·
Okunma
·
Beğeni
·
5190
Gösterim
Adı:
Kumların Kadını
Baskı tarihi:
Mart 2008
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944860574
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Suna No Onna
Çeviri:
Hüseyin Can Erkin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Merkez Kitap
Baskılar:
Kumların Kadını
Kumların Kadını
Nadir bulunan bir böceğin peşindeyken yolu tuhaf bir kasabaya düşen, orada dul bir kadının evine neredeyse hapsedilen kahramanın umutsuz, karamsar, sonuçsuz ve çoğu boşa çıkan kaçış çabalarını, kapkaranlık bir atmosferde anlatan Kobo Abe'nin Kumların Kadını adlı romanı, Japonya'nın edebiyata en önemli armağanlarından bir olarak kabul edilir. Eser, Beckett, Kafka ve Sartre'ın yapıtlarıyla kıyaslanmış, büyük övgüler almıştır. Varoluşçuluk felsefesine Japonya'dan açılan bir pencere olarak görülen Kumların Kadını, özgün dilinden çevirisiyle ilk kez Türkçede.

Kumların Kadını, 1962'de Japonya'nın en saygın edebiyat ödüllerinden Yomiuru Ödülü'nü, romandan aynı adla uyarlanan film de 1964'te Cannes Film Festivali Jüri Özel Ödülü'nü kazandı.
Kumların altında varoluşun sorgulanması: Erotik bir esaret. Japonya'nın modern edebiyattaki ayrıksı yazarı Kobo Abe, Japoncadan Türkçeye...

"Elinizdeki kitap Kobo Abe'nin düşsel başyapıtı."
David Mitchell

"Akıllardan çıkmayacak Kafkaesk bir karabasan."
Time

"Abe, şaşmaz bir kesinlikle kahramanının sürekli değişen fiziksel, duygusal ve psikolojik durumlarını aktarıyor."
The New York Times Book Review

"Okurlar Kobo Abe'de Kafka'nın ve Beckett'in insan ruhunun sıkışmasını anlatmaktaki ustalıklarını sezecekler." Saturday Review
(Tanıtım Yazısından)
174 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kobo Abe, Japon Edebiyatının 20. Yüzyılda dikkat çeken yazarlarından biri olarak görünüyor. Onu farklı kılan üslubu ve kurduğu atmosfer. Bu okuduğum ilk kitabıydı ve aynı zamanda en meşhur kitabı. Bu eserinde de, o üslup ve başarılı atmosfer kurgusunu oldukça iyi bir biçimde fark etmek mümkün. Abe’nin oluşturduğu kurguyu kendimce sorguladığımda, çok fazla düşünmeden aklıma gelen ilk kelime ‘kuşatıcı’ olduğuydu. Bu kelime K. Abe’nin bu kurgusu için oldukça doğru bir kelime.

Eserin ana teması; kum. En başından okuyucuya kumlarla alakalı çeşitli bilgiler veriliyor. Hatta bir ara Zemin Mekaniği dersini aldığım günleri dahi anımsadım :) Kumun topraktan farkı, uçuculuğu, kohezyon oranı, çapı, vs…. Tabi bunlar kısa bir yer tutuyor, öyle okuru bezdirecek bir belgesel ya da mühendislik ders kitabı gibi değil. Yazar, bu bilimsel bilgilerin yanı sıra kum üzerinden felsefe dahi yapıyor. Kurduğu atmosferde başat rolün kumda olduğunu da düşünürsek, yazar, kumu epey verimli kullanmış diyebiliriz :)

Havada kumların uçuştuğu, her yanın kum duvarlarıyla çevrili olduğu bir yerde kulağınızda uğultuyla bir kum tipisinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Yazar anlatım üslubuyla size o atmosferi fazlasıyla duyururken, olayların gelişimi ve içine düşülen durumla da o ‘kuşatılmış’lığı yaşıyorsunuz. Burada anlatım gücü ve yeteneği ön plana çıkıyor. Kurguyu beğenmeyebilirsiniz, ya da sıkıcı bulabilirsiniz ancak o baskın atmosferi ve anlatılanın okurda yaşanması durumunu reddemezsiniz. Yazarın en başarılı olduğu kısım buydu bana göre.

Eserde; bir adamın, kumdan sakınmak üzerine kurulu bir köy hayatını yaşamak zorunda bırakılışı anlatılıyor. Kurulan atmosfer ve olan olaylar, gerçekleşme ihtimali düşük olsa da kara bir kurguyu tamamlıyor. Bu kurguyla toplum eleştirisi yapıldığı gibi, yalnızlık, evlilik hayatı, insanın dünya ile kurduğu ilişki gibi farklı konularda da kurgu üzerinden birçok okuma yapmak mümkün. Kitabın başındaki biyografisinde Kobo Abe'nin Kafkaesk bir çizgide olduğundan bahsediliyor. Kitaba şöyle bir bakarsak; Kafka’nın romanlarındaki gibi karakterin ani ve saçma bir şekilde absürt bir durumun ya da davanın içine düştüğünü burada da görüyoruz. Yine burada da “bu durum nasıl sonuçlanacak?” endişe ve merakıyla o kasvetli, pek ümidin, çıkışın olmadığı o durumu yaşıyorsunuz. Yani bu roman aslında olaydan çok durumun ön plana çıktığı, yer yer sembolik anlatımla çeşitli sorgulamaların ve eleştirilerin yapıldığı bir eser. Sonu da yazar tarafından önemsenmiş ve anlamlı bir şekilde bağlanmış. Birçok şey söyleyebilirim ama okumayı düşünenlerin hevesini kaçırmayalım :) Tek mekanda geçen durum anlatımı olmasına karşın kısa sürede okunabilen ilgi çekici bir eser diyelim.

Kitaplar bizleri ya başka kitaplara götürür ya da başka kitapları aklımıza getirir. Bu kitap da benim aklıma Dava ve Tatar Çölü kitaplarını getirdi. Bu iki kitabı beğenenlerin bu kitap da ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. (7.4/10)
192 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum en farklı kitaplardan biriydi Kumların kadını. Özellikle Japon Edebiyatı'nı okumayı pek tercih etmesem de konu itibari ile bir günde bitireceğiniz soluk soluğa okuyabileceğiniz bir kitap.

*azıcık spoiler ;30'lu yaşlarında böcek ve kanatlı sineklere ilgi duyan bir adam kumsallarda ve kum tepelerinde bulunabilecek bir sinek için keşfe çıkar. Kum tepelerine vardığında geri dönüş için geç kaldığını görür ve bir balıkçı onu kum tepelerinde oluşmuş metrelerce derine göçmüş uçurumların içlerine yapılmış tahtadan evlerden birine indirir. Bu evler öyle bir yerdedir ki ancak halat merdivenlerle inilip çıkılır. Adam, sabah uyandığında yukarıya çıkmak için artık bir merdivenin olmadığını fark eder. Yer yer strese gireceğiniz, sıkışmışlık hissini sağlam hissedebileceğiniz bir yapıt.
184 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kahramanın içinden bir türlü çıkamadığı çaresizlik.. Aklının bir köşesinden anlık da olsa silinmeyen ümit.. Sabrın bir kaybediş değil de kazanış olduğunu düşünen bir kahraman vardı kitapta.. Ben mi? Ben de bol bol empati yaparak kitabı yaşadım. Kahramanımız Cumpei Niki gibi çaresiz kaldım, kumları küredim, kum taneciklerinin altında nefessiz kaldım, kaçma planları yaptım.. Kısacası empatinin dibine vurdum. Ben de bu gerilimi yaşamak istiyorum diyorsanız eğer kitabı okuyabilirsiniz. Hem Japon Edebiyatına da böylelikle bir merhaba demiş olursunuz.
Unutmadan kitapta güzel alıntılar yapılacak ve farklı anlamlar çıkartılacak bölümler vardı. Elimden geldiğince alıntı yapmaya çalıştım ama bir o kadar da yazmaktan yorulduğum için hepsini buraya yazamadım
184 syf.
·1 günde·8/10
Merhabalar,
Japon edebiyatına, Kobo Abe gibi güzel bir yazarla tanışarak giriş yapmış bulunuyorum. Japon edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan yazar aynı zamanda Japonya'nın en saygın ödüllerinden olan Yomiuru Ödülüne de sahip. Ayrıca sinemaya da uyarlanan bu kitap, hem kitap severlerin hemde sinema severlerin büyük ilgisini çekeceğini düşünüyorum.
Kitabın konusuna gelirsek, Cumpei Niki isimli bir adam, farklı türlerde böcek toplamak için yarım günlük bir yolculukla kumlarla kaplı bu köye geliyor. Kısa süreli bir seyahat olarak planlasa da, kendisinden bir daha haber alınamıyor. Cumpei, köye vardığı gün hemen böcek aramaya başlıyor. Hem istedigini bulamıyor hem de son otobüsü kaçırıyor. Yardım istediği bir köylü onu bir kadının evine getiriyor. Bu durumdan memnun olmasa da mecburen kabulleniyor. Ama bilmediği bir şey var, o da bu evden bir daha dışarı çıkamayacağı... Bunu anladığında ise artık her şey için çok geçtir. Bağırıp çağırması ve tehditleri boşunadır. Üst üste kurduğu planlar, farklı stratejiler geliştirmesi, ortama uyum sağlamaması onu bu hapishaneden kurtarmaya yetmiyor.
"Beklenti ve endişe... Özgürlük ve sabırsızlık... Dayanılması en güç olan şey, akışını ağırdan almasıydı."
Kasvetli betimlemelere rağmen kendine çeken bir kitap. Okurken bile zaman zaman o kumların arasında olduğum hissine kapılıp, boğulacak gibi olsamda kesinlikle beğendiğim bir kitap oldu. Farklı bir tarzda, güzel bir kitap arayanlara tavsiyemdir.
192 syf.
https://www.instagram.com/...taken-by=eebru.cemre
Böcek toplamak ve incelemek için üç günlük izine çıkan öğretmen Cumpei Niki,kırsal alanda bir köye gider. İncelemeleri esnasında zamanın nasıl geçtiğini anlamayan Niki, oradan kalkan son otobüsü kaçırır.Köylüler tarafından geceyi evlerden birinde geçirebileceği söylenir ve etrafı adeta kumdan duvarlarla kaplı bir evde tek başına yaşayan bir kadının misafiri olur.
Ancak sabah kalktığında büyük bir sürprizle karşılaşır,eve inmek için kullandığı ip merdiven yerinde yoktur ve kum dağlarının içine hapsedilmiştir.
Niki bir an önce bu kum çukurundan çıkıp yaşadığı şehre dönebilmek için var gücüyle çabalasa da bunun hiç kolay olmadığını kısa sürede anlayacaktır...
'
'
▶Öyle güzel bir kitaptı ki
hiç bitmesin istedim
Uzun zamandır bukadar merakla okuduğum kitap olmamıştı.
Niki kurtulacak mı,orada yaşayan köylülerin amacı ne,daha
neler olacak ? diye sürekli merak halindeydim.
Hele ki kumlar... Kumlar sanki benim üzerimdeydi,sanki ben de oradaydım ve içi kum dolu çorbadan içiyordum
'
▶Harika bir kurgu,çok sade,yalın bir anlatımı vardı kitabın.
Büyük bir keyifle okudum ve unutamayacaklarım arasında
yerini aldı
192 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu kitabı tanımlayabilecek kelimelerden biri 'garip'. Garipliği o hissiyatı alıyorsunuz kitabı okurken. Ve sanki kumlarda hapsolan o adammışım gibi bir çaresizlik...
Okurken ağzıma dolan hayali kumlar, o kasvet. Oldukça garip.
184 syf.
·375 günde·Beğendi·Puan vermedi
Böcek koleksiyoncusu Cumpei Niki entomoloji ansiklopedilerine adını yazdıracak yeni bir tür bulmak amacıyla kum tepelerinin bulunduğu bir köye gelir.Geceyi geçirmek amacıyla misafir olduğu yalnız bir kadının yaşadığı evde, kendisini tutsak olarak bulur.Yiyecek, su karşılığında köyün yok olmasını önlemek için kum kazımak zorundadır.Kitabın sonlarında anlıyoruz ki bir kum ocağıdır burası, kazılıp çıkarılan kumlar satılmaktadır.Bir nevi zorunlu işçiliktir kendisinden istenen.Yaşamak için gerekli olan üç şey verilmiştir adama: su, yemek ve cinsellik.Kitaptaki kadını çok etkileyici buldum.Kobo Abe'nin kumların kadınını kendi karısından esinlenerek yarattığı düşünülüyormuş.Kitaptaki kadının kuma karşı verdiği mücadeleyi, kendi karısı da benzer şekilde, kadınlara getirilen çalışma yasağının kaldırılması konusunda eylem yapan kadınların ön saflarında yer alarak bir zihniyete karşı vermiş.Cinselliğin bu denli estetik anlatımına da çok az kitapta rastladığımı söyleyebilirim.Kobo Abe'nin "Kumların Kadını" kitabı 1962 yılında yayımlanmış.Savaş sonrası, kafkaesk geleneğin Japonya'daki önemli bir temsilcisi olarak kabul edilmiş Kobe Abe.Gerçekten kumların içinde bir böcek gibi kıstırılmış hissediyorsunuz kitabı okurken kendinizi.O kumlar vücudunuza akıyor, ağzınızı boğazınızı dolduruyor, teninizi çiziyor sanıyorsunuz.1964 yılında, Hiroshi Teshigahara tarafından sinemaya aktarılmış.
Yönetmen Andrei Tarkovsky, Kumların Kadını filmini (Suna no Onna) en sevdiği on filminden biri olarak tanımlamış.Doğrusu çok merak ettim filmi de.Kitabı pek çok açıdan okuyabilirsiniz, varoluşçuluk, kapitalist düzen eleştirisi, doğa insan çatışması, kimlik, yabancılaşma vs.Yoksulluk içinde yaşayan insanların Sisyphos efsanesine benzer şekilde verdikleri mücadele beni çok etkiledi.
Kobo Abe'nin "Kumların Kadını" kitabı, son zamanlarda okuduğum en güzel kitap diyebilirim.Çok etkilendim çok.Kesinlikle tavsiye ederim.
184 syf.
·31 günde·Beğendi·10/10
Çevreyi saran tüm sözde gerçekliklerden kopuş hissi ve bu hissin ortaya çıkardığı kavrayamayış, sızlanmalara yol açan kabullenemeyiş, ardından gelen tüm soğuk hakikatlerin varoluşu tehdit etme safhası...

İnsanlık ortaya çıkışından beri kafkavari bir hapishanede yaşıyor, zaman denilen kavramın akışı ise tüm gerçekliğimizi çevrelemiş halde; işte bu yüzden de tüm eylemlerimizi zamana göre kısıtlamak zorundayız. Bu durum kaçışın mümkün olmadığı devasa bir kafes etkisi yaratıyor. Kōbō Abe bir Franz Kafka hayranı olarak içinde yaşadığımız gerçekliğin bozuluşunu ve özgür irademizdeki illüzyonu, titiz bir şekilde işlediği 'Kumların Kadını' isimli romanıyla gözler önüne seriyor. Kitap aynı isimle Hiroshi Teshigahara yönetmenliğinde 1964 yılında izleyiciyle buluşmuş. Gerçeğin bu korkutucu olgusu yazı halinde olduğu kadar film halinde de bir o kadar etkili işlenmiş. Teshigahara tekniği gereği kullandığı yakın plan çekimleriyle, yaşanan o korku dolu kavrayışı kusursuz bir sinema diliyle izleyenlere sunmuş. Teshigahara'nın sinemasında Kōbō Abe etkisi yadsınamaz bir gerçek olsa da bütün arka planda Franz Kafka ve okuyanlara tokat etkisi yaratan edebi dili geçiyor. Abe kafkavari gerçekliğe, varoluştaki absürdlüğe, geç de olsa fark edilen yalanlar içindeki simüle bir hayata, özgür iradenin ve mutlaklığın sorgulanmasına, bu hayali yaşamdaki uyuşuk zevklerimize dünya edebiyatına derinden etki edecek şekilde değiniyor.

Kitap rutin yaşam içindeki bir öğretmenin böcek toplama hobisi için çıktığı yolculuk ile açılıyor. Vardığı yerde, kumların arasında kaybolan bu adam, akşam yatacak bir yer için bir grup köylü tarafından misafir ediliyor. Köylülerin bulunduğu arazi kumların içinde, eğer kum küreme işi her gün düzenli yapılmazsa oturdukları yerler kumlar altında kalıyor ve sırf bunu önlemek adına gelen misafirleri köle haline getirip kumların altında yaşamdan bir o kadar uzak alanlara hapsediyorlar. Bu kasabadaki tek amaç kum küreyerek işleyişi sağlamak. Ana karakter, bir kadın ile bu hapisin içinde kalıyor ve iç güdüler gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Öncesinde gerçeği kabullenemese de daha sonra yaşamak için her türlü pis işin altına girmeye çalışıyor.

Buraya kadar anlatıldığı üzere, Kōbō Abe direkt olarak Kafka'nın 'Dava' romanından esinlenmiş. Köle niyetine kaçırılan bir adam ile suçsuz yere yargılanan bir mahkum arasındaki paralellik göze çarpan detaylardan biri. Vergisini düzenli ödeyen, eşi ve ev düzeni olan, okulunda çocukları eğitmekle ömrünü harcayan bir adamın, yaşadığı Sisifos döngüsü içerisindeki hayatından kaçmak için böcek toplayıcılığı yapması ironik bir yaklaşım. Böceğin sembol ettiği şeyleri anlamak içinse yine Kafka'ya ve 'Dönüşüm' adlı eserine bakmamız gerekiyor. Otomatikleştirilmiş yaşamlarımızda, sistemin istediği gibi bireyler olup, kalıptan çıkmışcasına, özgür irademizi tehdit ederek yaşamak ve bundan duyulan sahte mutluluk böcek olmanın belirtileri. Franz Kafka hayatının belirli bir kısmında bürokrasi ile içli dışlıydı ve bu çarkın içinde dönmekten hayli rahatsızdı. Bu rahatsızlık onun edebi dilini oluşturdu. Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa karakteri de aynı şekilde rutin bir hayat içinde yaşayan, işiyle evi arasında zamanını harcayan bir adam. Gerçeklikten kopmuş olan bu karakterin böceğe dönüşümü ile hayatındaki monotonluğun idrakı basit hayatlara bir ders niteliğinde. Kōbō Abe de bu dersi, yarattığı karaktere uygulamış ve onu metaforik bir şekilde böcek toplama hobisine yönlendirmiş. Karakterine böcek toplatırken, onu kumların altında kafeste kalan bir böceğe dönüştürmüş. Bu böcek olma meselesi sayesinde okuyucu kendine bir ayna tutup yaşamaya değer bir hayatı olup olmadığını sorguluyor. Acaba gerçekten böcekler gibi mi yaşıyoruz?

"Gerçekten de çalışma eyleminde, sonucu belirsiz bile olsa, geçip giden zamanı katlanılır kılacak, insana dayanak noktası olacak bir şeyler vardı."

"Korkunç tekrarlar... Bunlar, kalbin atışı gibi, yaşam için vazgeçilmez tekrarlar olabilirdi ama varlığın kalp atışından ibaret olmadığı da bir gerçekti."

Kum metaforu ise romanda bir diğer önemli kilit noktayı oluşturuyor. Zaman kavramındaki ilerlemenin, akan kum ile ilişkilendirilmesi ve bu akışa hiçbir gücün karşı koyamaması; içinde yaşadığımız gerçekliği fark etmemiz için ince ince işlenmiş. Kumların çevrelediği bir alanda hapsolmak, kumun dışındaki gerçeklikten koparılmış ve istenilse de bu beladan sıyrılamamanın verdiği derin endişe; sayfalar ilerledikçe korkunç bir duruma dönüşüyor. Zamanın korkunç akışından kaçamayışımız işte tam da bu kısımlarda ustaca yansıtılmış. Bürokrasinin ve beraberinde gelen monotonluğun ağına kapılmış Kafka'nın hayatı ile kumların içine hapsolmuş karakterler aynı paralelliği paylaşıyorlar. Kumlardan oluşmuş bu köy aslında hayatın ta kendisi. Gerek hayatta, gerekse kumun altında yaptığımız eylemler özgür irademizi hiçe sayıp, seçim şansını insanlıktan uzaklaştırıyor. Sınırsız özgürlük diye nitelendirdiğimiz kavram ise yalnızca ütopyalara konu olmakla kalıyor.

Kōbō Abe'ye göre özgür olmayı bekleyip, zamanın akışından kaçmaya çalışmak ancak nafile bir çaba. Kitapta bir çiftçi çocuğun kendi düzeninden kaçma hikâyesini Japon mitolojisinden örnekler ile sunarak anlatıyor. Yapılan işlerin tümü Sai nehrinin yanında taş dizmeye benzetiliyor. Ölüler diyarında yer alan bu nehrin kenarında çocuklar taş dizerler ancak zebani her seferinde gelip bu taşları yıkar. Çabalamak boşunadır ama her seferinde taş dizimine yeniden başlanır. Kaçan çiftçi çocuk hikâyesinde de aynı sorun görülüyor. Ekin ektikçe daha fazla iş çıkıyor ve döngüyü kırmak imkansız hale geliyor. Bu döngü ise Albert Camus'ye göre intiharla kırılan bir çarktan ibaret. Kimileri bunu kırmayı bir mantıksızlık sayarken, kimilerine göre ise aslında hayattaki yegâne gerçek.

"Bir şey olmuyor, ne olacak. Hiçbir şey olmaması cehennem azabı değil mi zaten?"

Albert Camus: "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." - Düşüş (1942)
184 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Adam, Sisifos mudur? Sisifos bu kitapta tekrar vücut mu bulmuştur? Suyunu bulunca yenilmez mi olmuştur? Adamın kayası nedir? Tepeye ulaşsa da, dibe düşse de hayat onun mudur?
Çok etkilendim
184 syf.
·15 günde·7/10
Okuyanlarin begenileri ve kapaginin ilgi çekiciliği sayesinde okumaya basladim. Evet kurgu güzel ama bosluklar ve kopukluklar vardi. Akici ilerleyemedi. Bu benim okuma hizimla da alakali olabilir ama bekledigim gibi degildi.
Kuma dair detayli bilgiler edinmem haricinde kumdan kaçış kisimlarini begenerek okudum. Kendimi de kumlarin arasindaymis gibi hissettim.
184 syf.
·3 günde·9/10
Bu da neydi böyle! Çok çarpıcı bir kitaptı. Yazarın ‘kum’ imgelemi öyle gerçekçiydi ki okurken kendimi kumlara gömülmüş o köyde hissettim. Sıkışıp kalmışlık, çaresizliğin kabullenilişi, daha iyi bir hayatın mümkün olduğunu bilerek kendi amaçsız yaşamlarının gönüllü kölesi olan insanlar ki bu insanoğlu için en tehlikeli şeylerden değil mi? İnsanın kendisine attığı en büyük kazık bu kabulleniş, bu kadercilik, böyle gelmiş böyle gider’cilik. Bu vebalin altında insan önce kendisi kalmalı. Muhakkak kalıyor da fakat bunu idrak edecek bilinçten yoksunsa kişi.. Sonrası mı?
192 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Geçenlerde yine rastladım bu kitaba ve içimden incelemesini yapmak geldi. Bilmem kaç ay önce okudum ve hala olumlu, olumsuz etkisinde kaldığımı fark ettim. İlkin şöyle konuyu bi özet geçeyim. Olay, kahramanın nadir bulunan bir böcek türünün peşindeyken yolunun tuhaf bir kasabaya düşmesiyle başlar. Dul bir kadının evinde hapsedilir ve bunun devamında da amansız kaçış planları izler. İşte işin tam olarak burasında okuru öyle bir öfke sarar ki kendinizi kitap kahramanıymışsınız gibi sanmaktan alıkoymazsınız. O kadar canlı ve akıcı bir dille işlenmiş ki okumaktan zevk aldığınız kadar konunun gidişatıyla dugularınız altüst oluyor. (Sevdiğim kadar gıcık olduğumdan sizin de öyle olacağınıza inanıyorum:))
Yazar olmak istemek, kısacası, kukla oynatıcısı olup kendini kuklalardan ayırmayı amaçlayan bir egoizmden başka bir şey değildir.
Manzara resimlerinin doğası zayıf olan yerlerde, gazetenin ise insanlar arası bağların zayıf olduğu endüstriyel alanlarda o yüzden geliştiğini bir yerlerde okumuştu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kumların Kadını
Baskı tarihi:
Mart 2008
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944860574
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Suna No Onna
Çeviri:
Hüseyin Can Erkin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Merkez Kitap
Baskılar:
Kumların Kadını
Kumların Kadını
Nadir bulunan bir böceğin peşindeyken yolu tuhaf bir kasabaya düşen, orada dul bir kadının evine neredeyse hapsedilen kahramanın umutsuz, karamsar, sonuçsuz ve çoğu boşa çıkan kaçış çabalarını, kapkaranlık bir atmosferde anlatan Kobo Abe'nin Kumların Kadını adlı romanı, Japonya'nın edebiyata en önemli armağanlarından bir olarak kabul edilir. Eser, Beckett, Kafka ve Sartre'ın yapıtlarıyla kıyaslanmış, büyük övgüler almıştır. Varoluşçuluk felsefesine Japonya'dan açılan bir pencere olarak görülen Kumların Kadını, özgün dilinden çevirisiyle ilk kez Türkçede.

Kumların Kadını, 1962'de Japonya'nın en saygın edebiyat ödüllerinden Yomiuru Ödülü'nü, romandan aynı adla uyarlanan film de 1964'te Cannes Film Festivali Jüri Özel Ödülü'nü kazandı.
Kumların altında varoluşun sorgulanması: Erotik bir esaret. Japonya'nın modern edebiyattaki ayrıksı yazarı Kobo Abe, Japoncadan Türkçeye...

"Elinizdeki kitap Kobo Abe'nin düşsel başyapıtı."
David Mitchell

"Akıllardan çıkmayacak Kafkaesk bir karabasan."
Time

"Abe, şaşmaz bir kesinlikle kahramanının sürekli değişen fiziksel, duygusal ve psikolojik durumlarını aktarıyor."
The New York Times Book Review

"Okurlar Kobo Abe'de Kafka'nın ve Beckett'in insan ruhunun sıkışmasını anlatmaktaki ustalıklarını sezecekler." Saturday Review
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 432 okur

  • Özlem Ataünal
  • Pers
  • Sofi
  • sultan öztürk
  • Özge Özlem Karanfil
  • Tuba
  • DERYA
  • Burcu Ç.
  • Semra YİĞİT
  • Cavitas

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%26.3
25-34 Yaş
%34.2
35-44 Yaş
%28.9
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.4
Erkek
%28.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.5 (10)
9
%9.4 (17)
8
%9.9 (18)
7
%6.1 (11)
6
%3.3 (6)
5
%2.2 (4)
4
%1.1 (2)
3
%0.6 (1)
2
%0
1
%0