Yakup Kadri KaraosmanoğluYaban romanında Kemalist bir Türk aydını ile Anadolu köylüsünün arasındaki zihinsel uçurumu kendi yorumuyla işler. Türk subayı savaşta kolunu kaybetmiş ve psikolojik durumlardan münzevi bir hayat yaşamak için anadoluda bir köye yerleşmiştir. Kıyafeti, konuşması ve tavırlarıyla anadolu insanına uyum sağlayamayan entelektüelimizi yörenin köylüsü bir züppe gibi görür hatta bu sebepten dolayı ona yaban derler ve aralarına almazlar. Romana ismini veren de budur. Halkın avam tabakası asla aydınımızı, aydınımız da köylüyü anlamaz. Köylü, aydın yerine köye ziyarete gelen şeyh efendiye daha çok kulak verir. Onun duasını alabilmek için deyim yerindeyse ellerinde ellerinde avuçlarında ne varsa verir ancak köye bir asker taburu uğrasa halk onları beslemekten geri durur. Çocuklarını askere göndermek istemezler çünkü yapılacak işler vardır vs. Aydınımız gerekirse parasını vererek onların tarlalarını da işletir, gerekirse köye gelen asker taburunu da ücreti karşılığı besletir. Yazar bu iki anlayış arasındaki tezatı resmetmek istemiştir. Lakin bu tezatı resmetmek isterken anadolu insanını bir tiksinç metaı olarak göstermekten de çekinmemiştir. Hatta onları kemalist olmamakla da şu sözlerle suçlamıştır
" İnsan Türk olur da nasıl Kemal paşadan yana olmaz ! "
Onları bu hale getirenlerin ise kendileri olduğunu şu sözlerle itiraf etmiştir ; " Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin… onu hayvani duyguların,cehaletin,yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O katı toprakla kuru göğün arasında yabani bir ot gibi bitti. Şimdi elinde orak buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin.? Bu ısırganları kuru dikenleri mi? Tabi ayaklarına batacak.İşte her yanın yarılmış halde kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir. "
Kahramanımız anadolu insanına böyle bakarken bir taraftan da gönlünü emine adında genç bir köylü kızına kaptırır. Emine onu yaban diye reddeder. Bu kız entelektüelimizi anadolu köylüsü ile aynı seviyeye indirmiştir. Onun kalbini yumuşatan onu bu samimi itiraflara iten sebep köylü kızıyla zihninde yaşadığı duygusal deneyimdir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun hayatımda okuduğum ilk romanı. Binaenaleyh kendisini bu Romandan tanımam imkansız. Romanın baş kahramanı ile kendisini mi canlandırmıştır yoksa kemalist bir aydın gözünden anadolu insanını böyle aşırı tiksinç resmederek "Siz anadoluya böyle bakıyorsunuz ama böyle değil ! " diyerek o dönemin aydınlarını bu meselede eleştirmek mi istemiştir bilemiyorum. Lakin itirafa bakılırsa Anadolu insanının böyle olduğunu bundaki sebebin ise aydınlarımızın yetersizliği olduğunu ifade ediyor.
Anadolu insanı her nasıl resmedilmiş olursa olsun bizim gönlümüzde şüphesiz bu vatanın çimentosudur. Bugün dahi yolumuz anadoluda ıssız bir yere düşse çoğunun ırk mefhumundan haberi yoktur size elinde avucunda ne varsa paylaşır. O topraklar hala çocuklarını kınalayarak savaşa gönderirler. Bu minvalde bunları bir tartışma konusu yapabilecek kalifiyede bir içerik oluşturduğu için romanı başarılı buldum. Ayrıca filmi çekilmiştir. Bu film romanın içeriğini de oldukça iyi yansıtır.
İyi okumalar.