Gönderi

Puan vermedi
Etik tartışılmaya başlandığı her yerde ahlakla karıştırılmaktadır. Bazı yerlerde etiğin ahlakın yerine kullanılmakta olduğuna defalarca şahit olmuşuzdur. Fakat ahlak, insanın bütün unsurlarıyla hazır bulduğu norm ve kurallar bütünüdür. Bu durumda insan, ahlak söz konusu olduğunda pasif bir alıcı konumundadır. Bir tür yaşam bilgeliği olan ahlak, yerel ve lokaldir. Bahsettiğimiz bu kavram tarihselliği olan bir pratiktir. Etik ise ahlaki hayatı her yönüyle ele alan, ahlaka yönelen felsefi bir disiplindir. Ahlak, eylemin pratiğini temisil ettiği yerde etik, pratiğin kuramı olmak durumundadır. Etik, ahlak gibi verili bir durumun kendisi değil; verili olan ahlakın tartışılarak temellendirilmesini ve akli olarak soruşturulmasını temel alır. Bu noktada pasif bir tutum yerine, aktif bir duruşu temsil eder. Felsefi bir disiplin olan etiğin tarihi Antik Yunan'a kadar dayanmaktadır. MÖ 5. yüzyılda kendinden bahsedilmeye başlanan etik, özellikle Sokrates ve Platon tarafından dilendirilmiştir. İnsanların yaşamının amacını ve nasıl yaşamaları gerektiğini sorunlaştıran filozoflar, bunun cevabının erdemli bir yaşam olduğuna kanaat getirmişlerdir. Erdemli olmanın gereklerini ortaya koyarken, ahlakın evrenselliğini de savunan filazoflara ilk karşı çıkış Sofistlerden gelmiştir. Sofistlere göre, herkes için geçerli bir takım genel geçer ahlaki ilkeler yoktur. Ahlak içinde bulunduğumuz topluma ve kültüre göre değişiklik göstermektedir. Tarihteki ilk ahlaki göreceliği savunanlar sofistler olmuşlardır. Sokrates ve Platon ise ahlakın evrensel geçerliliğini temellendirmeye çalışarak sofistlerin argümanlarını çürütmek için çaba sarfetmişlerdir. Günümüzde çokça kullanılan etik türlerinden birisi de yararcı etiktir. Buna ayrıca sonuçcu etik denilmektedir. Ahlaki yargıların doğrulanması, eylemlerin ulaşılması gereken sonucunun, iyiliği yada başarısıyla haklı kılınacağı fikrini savunmaktadır. Niyetin iyi olması başlı başına yeterli değildir. Niyetin, iyiliğinin yada doğruluğunun, pratikte sınanması, başarıya ulaşmasıyla mümkündür. Örnek vermek gerekirse boğulmakta olan birisini gördünüz. Niyetiniz onu kurtarmak, fakat siz ona ulaşana kadar kurtarmak istediğiniz kişi boğuldu. Yararcı etiğe göre bu sonuç alıcı olmayan bir davranış olduğundan iyi niyetinize rağmen eyleminiz ahlaki olmaz. Ahlaki yargılarınızın doğrulamış olması için niyetinizden çok sonuca odaklanmaktadır, yararcı etik. Bu nedenle boğulmakta olanın kurtarılması esastır. Bir diğer etik ise ödev etiğidir. Ahlaki davranışı temellendirenin eylemin sonucu olmadığını, eylem kurallarının yerine getirilip getirilmediğini ve ödev bilincini esas alır. İnsanın sorumlu ve akli bir varlık olarak bir takım ödevleri bulunduğu düşüncesinden hareket ederek, ahlakın temeline ödev etiğini yerleştirir. Burada eylemin sonucundan bağımsız niyetin önemine vurgu yapar, niyetin iyi olmasını davranışın etik olması için yeterli olduğunu savunur. Eğer insan çıkarları gereği bir tanrıya inanıyorsa Kant'a göre davranışı etik değildir. Etik bir davranış için çıkar gözetmemek ve insanları kendi çıkarı için araçsallaştırmamak bu etiğin temel yaklaşımlarını oluşturur. Örnek vermek gerekirse, bir bakkal pirinci tartarken tam 1 kilo olarak tartıp müşterisini aldatmamaktadır. Fakat bu davranışını “müşterim benim yaptığım hilemi farkeder ve benden bir daha alışveriş yapmaz” düşüncesiyle, gelecekteki çıkarını hesap ederek yapıyorsa, Kant'a göre bu bir ahlaksızlıktır. Çünkü Kant için hesapsız olmak ve niyetinin iyi olması esastır. Ödev ahlakına göre kişinin duygularına kapılıp bir davranışta bulunması da ahlaki olarak değerlendirilmez. Çünkü duygular yanlış davranışlara yol açabilir. Sevmediğiniz bir adamı gördünüz. Adam kalp krizi geçirmektedir. Siz doktorsunuz, buna rağmen duygularınıza kapılıp hastaya yardım etmemeniz mümkün. İşte Kant'a göre burada devreye girmesi gereken duygular değil, görev etiğidir. Çünkü görev etiği olan bir doktor her durumda hastaya yardım edecektir. Kant'ta tıpkı Sokrates ve Platon gibi evrensel ahlakı savunmaktadır. “ Öyle eylemelisin ki davranışların başkalarına da örnek teşkil etsin” der. Aşkınsal bir tanrı tarafından ahlakın temellendirilemeyeceğini belirten Kant, insanların ahlakı kendi akıllarına başvurmak suretiyle yarattıklarını ifade eder. Etik evrenselciliği savunan filozofların karşısında Etik göreceliği savunan filozoflar boy gösterir. Antik Yunan'da doğa merkezli yaklaşımdan, insan merkezli yaklaşıma geçişin mimarı olan Sofistler, ilk etik göreceliliği savuanlardır. Sofistlere göre "insan herşeyin ölçütüdür" Sofistler için iyi yada kötü insan eylemlerini değerlendirebilceğimiz mutlak yasalar, evrensel ölçütler ya da değişmez ilkeler yoktur. Eylemler insandan insana değişmektedir. Herşey insana görelidir. Örneğin yarar ve hazın tüm insanlara göre iyi bir şey olduğu söylenebilir. Fakat Sofistlere göre herkesi kapsayan genel geçer yarar ve hazlar mümkün değildir. Birinin yararına olan bir başkasının yararına olmaz. Yine benim haz aldığım bir şeyden başkası haz alamayabilir. Nietsche'nin etik yaklaşımlarına gelirsek herkesin düşündüğü biçimde NietzsChe nihilist bir etik anlayışına sahip değildir. Mevcut etik değerlerin yerinden edinmesini savunmuş, mevcut etiğe karşı acımasız bir mücadele vermiştir. Güç istencini artıran herşeyi olumlayan NietzsChe, güçten düşüren köle ahlakına karşı şavaş açmıştır. Üstinsan'a özlem duyan NietzsChe elbetteki yeni ahlak anlaşının temsilcisi konumundadır. Eski değerlerin değersizleştirilmesini savunan bu anlayışta yeni değerlerin değerlendirmesi de vardır. Tanrıyı yerinden eden ve tanrıyı metaforik olarak öldüren Nietzsche'yi meşgul eden soru şudur: " Eğer tanrı artık yoksa, tanrının olmadığı koşullarda etik bir yaşamı nasıl inşa edebiliriz?" Bu nedenle bir gelecek filozofu olan yeni bir etik anlayışı için kafa yoran bu filozof, hiçte düşünüldüğü gibi etik karşıtı değildir. Marksıst etiğe kısaca değinmek gerekirse, sınıf savaşımında işçi sınıfının elini güçlendiren her meşru davranış, etik kapsamında değerlendirilebilir. Hristiyan etiğinin aksine sömürüyü meşrulaştırmaktan ziyade sömürüye karşı olan davranışların onaylanmasıdır. Kapitalizmin insan doğasını kirlettiğini düşünürsek, insanın kendi doğasına dönüşünü ve kendisini gerçekleştirmesini temel alır. Çünkü kapitalist toplumda insan yabancılaşmıştır. Kendine ve ürettiklerine yabancılaşan insanın kendini bu yabancılaşmadan tam anlamıyla kurtarması Komünist toplumda mümkün hale gelecektir. Bireysel bir etikten ziyade toplumsal bir etiği öne çıkaran Marks, insanlar açısından en yüksek iyinin ekonomik özgürlük değil, türün kendisini özgür ve yaratıcı bir şekilde ortaya koymasını savunmuştur. Yazının kapsamından dolayı konuya ayrıntılı bir şekilde değinmem olası değildir. Fakat marksist etik üzerine okuma yapmak isteyenlere İletişim'den çıkan Marks ve etik kitabını öneririm. Marks'ın farklı dönemlerde, erken ve geç metinlerinde farklı etik anlayışlar sergilediğine değinen kitap, okurlar açısından oldukça faydalı olabilir. Kitabın yazarı Phılıp J. Kaın'dır...
Marx ve EtikPhilip J. Kain · İletişim Yayınları · 02 okunma
··
304 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Emeğinize sağlık
Etik konusunda öz ve güzel bi yazı olmuş. Kitap tavsiyesi için de teşekkürler