Gönderi

Çift Yarık Deneyini Yanlış Biliyorsun
Popüler kanının aksine, çift yarık deneyinde önemli olan faktör "gözlemci" değil "ölçümdür." Deneyin sonucunu etkileyen faktör eğer gözlemci olsaydı hiç birimiz ölçüm yapıldığı ve ölçüm yapılmadığı 2 durum arasındaki sonuçların farklı olduğunu "gözlemleyemezdik". Öteki deyişle, burada henüz "mistik" bir şey yok.
Bilim
·
177 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Eğer sonuç cihazın parçacığa fiziksel müdehalesi olsaydı zaman çizelgesi akardı ve dalga fonksiyonu sadece cihazın parçacığa fiziksel müdahalesiyle çökerdi, kısaca zaman normal şekilde akardı. Ama Kuantum Silicisi deneyleri bir parçacığın hangi yarıktan geçtiği bilgisi, parçacık hedefe ulaştıktan saniyeler sonra bile silinse, geçmişteki davranışı anında değişiyor. Bunu sıradan bir “ölçüm cihazı çarpışması”yla açıklamak mümkün değil. Burada işin içinde bambaşka bir şey var: Evren adeta dev bir veritabanı gibi çalışıyor. Bilgi hâlâ erişilebilir durumdaysa simülasyon ona göre bir çıktı veriyor; bilgi silinmişse geçmiş veriyi yeniden hesaplayıp olasılık bulutuna geri dönüyor. Yani bir yazılımcı gözüyle bakarsak: Mükemmel bir simülasyon, işlem gücünü boşa harcamaz. Mesela açık dünya oyunlarında karakteriniz arkasını dönene kadar o dağlar, ağaçlar aslında yoktur, sadece kod satırıdır. Çift yarık deneyi de evrenin tam olarak böyle bir “optimizasyon hilesi”. Biz yarıklara bakmadığımızda (yani bilgi talep etmediğimizde), evren her parçacığı tek tek hesaplamıyor; onları olasılık dalgası olarak bırakıyor. Ama biz bir dedektör koyup veri istediğimiz an, evren o noktayı “render” ediyor ve maddeyi belirliyor. Yani “ölçüm” dediğimiz şey, aslında evrene dışarıdan müdahale değil; sistem içindeki bir değişkenin tanımlanması gibi bir şey. Gözlemci de mistik bir ruh falan değil; simülasyonun “bilinci”, yani veriyi işleyen son kullanıcı gibi bir şey. Kısaca söylemek gerekirse: “Mistik bir şey yok” demek, evreni sadece bir bilardo masası gibi görmek olur. Oysa çift yarık deneyi, evrenin bir yazılım gibi çalıştığını, maddenin sadece biz bakınca yüklenen bir “grafik arayüzü” olduğunu gösteriyor. Biz ona bakmadığımızda sadece sessiz bir olasılıklar dizisinden ibaret.
Bora Kasap
Gönderi Sahibi
Bu söylediklerinizi anlayabiliyorum: #301299373 "Burada mistik bir şey yok" derken evreni kastetmedim, "temel çift yarık deneyine" yönelik bir yorumda bulundum. Anlattığınız deneyler kuantum dolanıklık deneyleri olsa gerek ve oradaki fenomenlerin zamansal algımızın "dışında" bir metafiziğe gönderme yaptığını farkındayım.
Bora bey, ben bu yaklaşımı pek doğru bulmuyorum. Olayı sadece klasik fiziğin alışkanlığıyla, yani “ölçüm cihazı dokundu, her şey tamam” gibi düşünmek, kuantum mekaniğinin asıl şaşırtıcı yanını tamamen kaçırmak demek. Çift yarık deneyi bir şaman ritüeli veya mistik bir şey değil, ama basit bir çarpışma da değil. Benim bakış açım şöyle: Eğer dalga fonksiyonunu sadece cihazın fiziksel ölçümü çökertebilseydi, "Gecikmiş Seçim Kuantum Silicisi" deneyinde, bilginin sonradan silinmesi parçacığın geçmişteki davranışını değiştiremezdi. Klasik fizikte zaman geriye çalışmaz çünkü. Benim asıl düşündüğüm şey şu: Evren aslında dev gibi bir bilgisayar gibi çalışıyor olabilir. yani bir simülasyon gibi çalışıyor olabilir. Olabilir diyorum. çünkü kesinlik veremem bu bir teori. ve dalga fonksiyonunun çöküşü fiziksel bir olay değil; evrenin bilgiyi yönetme şekli. Mesela bilgisayarda “Tembel Değerlendirme” (Lazy Evaluation) diye bir şey var, biliyor musunuz? Sistem, işlem gücünden tasarruf etmek için siz bakana kadar arka planı çizmez. Evren de aynen öyle. Bir elektronu biz ölçene kadar, o sadece olasılıklardan oluşan bir bulut gibi duruyor. Dedektörü koyup bilgi aldığımızda, evren “tamam şimdi render et” diyor ve olasılığı tek bir noktada belirliyor. Yani gözlemci mistik bir ruh değil, doğru. Ama gözlemci, evrenin yazılımında bilgiyi kalıcı hale getiren kişi. Etrafımızdaki madde diye bir şey yok; biz istediğimizde ekrana yansıyan kodlar, yani bilgi var. Kitabımda da bahsetmiştim. ☺️🙏
Bora Kasap
Gönderi Sahibi
Bilgisayarda sanal dünyalar geliştiren bir yazılımcı olarak Lazy Evaluation benzeri çok daha fazla konsepte hakimim. Söz ettiğiniz tekniğin görselleme üzerinde kullanılan genel adını Frustrum Culling + Occlusion Culling olarak biliyorum. Uzayda gözlemcinin bilgiye erişiminin optimize edilmesi konularında da Octree ve Quadtree gibi farklı teknikler de kullanıyoruz. Evrenin sonsuz olmadığını, aksine "bilinenin dışında var olmadığını" ve "keşfin esasen yaratım sürecinin bir parçası" olduğu konusuna ben de kafa yormuştum. Fark ettiğim şu olmuştu, bizim süperpozisyon dediğimiz aslında "yokluğu" temsil ediyordu... ve biz yokluğa anlam veriyorduk. Fonksiyonun çökmesiniyse bir kristalizasyona benzetmiştim. Yani benim bakış açımla evrendeki tüm (kesin bilgi olmamakla birlikte, bilimin istatistiksel bulgusu olarak) temel parçacıkların "biribirinin aynı" (belirsizlik ilkesi ve kavramsal indirgeme dahilinde) oluşları, ilk çökmede meydana gelen "parçacığın (olgusal)" kendi salınımı ve yarattığı düzensizliğin süperpozisyon dokusunun doğası gereğince kontrolsüzce kopyalanması ve evrende homojen-ik bir kristalizasyon yaratması "oluşumun" doğal süreciydi. Yaşamın ve DNA'nın kendi kendini kopyalamanın yollarını "bulması" esasen çok daha metafiziksel bir zeminde enerjinin "davranış kopyalayan" doğasının kümülatif bir sonucu gibi görünüyordu. Ve elbette ben akademik biri değilim ve yüksek ihtimalle ucundan kıyısından sahte bilime maruz kalmışımdır. Şunları da paylaşmak isterim: #274043811 #267299233