"GERİDE KALANLAR"
"Nedendi bu savaşlar, nedendi bu yok oluşlar, kinler, kahırlar? Ne gökyüzü her zaman günlük güneşlik kalabiliyor, ne denizler durgun, sakin, süt liman olabiliyordu. İnsan soyu da doğanın bir parçasıydı; avlanmadan, savaşmadan duramıyordu."
Ege’nin masmavi kıyılarında, Midilli’nin hüzünlü hatıralarında başlayan bir yolculuk…
Suskunlukla taşınan acılar, yüreklerde saklanan sırlar ve yıllar boyunca dillendirilemeyen özlemler… İşte bu roman, geçmişten bugüne uzanan, çok katmanlı bir insanlık hikâyesi.
Yaşlı bir mübadil olan Şehzade, hem kendi kuşağının acılarını hem de bugünün göç ve mülteci sorunlarını taşıyan bir köprüye dönüşüyor. Onun etrafında örülen kurgu, bizlere yalnızca tarihi bir yolculuk sunmuyor, çağımızın en yakıcı meselelerine de dokunuyor: Mültecilik, terörün gölgesinde yaşanan kayıplar, çıkarcıların gölgesinde ezilen hayatlar…
Takvimleri geri sardığımızda, bizi Midilli Adası’na götürüyor yazar. Nüfus mübadelesi yılları… Türkiye’den Yunanistan’a, Yunanistan’dan Türkiye’ye sürgün edilen insanlar… Kapıları kilitli evlere yerleşip yeniden yuva kurmaya çalışan aileler…
Lozan Antlaşması sonrası alınan en ağır kararlardan biri, kuşkusuz Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi idi. Yunanistan’daki Türkler Türkiye’ye, Türkiye’deki Rumlar ise Yunanistan’a gönderilecekti.
Ama düşünün… Tüm düzeni, yuvası, hatıraları bulunduğu topraklardan koparılıp, “kendi milletinin olduğu” bir ülkeye zorla götürülmek… Kim isterdi ki?
Bu sancılı sürecin gerçek boyutlarını anlamak çok zor. Ben bu konuyu ilk kez bir roman aracılığıyla okudum: Geride Kalanlar.
Şehzade’nin ailesi de bu sürgün edilenlerden biri. Ama bir deprem, yuvalarını başlarına yıkıyor ve her şey sil baştan başlıyor.
Şehzade, vatan uğruna evladını kaybetmiş bir baba. O kayıptan