fark ettim. Bir de bozuk saatleri satın alıp tamir ettikten sonra durumu olmayan dostlarına hediye eden Nuri Efendi’nin sözünü alıntılamak istiyorum. Sayfa 33’ten; ‘’Bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. Çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.’’ Hayri İrdal’ın yaşamını Nuri Efendi ile başlıyor Halit Ayarcı ile devam ediyor gibi düşünebiliriz. Zaten kendisi de yaşamını Halit Ayarcı ile tanışmadan öncesi ve sonrası diye ayırıyor.
Kitabın sembolik anlatımlarla bezeli olduğunu biliyordum ama burada yazan incelemeleri okumadan evvel bu kadar çok sembolik ifadeyi kaçırdığımı düşünmüyordum. Dönemin birçok olayı kitapta farklı sembolik şekillerde işlenmişler. Buradaki incelemelerde zaten yazdığı için ben incelememde tekrarlamak istemiyorum.
Kitap, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi saçma bir işin dahi gerekliliğine kendiniz de inanmış gibi yapar ve onu çok lüzumlu bir şeymiş gibi tanıtıp süsleyip parlatırsanız diğerlerinin de buna inanır hale geldiğini gözler önüne seriyor. Tabi ki işin ucu kendilerine dokunmayana dek…
Ben kitabı beğendim. Okuyacak olanlara da iyi okumalar dilerim.