Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 15 Mart 2018 00:46 Eser üç ana bölümden oluşuyor:
1. EDEBİYAT MAHKEMELERİ
2. DOĞU EDEBİYATI
3. DİL RAPORLARI
Edebiyat Mahkemeleri bölümünde Türk edebiyatının önemli simalarından başta Tevfik Fikret olmak üzere Yahya Kemal, Mehmet Akif ve Nurullah Ataç bir mahkeme mizanseninde muhakeme edilip haklarında hüküm veriliyor.
Fikir vermesi hasebiyle verilen hükümleri kısa kısa özetlemek gerekirse:
TEVFİK FİKRET: Şiir dilini nesir dili haline sokarak adi bir tebliği vasıtası haline getiren, şiir ve fikirde hiçbir derinliğe ulaşamamış, misilsiz bir hodbinliği ahlak ve fadakârlık şeklinde gösteren, bir namevcud, bir gülünç, bir yalan, binbir rücu ve malumdan ibaret nasipsiz ve rahmetsiz Fikret!
YAHYA KEMAL: Dünyaları kavramakta en ileri (plastik) zevk hadlerinin mağrur inzivasına çekilmiş ve buradan büyük idrake yol bulamamış sanatkar!
MEHMET AKİF: Gününün biricik büyük aksiyon planına geçebilmiş ve bu planda gerçekten ahlaklı ve feragatli bir kahraman hayatı yaşamış fakat aynı yolun beklediği gerçek kahramanların gerçek vasıfları önünde mahçup kalmış kabul edebiliriz. Doğru yolun kifayetsiz mütefekkirine, küçük şairine fakat hayatıyla büyük feragatkâr ve namuskârına Allah rahmet etsin.
NURULLAH ATAÇ: Hiçbir tenkit anlayışı yoktur. Fikirlerini ve görüşlerini istinat ettirdiği hiçbir dünya görüşü yoktur. Ezbere tekerlenen ve sadece zarafet oyunu halinde beliren nakillerden başka, kafasında zati idrak ve ölçü merkezine ulaşabilmiş hiçbir irfan hamulesi yoktur.
NAZIM HİKMET bu mahkemeye dahil edilmemiş fakat 1965 yılında Yeni İstanbul Gazetesi'nde yayımlanmış olan "Necip Fazıl, Nazım Hikmet'i Anlatıyor" yazısı alınmış. Görüşlerini özetlememe gerek yok sanırım.
Necip Fazıl'ın büyük şair Mehmet Akif'i de içine alan muhakeme neticeleri beni çok şaşırtmadı açıkçası. Zaten Necip Fazıl "Konuşmalar" isimli eserinden aldığım şu cümleler Türk edebiyatı hakkındaki görüşünü özetliyor:
"Türkiye'de Tanzimat'a gelinceye kadar Şeyh Galip'te biter benim alakam. Mesela Fuzuli'yi alın, Baki'yi alın, hatta benim meşrebimden olmadığı halde Nedim'i alın. Bunlar büyük çapta insanlardır. Evet, Şeyh Galip'ten sonra -ki o son ışıktır- her şey bitmiştir. O günden bu güne böyle pensle bile ayıramayacağınız bir cüceler kalabalığından başka bir şey görmüyorum. Cüce... Roman cüce... Tiyatro cüce... Şiir cüce... Her şey cüce..."
İkinci bölümde ise Arap, Mısır ve Fars edebiyatının ünlü simaları (Firdevsi, Ömer Hayyam, El-Maarri, Sadi-i Şirazi...) eserlerinden alıntılarıyla anlatılıyor.
Üçüncü ve Son bölümde ise "Zavallı Türkçe" başlığıyla giriş yapıp dilimizin sokulduğu çıkmazları, yanlışları, "Öz Türkçe" anlayışını irdeliyor, çözüm yolları sunuyor. Geçmişte dilimizin "mücerret mefhumlar" fakirliğini doyurmak maksatlı veya başka sebeplerle yabancı kelimelerin -gramer mimarimizin ve milli hançeremizin potasında eritmeden- olduğu gibi alınması hatasına dikkat çekiyor.
Ön yargısız, nesnel, aynı zamanda eleştirel bir bakış açısıyla okunduğunda istifade edilebilecek bir eser.
Keyifli okumalar...