Bora bey, ben bu yaklaşımı pek doğru bulmuyorum. Olayı sadece klasik fiziğin alışkanlığıyla, yani “ölçüm cihazı dokundu, her şey tamam” gibi düşünmek, kuantum mekaniğinin asıl şaşırtıcı yanını tamamen kaçırmak demek. Çift yarık deneyi bir şaman ritüeli veya mistik bir şey değil, ama basit bir çarpışma da değil.
Benim bakış açım şöyle: Eğer dalga fonksiyonunu sadece cihazın fiziksel ölçümü çökertebilseydi, "Gecikmiş Seçim Kuantum Silicisi" deneyinde, bilginin sonradan silinmesi parçacığın geçmişteki davranışını değiştiremezdi. Klasik fizikte zaman geriye çalışmaz çünkü.
Benim asıl düşündüğüm şey şu: Evren aslında dev gibi bir bilgisayar gibi çalışıyor olabilir. yani bir simülasyon gibi çalışıyor olabilir. Olabilir diyorum. çünkü kesinlik veremem bu bir teori. ve dalga fonksiyonunun çöküşü fiziksel bir olay değil; evrenin bilgiyi yönetme şekli.
Mesela bilgisayarda “Tembel Değerlendirme” (Lazy Evaluation) diye bir şey var, biliyor musunuz? Sistem, işlem gücünden tasarruf etmek için siz bakana kadar arka planı çizmez. Evren de aynen öyle. Bir elektronu biz ölçene kadar, o sadece olasılıklardan oluşan bir bulut gibi duruyor. Dedektörü koyup bilgi aldığımızda, evren “tamam şimdi render et” diyor ve olasılığı tek bir noktada belirliyor.
Yani gözlemci mistik bir ruh değil, doğru. Ama gözlemci, evrenin yazılımında bilgiyi kalıcı hale getiren kişi. Etrafımızdaki madde diye bir şey yok; biz istediğimizde ekrana yansıyan kodlar, yani bilgi var.
Kitabımda da bahsetmiştim. ☺️🙏