Cumpei Niki, entomoloji konusunda uzmanlaşmış bir akademisyendir. Çok yüksek bir idealizme sahip olmasa dahi; böcek koleksiyonculuğu yaparak adını ders kitaplarına sokabilme ve tanınır olma fikri onun en önemli hedefini şekillendirmektedir.
Çalışmasını kum ekosisteminde bulunan kaplan böceği adındaki bir tür üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bu amaçla akademik pozisyonundan üç günlük izin alarak bir çöl arazisine bilimsel yolculuğa çıkar. İlk gününde aradığı kaplan böceği dışında bir kaç "sıradan" böcek yakalar. Bu araştırmasına devam ettiği sırada yaşlı bir köylü tarafından son otobüsü kaçırdığı konusunda bilgilendirilir ve geceyi kendi köylerinde geçirmeleri konusunda yapılan teklifi kabul eder.
Geceyi geçirmek için götürüldüğü yer, çeperi kumlardan oluşmuş bir kuyunun içinde yer alan eskimiş ve hemen hemen her yeri çürümüş bir evdir. Buradaki ev sahibi otuzlu yaşlarında dul bir kadındır. İlk gün adamın başına gelen şeylerden bizi şaşırtan temelde iki şey olmuştur. Bunlardan biri akşam yemeği yemeden önce masanın üstüne bir şemsiye açılması (kum döküntüsünü engellemek amacıyla) ve köylüler tarafından birer tane fazladan kürek ve varil sağlanmasıdır. Kadın her gece olduğunda rüzgarın etkisiyle evinin etrafına ve çatısına dolan kumları küreyerek varillere doldurmaktadır ve sonrasında da bu varillerdeki kumlar köylüler tarafından bir palanga sistemi ile yukarı çekilmektedir.
Ertesi gün öğretmen ( kitap boyunca Kobo Abe, kahramanlarını adam/öğretmen ve kadın olarak tarif etmeyi uygun görmüştür) bu kuyuda tuzağa düşürülmüş olduğunu nihayetinde anlar. Kendisinden beklenen kadına bu zorlu görevde yardım edilmesidir. Çünkü eğer kum küreme işi yapılmayacaksa bu ev bir zaman sonra kumların altına gömülecektir ve birer birer bu durum diğer evlerin de başına gelecektir. Dolayısıyla köyü korumanın yolu evlerinin etrafından kumları küremektir. Hatta bu amaçla başka insanlarda tuzağa düşürülerek çalıştırılmaktadır; bu yöntem köylü için üzerine düşünülmüş; herkesin mutabık olduğu bir konudur. Ayrıca bu toplanan kumlar inşaat şirketlerine satılarak; parası köy için harcanmaktadır. Bu kumların tuzlu ve aslında inşaat için kullanılamayacak durumda olmasına rağmen illegal bir şekilde satışının yapılması köyün ahlaki durumunu göstermesi açısından önemlidir.
Öğretmen başta tırmanarak bu kum kuyusundan dışarı çıkmaya çalışır; ama attığı her adım sonrasında kayan kum kitlesinden dolayı gerisin geri aynı yere gelir; ya da çok daha büyük bir kum kütlesini yerinden oynatabildiğinde de çığ etkisiyle kumların altında kalma tehlikesi yaşamaktadır. Ayrıca gözetleme kulelerinin varlığından dolayı da bu tırmanma işini yapmak çok olası görülmemektedir. Lakin adam uzunca bir süre kaçış planları üzerinde kafa yormaya devam eder. Bu kaçış planlarından ilki kadını rehin tutarak; köylülere bir tehdit oluşturmaktır. Tehdit hem kadının ölmesine neden olmak; hem de kum küremesinin engellenmesi ile bu evin kumlar altında kalarak köyün tehlike altına girmesidir. Ama bu plan köy kooperatifinin getirdiği iaşenin kesilmesinden dolayı açlık ve susuzluk karşısında yenilgiye uğramıştır. Öğretmen bundan sonraki stratejisini pasif agresifliği çevirmiştir; ve uygun anı yakalayana kadar kaçış planını biraz gündem dışı tutarak kadına ve köylülere uyumlu ve uysal bir şekilde çalıştığını göstermektedir.
En başarıya yaklaştığı kaçış girişimini öğretmen bir halat ile gerçekleştirir. Uzun bir zaman boyunca el emeği ile kendisine bir halat yapar ve onun ucuna da makas bağlar. Bu makas bir çapa vazifesi görecektir. Bu makası kuyunun dışında bir yere çapalayabildiği takdirde halat vasıtasıyla tırmanarak bu kuyudan çıkabileceğini tasarlamıştır. Bu planı tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için kadını bir gün öncesinden bedenen fazlaca yorar ve onun bolca uyumasını sağlar. Ve ertesi gün güneş batımına çok az bir zaman kala eyleme geçerek kuyudan kaçar. Lakin kaçışının takip edilmesi ve çölde kaybolması sonucunda bir bataklığa saplanır; burada köylüler tarafından kurtularak tekrar kuyunun içindeki eve yerleştirilir.
Bir sonraki planı ( aynı zamanda umut açısından en düşük olanı) ümit adını verdiği bir kuyu yardımı ile bir karga yakalayabilmek ve onun ayağına bir mektup bağlamaktır. Bunun için kuma bir sepet yerleştirir ve bu sepetin ağız kısmını da bir gazete sayfası ile kapatır. Bu gazetenin üzerine de yem olması açısından bir tane kurumuş balık yerleştirir. Eğer bir karga bu balığı yemek için gelirse ağırlığı nedeniyle sepetin içine düşecektir ve kumların da üzerine dökülmesinden dolayı burada kapana kısılacaktır. Sonrasında adam bir mektubu karganın ayağına bağlayarak; onu herhangi bir insana ulaştırmasını ümit edecektir.
Buraya kadar kronolojik olarak sıraladığım kaçış planlarının yanında öğretmen her zaman bir bulunma ihtimalini de zihninde tutmaktadır. Kendisinin kaybolduğu farkedilince eve bir kimse geldiğinde onun öyle bir yerlerden ve bir şeyler kaçmadığını gönderilmemiş mektuplarından ya da açık kalan not defterinden anlayacağını düşünür. "Evden gelen yardım çığlıkları duyulacaktır!" . Ama en önemli problemlerden biri gizemli bir şekilde kimseye haber vermeden bu geziye çıkmış olmasıydı. Süreç içerisinde polisler tarafından bulunma ihtimalien dair ümidi yavaş yavaş azalıp yok olacaktır.
Ümit adını verdiği sepetin içinde bir karga olmasa da belli bir süreden sonra su bulur öğretmen. Kumun kılcal damarları arasından gelen nem bir şekilde sepetin içinde birikmeye başlamıştır. Bu artık bir ümittir ve kendisine buradan kaçış için çok güçlü bir imkan verecektir. Artık kimse onu susuzluk ile sınayamayacaktır. En azından suyu ilk bulduğundaki düşüncesi buydu.
(Kuyudaki suyu bulmasından önce mi sonra mı olduğunu hatırlamıyorum) Öğretmen uyumlu bir şekilde köylülere kum küreme işinde çalışacağını uysal bir şekilde beyan ettikten sonra buna karşılık olarak her gün kısa bir zaman dilimi de olsa kuyunun dışına çıkıp dışarıyı ve denizi seyretme talebi sunar. Aralarında bunu tartışan köylüler, kendisine eğer kadın ile önlerinde bir cinsel ilişkiye girerlerse buna izin vereceklerini söylerler. Ve adam burada aşağılık bir hayvana dönüşerek dürtülerinin esiri olarak kadını buna zorlar. Ama kadının fiziksel olarak karşı koyması sonucunda da kendine gelerek bunu yapmaktan vazgeçer ya da kadın elinden kaçar da diyebiliriz. Kadın ve adam bir süredir zaten cinsel ilişkiye giriyorlardı; kadın burada bu küçültücü eyleme karşı çıkmaktaydı temel olarak.
Kısa bir zaman sonra kadının hamile olduğu köylü bir veteriner hekim tarafından teşhis edilir ve hastaneye götürülmek üzere bir araç getirilir. Sarkıtılan halat merdiven ile kadın kuyunun başındaki araca taşınır ve hastaneye götürülür. Onlar hastaneye doğru giderlerken halat merdiven aşağı doğru sarkık bir şekilde unutulmuştur. Adam buradan dışarı çıkar; ve sonrasında geri döner. Aslında kendisine olan bahanesini bile çok inandırıcı bulmakta zorlanırız. Başka bir zaman da kaçılabilinir; ilk önce ümit kuyusunu buradaki köylülere anlatmak lazım. Başka bir zamanda bu dönüş gerçekleşebilir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, bir kaçırılma vakası kendi kendine " Johatsu'ya (Buharlaşmaya)" dönüşmüştür.
Kobo Abe bu kısımdan sonra iki sayfası arasına uzun yıllar koyuyor ve bizi Cumpei Niki kayboluşundan 7 yıl sonraki bir mahkeme kararına götürüyor. Bulunamayan adam artık ölü sayılacaktır.
***
Buraya kadar sadece fiziksel olaylar üzerinden bir özet ile ilerledik. Lakin Kobo Abe'yi remzler ve postmodernizm olmadan okuyamayız. Metaforik kısımda da bağnaz olmayı gerektirecek delillerin Türkçe kaynaklarda çokça olmamasından dolayı biraz kendimizce at koşturabiliriz ,aklımıza geldiği sırasıyla. Çünkü Kobo Abe, kitap boyunca ana bir damar üzerinden kum metaforunu kullanmış olsa da öğretmenin her zihni sürecindeki sekanstan başka hikayeler ve düşünce şekilleri anlamamızda bir mahsur yok gibi görünmektedir.
Kum devinen, değişen hayattır; belki de kaderdir. Akışkanlığı ve seni bir şekilde ona ayak uydurarak yaşamaya itmesinden dolayı edilgen olduğun bir kaderdir. Kobo Abe'nin genel olarak Kafka'yı selamladığı düşünülse de bütün eserlerinde; Kumların Kadını'nda Albert Camus'a daha çok selam verdiğinin iddiasındayım ben. Albert Camus'un dediği gibi "insan eninde sonunda her şeye alışır." Evet, çıkış bileti olan halat merdiven sarkıkta olsa ""neyse burada düzen kuruldu; şimdi dışarıya çıkıp başımıza iş almayalım" ( biraz da toplumdan kaçalım) diye sonlandırır Kobo Abe kitabını.
Ya da Sisifos Söyleni'ne de bir bakmak lazım. Sisifos, Tanrılar tarafından cezalandırılmış bir kral. Cezası büyük bir kayayı bir dağın tepesine taşımak, tam ulaştığını düşündüğü noktada bu kaya tanrılar tarafından aşağıya yuvarlanır ve Sisifos tekrar başlar bu serüvene. Camus der ki; bu saçmadır ama yapılması gerekir. Öğretmen'in de yaptığı belki buna benzerdir; ama o yolu da değiştirir biraz. Kürek ve halat kullanır, kargaları eğitmeye kalkışır, ümit kuyusundan su çeker ya da nihayetinde bu kuyuda da yaşanır bakış açını değiştir diyerek işin içinde çıkar; yani hayatta kalışının formunu değiştirir. Hayatta kalışının formunu değiştirmesini de yani özgürlüğü kazanmasını belki de önünden geçen bir kaplan böceğine olan ilgisizliğinden de anlayabiliriz.
Dolayısıyla belki hayattaki en ideal yaşamı Kobe Abe, Kumların Kadını üzerinden tarif etmiştir. Öğretmen, kadının hayatını sefilce bulur ve kadını özgürlüğünü kazanması için ikna etmeye çalışır. Kumların Kadını ise bilgece konuşur; "özgürlük şehirde ya da dışarıda çokça yürümek gerektirir ve yürümek yorucudur". Şunu mu der yani kadın, "idealize edip peşine koştuğunuz şeyler yorucudur bayım". Peki, Kumların Kadını özgür olmamayı mı tercih ediyor yoksa kumların altına saplanmış hatıratına mı sahip çıkıyor, yani kocasına ve kızına? Aslında daha basit bir noktadan Kumların Kadını, "neme lazım" bilgeliğine nasıl ulaşmıştır. Düşüncemize saçma sapan kanıtlar ararken, kitabın ismini de kendimize destekleyici olarak kullanabiliriz. Kitabın adı "Kumların Kadını" dır; her ne kadar öğretmenin düşünceleri ve yaptıklarını anlatan bir kitap olarak da görsek de eseri bu bilge kadının izlemesi ve bize anlatması gibi de değerlendirilebilir.
Öğretmenin ideali böcekler yakalayarak şan, şöhret kazanmaktı (bilgelikten fazlaca uzaktı). Kendisi bu anlamda avcıydı; böcekler ise avdı. Ama kum (ya da böcek) bir yerden sonra avcı oldu; kendisi av oldu. Hatta daha doğru bir formülasyon ile böcek avcı oldu; kendisi av oldu. Çölde böceklerin avlanmasını şöyle tarif ediyordu Kobo Abe. Böcekler sıçanları, fareleri, diğer avcıları tahrik ederler ve çölde onları peşlerinden koştururlar. Sonrasında aç ve susuz kalan bu hayvanlar çölün ortasında ölerek; böceklere yem olurlar. Öğretmen de böceklerin peşinde çöllere gelerek av olmuştur. Böcek kelimesini belki de tam şu sırada amaçlarımız ya da ideallerimiz olarak okuyabiliriz, uygundur.
İki kişiyi daha yakından gördüğümüz bu kadrajda sahnenin yani köylünün katkısı nasıldır hikayeye. Öğretmenin denizi görme talebine basitçe "hayır" diyebilecekken köylüler neden kadın ile adamdan gözleri önünde bir cinsel birleşme istediler. Eğer kum'u hayat olarak düşünürsek; bu köy halkına da Japon halkı dememizde yani genelleştirip bir Japon ahlakının temsili olarak düşünmemizde bir engel yok gibi gözükmektedir. İkinci dünya savaşındaki yenilgi bir ahlaki çöküntüye yol açmıştır; bunun sembolizmi Kobo Abe tarafından böyle bir çirkinliği arzulayan köylüler üzerinden gösterilmiştir. (Kitapta böyle bir detay yoktur) Filmde de bu köy halkı nou maskeleri ile gösterilince en azından Kobo Abe'nin bu kimseleri ayıpladığı da düşünülebilir. Nou maskelerini tarihsel olarak; düşüğün (halk) yüksek (aristokratlar) karşısında kendi yüzünü saklaması için kullandığını ifade edebiliriz.
Kobo Abe iki kişiyi yakın takibe almasına rağmen, yığınların arasında bireylerine ete kemiğe büründürmek ile de uğraşmaz. Aksine onları daha da silikleştirir. Bu iş öyle bir noktaya gelir ki; öğretmenin adını sadece bir mahkeme belgesinden öğreniriz. Bu mahkeme belgesinin de tek amacı aslında 7 yıl boyunca öğretmenin bu köyden çıkamadığını bize bildirmektir. Kadının ismini ise hiç öğrenemeyiz. Kobo Abe, sanki biraz da şöyle söyler. Bu kimseler hiçte önemli değildir. Herhangi iki kişi benim bu hikayemin öznesidir aslında. Eşi ile sorunları olan, meslek hayatında herhangi bir familyanın içinde amaçsızca bir şeyler yapıp etmek için gidip gelen, hayatta tutunabilmek için kendince idealize ettiği amaçlar uyduran insan yığınından iki kişi...
***
Peki, öğretmenin kuyu evde yaşamaya devam etmeye karar vermesinde çocuğunun olacak olmasının ne kadar etkisi olabilir? Filmde kitaba göre daha fazla işlenen bir konuda öğretmenin evde sıkıntılar yaşıyor olduğuna dairdir, bunlardan bir kısmı da cinsel yaşamıyla alakalıdır. Geçmişinde bel soğukluğu yaşamış olması aile içinde kendisine sıkıntı yaratıyor gibi durmaktadır. Belki de bir çocuğunun olmamasına da yol açmıştır bu rahatsızlıklar. Japonya'da geleneksel olarak evin bir reisi vardır; ve aşağı yukarı her toplumda olduğu gibi evde bir çocuk olmadığı takdirde bu ev reisliği çokta geçerli bir sosyal hiyerarşi sağlamaz. Şehir hayatında çocuğu olmayan öğretmen her ne kadar zorlu şartlar altında olsa da kuyu evde çocuğununda olduğu durumda evin reisi olacaktır. Sosyal statü açısından kendini daha farklı hissedebilecektir. Bence bu ana hikayeye çok istikrarlı bir devam niteliği sağlamasa da; üzerine de düşünülmesi gerekecek kadar ağırlığa sahip bir hipotez gibi gözükmektedir.