Adı:
Ruhlar Evi
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La casa de los espíritus
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Ruhlar Evi
Ruhların Evi
Şili’nin seçimle işbaşına gelen, askerî bir darbeyle devrilip öldürülen Marksist başkanı Salvador Allende’nin son saatleri nasıl geçti? No­bel ödüllü büyük şair Pablo Neruda’nın cenaze töreni, faşist diktatör Pinochet’nin onca baskısına karşın, nasıl bir gösteriye dönüştü? Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Bunlar, Isabel Allende’nin bu romanında yer verdiği ilginç olaylardan bazıları. Allende, Ruhlar Evi adlı bu ilk romanında, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, Márquez’e yaklaşan bir ustalıkla dile getiriyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatının büyülü gerçekçilik geleneği, bu romanda da bütün görkemiyle hüküm sürüyor. Sınırsız bir hayal gücü ve anlatım ustalığı, Isabel Allende’yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapıyor.
495 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar.
544 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Yazarın dili o kadar sade ve güzel ki, sizi hiç bıkmadan, belki tam sıkıldım dediğiniz anda bile,çünkü kitap çok uzun,hemen ilginç bir hikaye ile yine sizi kitaba bağlıyor.
Dünyanın bir ucunda, Şili' de yaşanan olaylar ne kadar da bir zamanlar Türkiye'mizde yaşanan olaylara benziyor.
Seçimle başa gelen Marksist başkan ve onun askeri darbe ile görevden alınması, Marksistlerin ve hatta sağcılarında çektiği üzüntüler... Ders alınacak çok şey var bu kitapta ve bunun yanında keyifli ve ilginç olaylarda. Ben okuyun derim. Keyifli okumalar.
440 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))
440 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Tıpkı insanlarla olduğu gibi kitaplarla da bir tanışma faslı vardır. Bu kitap ile ilginç bir tanışma faslım oldu. Nasıl ki insanların dış görünüşüne bakıp değerlendirme yapmak yanlış ise kitap ismine bakıp değerlendirmek de yanlıştır. İlk defa kitap ismine bakıp böyle bir hattaya düştüm. "Ruhlar Evi" okuyunca aklıma suç-polisiye-cinayet geldi. Oysa burdaki "Ruhlar Evi" bambaşka bir alemdi.
Şu ana kadar okuduğum karakteri en fazla, olay örgüsü en geniş kitap diyebilirim. Bazı kitapları bitirince bu kadar azıcık olayı nasıl olur da bu kadar fazla sayfaya dökmüş diye şaşırıriz. Bu kitabı bitirince bende bu kadar olayı nasıl olur da bu kadar az sayfaya sığdırabildi diye şaşırdım.
Her ülkenin edebiyat dünyasına kazandırdığı bir yön vardır. Büyülü gerçekçilik akımını da edebiyat dünyasına kazandıran başta Gabriel Garcia Marquez olmak üzere Latin Amerika yazarlarıdir.
Isabel Allende'yi bu kitabı ile tanımış oldum ve listeme yeni bir yazar eklemiş oldum.
Karakter ve olay örgüsünün fazla olmasının nedeni Şili devletinin 70 yıllık gelişimini dört kuşak bir ailenin çevresinde anlatıyor olmasına bağlı.
Devletlerin en büyük benzerliği kendi düşüncesinde olmayanlara uygulamış oldukları iskencelerdir. Işkenceye maruz kalanlar siyasi olarak muhalif olanlardır. Işkencenin şiddeti de ırk, din ve cinsiyet olarak artıp azalıyor. Ne kadar aykırı isen işkenceye uğrama ihtimalin o kadar fazladır. Ve iskencelerin yasal olarak görüldüğü en uygun zaman darbe zamanlarıdir. Bu değişmez evrensel bir gerçektir.
Kitapta pek çok büyülü olay anlatılıyor. Marquezvari bir ustalıkla büyülü gerçekçilik akımını kullanıyor. Nobel ödüllü tek şair Pablo neruda'nin ölümünden ve gösteriye dönüşen cenaze töreninden ( Nobel konusunda tek şair olduğunu yanlış bilmiyorum umarım. ), seçimle başa gelen Salvador Allende"nin askeri darbe ile devrilmesine kadar Şili'nin tarihinde yer bulmuş pek çok olayı ustalıkla ele alıyor Isabel Allende. ( yazar Salvador Allende nin yeğeni aynı zamanda ).
Kitabın bir başka güzelliği olayları tarihe göre değil olay akışına göre anlatılıyor olması. Ve her bölümün sonunda yazar okuyucuyu merakta bırakacak önemli ipucu vererek bitiriyor olması.
İncelemem kitap için Okyanusta damla farkındayım yine de inceleme yapmam şart olan kitaplardan biriydi. Bu kadar güzel bir kitabın az okunmuş olmasını kendi açımdan eksiklik buldum.
Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar...
544 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle tarz olarak Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabına çok benzeyen bir kitap. Karakterler doğuyor, aşık oluyor, ölüyor, sonra onların çocukları ve torunları da aynı sarmalı yaşıyor. Abartı ile gerçeklik iç içe geçiyor.

Her şey o kadar kısa sürede olup bitiyor ki tüm insanlığın geçirdiği değişimi 550 sayfada görüyoruz. Kendi toprağında serf durumuna düşen feodalistler, baş karakterlerden Esteban Trueba'nın liberal fikirleri, onun torunu döneminde yükselen sosyalist fikirler, Miguel'in silahlı mücadele fikri, eve hapsedilen kadının feminizm ile tanışması, vs. hepsi kuşaklar arasındaki yepyeni fikirlerin nasıl geliştiğine tanık olmamızı sağlıyor. Son bölümde ise bu sosyalist fikirlerin iktidara gelmesi ve darbe ile yerle yeksan edilmesi anlatılıyor. Nitekim yazarın memleketi Şili'de de aynısı olmuştu. O dönem anlatılmış. Hatta darbe ile indirilen Marksist lider, Salvador Allande'ydi. Yazarın adı ise Isabel Allande. İkisi akraba.

Darbe bölümünü okurken aklıma 12 Eylül geldi. Ülkemizde de bu darbe ile sol baskılanmış, işkenceler olmuş, ülkeyi kaostan kurtarmak adına ülke ABD rotasına sokulmuştu. Bu kitapta da darbenin amacının aslında vatanı korumak değil bir kaç kişinin güç mücadelesinde pay kapmak istemesi olduğu çok güzel anlatılmış çünkü darbe yapılması fikrini ortaya atanları da darbeyle sindiren, hukukun olmadığı, insanlık dışı uygulamaların olduğu utanç anlardır darbeler. Başa gelen kişinin yaptığı toprak reformu birilerini rahatsız edince, para babaları piyasayı manipüle ediyor, yetmiyor darbe yapılıyor ve başkan öldürülüyor. Çünkü zenginlerin düzeni sarsılıyor.

Daha çok para kazanma hırsıyla yanıp tutuşan Esteban Trueba Muhafazakar Parti ile siyasi yaşamına devam edip insanlara patronluk yaparken çok demokrat görünse de devran dönünce demokrasi onun için lafta kalıyor. Desteklediği darbe de önce kendi evladı Jaime'yi öldürüyor, kendi torunu Alba'yı işkencelerden geçiriyor. Silahlanmayı gereksiz bulan bu hümanistin (Jaime) silahlarla öldürülmesi de darbenin, emperyalistlerin, burjuvanın şartlar sağlandığında nasıl da ayrım gözetmediğini kanıtı adeta. Zaten bunu fark eden Trueba kendisini sorguluyor. Kızı Blanca'nın sevdiği ama kendisini sırf devrimci diye benimseyemediği ve balta ile saldırdığı Pedro Turcero'yu bile bağrına basıyor. Çünkü acılar insanları birleştirir. Çoğunlukla ülkeden def edilmesi gerektiğine inanılan fikirler ve kişilere karşı tutunulan tavırlar ise kardeşi kardeşe kırdırır. Son bölümleri çok çarpıcıydı kitabın. Her fırsatta bir liderin katil olduğunu, antidemokratik olduğunu, diktatör olduğunu ilan eden egemen güçlerin yeri gelince darbeler, suikastlar ve komplolar ile ne kadar antidemokratik olabileceğini ve bunu da demokrasi getirmek, istikrarı sağlamak, vatanı kurtarmak kılıfı adı altında nasıl meşrulaştırabileceğini gösteren yazara teşekkürler. Darbeden sonra işkence gören Alba'nın ise intikam istememesi, eğer intikam arzusuyla yanarsa sonra da gücü ele geçiren kişilerin bu sefer kendi torunlarından intikam alacağını düşünmesi, nefretin nefret doğuracağını söylemesi çok değerli.

Clara, Blanca, Alba, Amanda gibi kadınların aşklarıyla eğlenceli giden kitap, darbeci generaller, Esteban Garcia, Trueba gibi erkeklerin siyasi hırslarıyla adeta karamsar bir havaya giriyor. Belki de dünyayı kurtaracak olan ilk saydıklarım gibi düşünenlerdir. Bu anlamda insanlığın ilerlemesinin kadınlardan geçtiğini gösteren bu kitap okumaya değer.
544 syf.
·Puan vermedi
Ruhlar Evi - Isabel Allende.
Ruhlar Evi bitti.. Keşke bitmeseydi dediğim bir kitap daha okudum. Isabel Allende. Namı diğer "büyülü gerçekliğin kraliçesi". Şili'nin demokratik seçimle göreve gelen ilk Marksist Başkanı Salvador Allende'nin yeğeni.
Bir ailenin üç kuşağını yetmiş yıllık zaman diliminde ailede yaşayan kişilerle geçmişteki kişilerin ruhlarının iç içe olduğunu görüyoruz romanda ve esasen sizi büyüleyen bu oluyor. Yeşil saçlı Roza, çılgın maceraperest dayı Marcos, mistik güçlere sahip küçük Clara ve Esteban Truba. Geçmiş ile geleceğin buluştuğu büyülü bir kitap. Her satırında hayran olduğunuz egzantirik bir hikaye. Şu ana kadar okuduğum karakteri en fazla, olay örgüsü en geniş kitap diyebilirim. Bazı kitapları bitirince bu kadar azıcık olayı nasıl olur da bu kadar fazla sayfaya dökmüş diye şaşırıriz. Bu kitabı bitirince bende bu kadar olayı nasıl olur da bu kadar az sayfaya sığdırabildi diye şaşırdım. Bu kitap ile birlikte Şili'nin tarihi hakkında çok şey öğrenmiş oldum.
544 syf.
·375 günde·Beğendi·Puan vermedi
 Kitabın başlarında kadınların güzellikleri ve aydınlıkları ile ilgili şeyler aktarılması beni mutlu etti ve anladım ki kitapta hep kadınlar yüceltilecekti çünkü kadınlar zaman içinde o kadar çok ezilmiştir ki, artık yüceltilmeleri gerekiyordu.

   Romanda ailedeki kadınların berrak güzelliği, kadınların değerini aktarmada etkili olmuştur. Ayrıca patronu olduğu için her dediğini yapmak zorunda olan kadınların istemedikleri şeyi yapmakta zorlanmaları da yine kadınların bir köle gibi kullanıldığını anlatmakta etkili olmuştur. Ayrıca siyasi yönden patrona karşı çıkan adamların işlerinden atılıp, ülkenin son halinden pişman olan patronun durumu insanların dinlenmesi gerektiğini anlatır.

    Romanın bir çiftlikte ve eski tarihlerde, kadınların daha değersiz olduğu, geçmesi patrona isteklerini daha kolay insanlar üzerinde uygulayabilme ayrıcalığı sunmuştur. Ruhsal olarak karakterleri daha rahatsız edici kılmıştır çünkü etrafta herkes birbirini tanımaktadır. Fiziksel olarak ise daha rahat ettirmiştir çünkü daha az kişi olmasından dolayı daha özgürlerdir.

   Romanda kullanılan şehirdeki büyük ve herkese yardım edilen ev ailenin siyasi ve maddi yönden daha ayrıcalıklı olduğunu sergilemektedir. Çiftlik yine aile reisinin, Esteban, siyasi gücünü ve çiftlik halkı üzerindeki baskısını anlatmıştır.

    Romanda kadınların cinsel ihtiyaçlarını gidermek için kullanılması eleştirilmiştir. Ayrıca siyasi yönden birçok eleştiriler yapılmıştır. Askeri yönetimin onlardan tarafa olanları bile öldürdüğü, ayrıcalık tanımadığı eleştirilmiştir.

    Romanda askeri yönetim ve hükümet yönetimi çatışmıştır. Bu çatışma demokrasi temasını aktarmada etkili olmuştur. Patron ve çalışan kadının çatışması kadınların köleliği temasını aktarmıştır.

    Romanda etkilendiğim bölüm askeri darbe fikrini ortaya atan Esteban’ın darbeden sonra sözünü anlatamaması olmuştur çünkü fikrin öncüsü olmasına rağmen zulümlere maruz kalması, askeri yönetimin vicdansızlığını anlatmaktadır.

   Romanda geçen diyalogların ve romanın anlatımının yalın olması anlaşılmasını kolay kılmıştır. Romanda yalın cümleler ve sade olaylar anlatılması da romanın dilini anlaşılır kılmıştır.

    Yazar romanda okuyucuyu kadınların güzellikleri ile etkilemiştir. Onların toplumdaki rolünü aktarmıştır.

   Romanın ana teması kadınların toplumdaki değeridir. Yardımcı temalar ise olayın bulunduğu dönemi anlatmak için kullanılan askeri darbe ve siyasi olaylardır.
544 syf.
·16 günde·10/10
Neden bu kadar güzel bir kitapsın?
Doyamadım, kıyamadım okumaya ve son sayfalarına yaklaşmışken artık inceleme vakti geldi dedim ve mümkünse biraz kitapla dolup taşan, güzelleşen, acıya bürünen, merak duyan içimi açmak istedim..

Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" ının büyüsüyle buldum bu güzel kitabı. Yüzyıllık Yalnızlık'ta babamın dedemin doğduğu evi bulmuştum. Bayramlarda gittiğim o eve benzeyip oranın sıcaklığı ve karmaşasını taşıyordu, kitabı okurken köydeki evimizin odalarındaki olayları izliyordum ve tadı damağımda kalmıştı. Benzer bir kitap bulmak istedim ve burada, 1000 kitapta, alıntılara incelemelere göz atarken "Ruhların Evi"yle karşılaştım. Açıkcası ilk okuduğumda tek dikkatimi çeken Yüzyıllık Yalnızlığa benzemesiydi ve sonra akşamında yolculuk yapacağım günlerden bir gün, en sevdiğim kahvecide otururken yan tarafındaki sahaftan bana arkadaşlık etmesini istediğim bu kitabı aldım, iyi ki de aldım. İlk basım, biraz yıpranmış, biraz yırtılmış ama sarı yapraklarıyla öyle okunası bir kitaptı ki..

Biliyorum henüz içeriğine yeni gelebildim ama beni büyüleyen bu kitabın incelemesini akışına bırakıp içimden geldiği gibi yazmaya karar verdim..

Clara.. güzel ve bilgeliklerle, yetenekle dolu kadın. Bilgeliği öyle gündelik ya da bilimsel olan değil sezgisel, geliştirilebilir olandan. Farklı olana her zaman ilgi duyan ben, bu bambaşka kadına hayran kaldım ve okurken hep o olmayı istedim. Susmayı, 9 yıl susmayı tercih eden kadın olmayı istedim. Tuzluk kaldırıp, piyanoyu uzaktan çalmayan yarayan yeteneklerini geliştirip gaibi gören ve insanları tatlı tatlı uyaran kadın olmayı istedim.
Clara'yı ara sıra birinci tekil şahıs ağzından anlatan, önce Clara'nın güzeller güzeli ablası Rosa'ya aşık olan; Esteban'dan okuyoruz. Kitapta en sevdiğim ve alıntılarını yaptığım kısımlar Esteban'ın Clara olan aşkını tanımlamaya çalıştığı kısımlardı. Evli oldukları halde onu elde edemediğine inanan ve okucuyu da buna inandıran, Estaban..

Yüzyıllık Yalnızlık'taki gibi bir sürü insan tanıdım bu kitabı okurken. 3 nesil gördüm. Garip huylarına, tatlı telaşlarına, aşklarına, sevişmelerine, yalanlarına, bağırıp çağırmalarına şahit oldum. Fakirlerin zengin, zenginlerin fakir ve ezilenlerin söz sahibi olduğunu gördüm.. kendimce "nasıl yaşanmalı?" dedim. Clara gibi başka bir dünyada mı, Esteban gibi paraya mevkiye kavuşarak mı, Blanca ve Alba gibi aşkını yaşamaya çalışarak mı, Esteban Garcia gibi kinle mi, Ferula gibi sevdikleri için hayatından ödün vererek mi, Jaime gibi insanlara yardım ederek mi, Nicolas gibi meditasyonlar yaparak mı..? Nasıl, nasıl yaşamak isterdim? Bunca garip ve güzel kahramanları öldürürken yazar, ben nasıl ve ne uğruna ölmek isterdim?
544 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Harika kurgusu ile Latin edebiyatından son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu. Mükemmel dili ve hikayesiyle darbenin olumsuz yanlarını çok güzel anlatıyor ve Şili tarihi hakkında bilgiler veriyor. Kitap olayları masalımsı bir anlatımla dile getirmiş. Üç neslin başından geçen ve birbirine bağlı olaylar dizisi hem şaşırtıyor, hem güldürüyor, hem de üzüyor. Uzun soluklu, kalıplı bir kitap olmasına rağmen hiç sıkılmadan okunuyor.
Siyasetle ilgili pek çok konuda fikir sahibi olabileceğiniz romanda, Arjantin'in Allende öncesi ve sonrası dönemlerinde ülkede olanlar ve toplumsal durum çok iyi aktarılmış.

Çok güzel bir kitap, beğeniyle okudum...Herkese tavsiye ederim.
544 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10
Hem türdaşlıkları, hem de aynı coğrafyanın hikayeleri olmaları sebebiyle ister istemez Yüzyıllık Yalnızlık' la kıyasladım okumam esnasında, açıkçası bir eksiğini de bulamadım.
Clara' nın anı defterlerinde karışıklığa sebep olmaması için, doğan çocuklara aile büyüklerinin isimlerini vermek ve verdirmek istemeyişi, Yüzyıllık Yalnızlık' ı okurken, isimlerin kuşaklar boyu tekrarlanması sebebiyle kafa karışıklığı yaşayanlar için isabetli bir karar olmuş. Bu bir yandan hikayeyi temiz, kolay ve keyifle okunur hale getirirken, bir yandan ise kıyas ettiğim türdaşındaki benim tabirimle masalsılığı, terim haliyle büyülü gerçekçilik etkisini bir parça yok etmiş.
Yine de bu, kitaptan hiçbir şey eksiltmiyor. Kaldı ki hikayenin ilk yarısında o lezzeti alsanız da, diğer yarısında basbayağı mevcut dünya düzeninin acı gerçekleriyle yüzleşiyorsunuz.
"İyi ki okumuşum, keske daha önce keşfetseydim, kızım da mutlaka okumalı." dediklerimden, kütüphanemin kıymetlilerinden biri oldu Ruhlar Evi, tavsiyemdir...
544 syf.
·Beğendi·10/10
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri. Beni ve birlikte okuduğumuz 8 kişilik grubu içine alıp yıllar sonra hala bırakmamış olan kitap. Tek kelimeyle mükemmel. Daha sonra uzun uzun inceleme yazmayı düşünüyorum.
"Artık burda "patron" benim ..
"Eğlenti bitti ! "
"Şimdi calışacaģız..
"Bundan hoşlanmayan biri varsa hemen şimdi çekip gitse iyi eder ..
"Kalanlar aç kalmayacak , ama sıkı çalışacak.
"Çevremde uyuntu ya da çokbilmiş kişiler istemiyorum ..anlaşıldı mı? "
Isabel Allende
Sayfa 58 - Can yayınları
Kadınlar(...) Kendilerini güvende hissetmek için erkeğe gereksinim duyarlar, oysa korkmaları gereken başlıca şeyin erkek olduğunu sanki bilmezler.
Isabel Allende
Sayfa 156 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ruhlar Evi
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La casa de los espíritus
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Ruhlar Evi
Ruhların Evi
Şili’nin seçimle işbaşına gelen, askerî bir darbeyle devrilip öldürülen Marksist başkanı Salvador Allende’nin son saatleri nasıl geçti? No­bel ödüllü büyük şair Pablo Neruda’nın cenaze töreni, faşist diktatör Pinochet’nin onca baskısına karşın, nasıl bir gösteriye dönüştü? Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Bunlar, Isabel Allende’nin bu romanında yer verdiği ilginç olaylardan bazıları. Allende, Ruhlar Evi adlı bu ilk romanında, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, Márquez’e yaklaşan bir ustalıkla dile getiriyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatının büyülü gerçekçilik geleneği, bu romanda da bütün görkemiyle hüküm sürüyor. Sınırsız bir hayal gücü ve anlatım ustalığı, Isabel Allende’yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapıyor.

Kitabı okuyanlar 249 okur

  • Nihan Şahin
  • gözde karatepe
  • Eda Doğan Karabulut
  • Funda Karaca
  • burcu tellioğlu
  • Mert Ekim
  • sebranna
  • evreM
  • Hamiyet
  • Fatmanur Kazaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%23.3
35-44 Yaş
%40
45-54 Yaş
%20
55-64 Yaş
%3.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72
Erkek
%28

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.9 (54)
9
%24.5 (25)
8
%13.7 (14)
7
%3.9 (4)
6
%0
5
%1 (1)
4
%0
3
%0
2
%1 (1)
1
%0