Son zamanlarda paylaştığım Guts ve Griffith çizimlerinin de etkisiyle, gece yarısının karanlığında bu satırları yazmaya oturdum. Çünkü Berserk - Cilt 1 gibi karanlığın doruklarında gezinen bir serinin incelemesi, en çok gecenin sessizliğine yakışır. Kentaro Miura ’nun yarattığı bu evren yalnızca bir manga değil; insan ruhunun en derin yaralarına inen, iradeyi ve umudu sınayan bir destandır.
(* Kardeşimin Guts çizimi → #281163508
* Benim Griffith çizimim → #281058774 )
Şimdi her şeyden önce bir uyarıda bulunmak zorundayım: Bu manga kesinlikle ağır bir içeriğe sahip. Berserk - Cilt 1 okuyabilmeniz için yalnızca reşit olmak bile yeterli değil. Vahşet, ölüm, cinsellik, travma, ruhsal çöküş ve sayısız tetikleyici unsur… Ana karakterin hayatı paramparça edilirken biz de satırlardan onunla birlikte o acıya tanıklık ediyoruz. Hatta çoğu zaman insanlardan çok canavarların bile sapıklıkta sınır tanımadığını görmek ürkütücü oluyor. (Goblin Slayer, Vol. 1 animesinde yaşadığım psikolojik çöküş, Berserk karşısında çocuk oyuncağı kaldı desem abartmış olmam.)
Bu mangayı okuduğumda yanılmıyorsam 21 ya da 22 yaşındaydım fakat ona rağmen bitirmekte çok zorlandım. (Yani güncele kadar gelebildim diyelim, çünkü malum, mangakası artık hayatta değil ve başka insanlar tarafından devam ettirilmeye çalışılıyor.) O sebeple de küçük yaştaki okuyuculara kesinlikle önermiyorum.
Neyse, uyarımı yapıp üzerime düşen sorumluluğu yerine getirdiğime göre konumuza geri dönelim. Gerçi ondan önce buradan merhum Kentaro Miura ’ya rahmet diliyorum. Farklı inançlarımız olsa dahi umarım her neye inanıyorsa vefatının ardından huzura kavuşmuştur. Ve bizlere de Berserk - Cilt 1 ’in tamamlanmış halini görmek nasip olur inşallah.
Hikâyeyi anlatmaya Guts’tan başlamak gerek sanırsam. “Guts” ne demek biliyor musunuz? Bağırsak. Çünkü üvey babası onu annesinin cesedinin altında, bağırsaklarının arasında, yeni doğmuş bir bebek iken bulmuş ve bu yüzden ona bu ismi vermiş. Daha dünyaya gelişinde bile trajediyle mühürlenmiş bir hayat…
Guts’ın çocukluğundan gençliğine, oradan bugünkü haline kadar her şey acıyla yoğrulmuş. Köpek gibi çalıştırıldı, tecavüze uğradı, arkadan bıçaklandı, defalarca öldürülmeye çalışıldı (insanlar da yaratıklar da fark etmez), sevdiği herkesi ve her şeyi bir noktada kaybetti. Asla ait olabileceği bir yer olmadı, olsa bile elinden alındı. Bir de üzerine, canavarlar tarafından 7/24 avlanmasına neden olan ve yerini adeta ileri teknoloji bir navigasyon gibi gösteren lanetli damgası var. Kardeş bildiği adamın ihaneti, tüm yoldaşlarının ölümü ve sevdiği kadının delirmesi ise şüphesiz en ağır darbelerdi.
Evet, spoiler oldu biraz ama Berserk hakkında az çok bilgi sahibi olan herkes Griffith’in ihanetini bilir. Casca ile aralarındaki ilişki de malum. Böyle bir hikâyenin içinde akıl sağlığını korumak bile mucize aslında.
Kentaro Miura neden Guts’a bu kadar acı çektiriyor, onunla ne alıp veremediği var bilmiyorum ama Guts’ın eğer yaratıcısıyla konuşabilme imkânı olsaydı sanırım söyleyeceği ilk şey şu olurdu: “Hak ettiysem eyvallah.”
Şimdi tek tek size mangada yaşanan her şeyi anlatmayacağım, çünkü öyle bir çılgınlığa kalkışsaydım kimse sonunu göremezdi. O yüzden biraz daha genel konulara değineyim.
Öncelikle manganın çizimleri inanılmaz. Her şey öyle ayrıntılı ve mükemmel işlenmiş ki, insan neden kendisinden sonra gelen yüzlerce seriye ilham kaynağı olduğunu hemen anlayabiliyor.
Karakterler çok iyi yazılmış — özellikle de Guts. Bu piyasanın en güçlü, en kararlı ve en inatçı karakterlerinden biri. Ona çok saygı duyuyorum ve umarım herkese ve her şeye inat son ana kadar ayakta kalmaya devam eder. Casca, sanırım hikâyede Guts’tan sonra en çok acı çeken isim. Bir tarafım onun kadın olmasına rağmen bu kadar güçlü olmasına hayran kalıyor, diğer tarafım ise yaşadığı tüm o zorluklara nasıl dayanabildiğini sorguluyor. Tamam, bir noktada aklını yitirdi ama geri kazandı; bu da aslında geçici bir kaçıştı.
Ve Griffith… Söylenecek çok şey var. Hain mi? Evet. Görüp görebileceğiniz en kancık arkadaş mı? Kesinlikle. Açgözlülük ve hırs uğruna en yakınlarını bile feda eder mi? Adam bu işin kitabını yazmış. Ama aynı zamanda zeki, karizmatik, lider ruhlu ve manipülatif bir kötü adam. Eksileri artılarını silip götürse de herkesin onda gördüğü şey farklı.
Ha bir de Puck var, ondan bahsetmeden geçemem. Karanlık bir seinen hikâyesinin içindeki tek umut ışığı, var olan tek komedi unsuru… Adeta karanlıkta parlayan bir fener. Kocaman kılıcıyla iblisleri doğrayıp duran Guts’un yanında çıplak, esprili, küçücük bir peri görmek başta tuhaf gelse de, o olmasa belki de bu hikâyenin ağırlığı taşınmazdı.
Kısaca: Kalbi zayıf olan hiç kimse bu seriye başlamasın. Nokta.
Berserk - Cilt 1 hâlâ devam ediyor, ama finalini ne zaman görürüz ya da görebilir miyiz bilmiyorum. Yine de kesin olan bir şey var: Bu eser okunması gereken kült bir başyapıt. Ama yalnızca yaşı yeterince büyük ve bu karanlığa dayanabilecek kadar güçlü kalplere sahip olanlar için. Çünkü Berserk yalnızca okunacak bir hikâye değil; yaşanacak, hissedilecek ve kimi zaman da dayanılması güç bir deneyimdir. Guts’ın lanetli yolculuğu bize hem insanın en karanlık taraflarını hem de yıkımın ortasında bile sönmeyen direnişi hatırlatır.
Kimi okuyucu için travmatik, kimi için ilham verici… Ama şurası kesin: Bir kez bu evrene adım attığınızda, asla eskisi gibi çıkmazsınız.
Senin sayende gaza gelip aldım. İnşallah ben de severim . Bu arada ben bu manganın olan örgüsünü biliyorum. Yine de hadi bakalım. Ayrıca hala devam ediyor dedin ama mangakası vefat etmiş.