Hep sorarlar ya :''Tolstoy mu ,Dostoyevski mi?'' diye.Aslında hiçbir zaman bu soruya cevap vermek istememişimdir.Hani küçükken içimize ayrılık tohumlarının atıldığı o ilk ''En çok anneni mi yoksa babanı mı seviyorsun ?'' sorusu anne ile baba arasına (insanların istemeden de olsa) koydukları çizgi ile aynıdır benim için.Benim için iki yazar da değerlidir.Belki Tolstoy'un eserlerini da fazla okuduğumdan bana Tolstoy daha çekici gelmiştir.Benim de ikisi arasına bir çizgi koyulacaksa ( Her ne kadar ikisi arasına bir sınır koyulma girşimine karşı olsam da) soruları sonran kişilere söyleyebileceğim en fazla bu kadar olur.Yalnız ikisinin ilk edebi eser dönemleri ile ilgili okuyucuyu etkileme,benimseme konusunda kıyasalama yapılacaksa'İnsancıklar'ın gerek geçmiş gerekse de günümüz okuyucularını daha fazla sarstığı söylenebilir.
Fakir ve taşra insanlarında iyilik ve fedakarlık konularında daha duyarlı oldukları izlenimi var hepimizde.Dünyanın iyiliğini de yapsan evrenin sevgisini de versen zayıf yaratılışlı varlık olan insan zamanın koşullarına göre (mutsuz bir hayatın kendisini beklediğini bile bile!) daha değersiz olanı seçecektir.Eser Dostoyevski'nin ilk eseri olmasına rağmen bu kadar sarsıcı olmasında 'zavallı insanların yaşamların'dan daha ötesini görmemiz gerektiği düşüncesindeyim.
Hep merak etmişimdir; dünyanın en değerli yazarlarının nitekim eserlerinin (Kendi görüşüm olmasıyla beraber katılmayan kişi sayısının yok denecek kadar az olduğu kanaatindeyim) neden Rus imzalı oldukları ile ilgili.''Rus toplumu çok cefa çekmiş diyoruz, bundandır ki ortaya güzel eserler çıkımış'' gibi klasik görüş hakim.Dönemin şartlarına bakınca bu durumun sadece Rus toplumunda ortaya çıkan proleter halka özgü bir durum değil.Dönem şartlarına bakınca değişik bölgelerde değişik zamanlarda per perişan halde olan onlarca toplumun yaşadığı bölge mevcut.Bence farklı olarak dönemin Rus toplumunda diğer cefa çeken toplumlardan farklı olarak yönetici kesimlerin yozlaşmışlığın dibine vurmuş olmasıdır.Her krallığın,her imparatorluğun yönetimi altında yaşayan tebaa'nın üst yönetici sınıfı arasında farklı bir yaşam tarzı, değişik kültür farklılığı olduğu aşikar,bunu inkar etmiyorum ama Rus toplumunda diğerlerinden farklı olarak üst-alt,zengin-fakir ayrımının maddi uçurumdan ziyade ahlak ,yozlaşmışlık farkının had safada olduğudur.Rus yapıtlarını okuyanlar dikkat çekmiştir belki, eserlerin geçtiği dönem insanların (zengin-fakir olsun) giydiği çizmenin güzel,parlak;yırtık olmasını bu kadar takmaları ezilmişliğin yozlaşmışlığın bir göstergesi diye düşünüyorum.''Bu durumda çizmeler de,canım,ruhum benim,isminin onuru ve değerini korumak için gerekli; delik çizmeler içindeyken ya ruhum ya onurum zarar görür,inanın,canım,buna yıllık deneyimime inanın;benim gibi dünyayı ve inanları tanıyan bir ihtiyarı dinleyin,birtakım acemi ve kötü yazarları dinlemeyin...'' (Can Yayınları/S:124)
Eser bittikten sonra M.Devuşkin'i Dostoyevski'nin 'Budala'sından anımsıyacaksınız. Mektuplaşmaları da Franz Kafka'nın ''Milena'ya Mektuplar'' tadında.
Utanmasam bu kadar etikeliyici eserlerin çıkmasında sebep gösterdiğim olumsuz durumlara minnet edeceğim :) İddia ettiğim gibi bunlar yaşanmasaydı devasa eserler ortaya çıkar mıydı bilmiyorum ama iyiki varlar...
~İyi Okumalar~