Haftada yalnızca bir günün var kendine ayırabildiğin. Ama yarın yorgun düşmemek için adımlarını kısa tutuyorsun, görebileceğinden az görüyorsun. Midenin bozulma ihtimalini düşündüğünde iştahın daralıyor; farklı bir tat denemek aklından geçse de geri çekiliyorsun. İş sahibinin gözüne makbul görünmek için bakımına fazladan özeniyorsun. Rüzgâr serin serin esiyor fakat gece ayazı vurabilir; bu yüzden pencereyi kapatıyorsun, “ne olur ne olmaz” diyerek ihtimalleri bastırıyorsun. Ertesi gün ulaşman gereken sekiz saatlik verimi korumak için gece erkenden uyuyacaksın. Zaten sabah olunca da mesaiden iki saat önce uyanman gerekecek.
Böylece, çalışmadığın zamanların bile sana ait olmadığını anlıyorsun. Bedenin, kararların, alışkanlıkların çalıştığın işin gölgesinde var olmaya çalışıyor. Maaş günü geldiğinde ise, ömründen kopmuş bir ayın karşılığında eline verilenin, kaybettiklerini karşılamadığını görüyorsun. O an, telafisi olmayan günlerinin ne kadar ucuza satıldığını iliklerine kadar hissedeceksin.