·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Mayıs 2025 00:00 "GERİDE KALANLAR"
"Nedendi bu savaşlar, nedendi bu yok oluşlar, kinler, kahırlar? Ne gökyüzü her zaman günlük güneşlik kalabiliyor, ne denizler durgun, sakin, süt liman olabiliyordu. İnsan soyu da doğanın bir parçasıydı; avlanmadan, savaşmadan duramıyordu."
Ege’nin masmavi kıyılarında, Midilli’nin hüzünlü hatıralarında başlayan bir yolculuk…
Suskunlukla taşınan acılar, yüreklerde saklanan sırlar ve yıllar boyunca dillendirilemeyen özlemler… İşte bu roman, geçmişten bugüne uzanan, çok katmanlı bir insanlık hikâyesi.
Yaşlı bir mübadil olan Şehzade, hem kendi kuşağının acılarını hem de bugünün göç ve mülteci sorunlarını taşıyan bir köprüye dönüşüyor. Onun etrafında örülen kurgu, bizlere yalnızca tarihi bir yolculuk sunmuyor, çağımızın en yakıcı meselelerine de dokunuyor: Mültecilik, terörün gölgesinde yaşanan kayıplar, çıkarcıların gölgesinde ezilen hayatlar…
Takvimleri geri sardığımızda, bizi Midilli Adası’na götürüyor yazar. Nüfus mübadelesi yılları… Türkiye’den Yunanistan’a, Yunanistan’dan Türkiye’ye sürgün edilen insanlar… Kapıları kilitli evlere yerleşip yeniden yuva kurmaya çalışan aileler…
Lozan Antlaşması sonrası alınan en ağır kararlardan biri, kuşkusuz Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi idi. Yunanistan’daki Türkler Türkiye’ye, Türkiye’deki Rumlar ise Yunanistan’a gönderilecekti.
Ama düşünün… Tüm düzeni, yuvası, hatıraları bulunduğu topraklardan koparılıp, “kendi milletinin olduğu” bir ülkeye zorla götürülmek… Kim isterdi ki?
Bu sancılı sürecin gerçek boyutlarını anlamak çok zor. Ben bu konuyu ilk kez bir roman aracılığıyla okudum: Geride Kalanlar.
Şehzade’nin ailesi de bu sürgün edilenlerden biri. Ama bir deprem, yuvalarını başlarına yıkıyor ve her şey sil baştan başlıyor.
Şehzade, vatan uğruna evladını kaybetmiş bir baba. O kayıptan sonra eşinin değişimini kabullenememiş, derin bir yasın içine gömülmüş. Yıllar geçmiş, elinde kalan tek şey bir tarlası olmuş. Fakat o topraklarda gözü olanlar, ticaret ve turizm uğruna Şehzade ve ailesini sıkıştırmaktan asla vazgeçmemiş.
Okur olarak kendimize şu soruyu sormadan edemiyoruz:
Şehzade, bütün bu baskılara boyun eğecek mi?
Mübadele sonrası, henüz 10 yaşındayken Midilli’den ailesiyle birlikte Türkiye’ye getirilen bir çocuk. Zamanla bu ülkeye kök salar, evlenir, iki oğul sahibi olur. Ama hayat ona mutluluk kadar büyük acılar da sunar: Büyük oğlunu bir terör saldırısında kaybeder. Bu kaybın yüküne dayanamayan eşi de kısa süre sonra vefat eder.
Geride kalan Şehzade, ömrünü verdiği topraklarına sımsıkı sarılır. Ne kadar baskı görse de, elindekini almak isteyenlere boyun eğmez. Çünkü o toprak sadece bir arazi değil; anılarının, acılarının ve hayatının sembolüdür.
Eğer siz de tarihin derinliklerinden bugüne uzanan, yüreğe dokunan, vatan sevgisini damarlarınıza kadar hissettiren, hayatın ağırlığını taşırken, umudu, sevgiyi ve insanlığın ortak değerlerini hatırlatan satırlarla örülmüş bir kitap arıyorsanız; bu roman size çok şey katacak. Belki biraz hüzün, belki biraz öfke ama en çok da bir direnişin ve sevdanın gücü…
Kitapla Kalın.