Adı:
Ruhlar Evi
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Casa Delos Espiritus
Çeviri:
Nihal Yeğinobalı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Şili'nin seçimle gelen ve askeri darbeyle yıkılan solcu başkanının son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük Şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni nasıl bir gösteriye dönüştü? Bunlar, "Isabel Allende"nin bu ilk romanında yer alan ilginç olaylardan bazıları. Şilili yazar "Isabel Allende", Latin Amerika edebiyatının şu son yirmi yıl içinde yarattığı en büyük romancılardan biri. "Ruhlar Evi" adlı bu romanında yazar, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, "Gabriel Garcia Marquez"inkine yaklaşan bir ustalıkla anlatıyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatlarında görülen "büyülü gerçeklik" bu romanda da tüm görkemiyle işleniyor. Sınırsız bir düş gücü ve anlatım ustalıkları, "Isabel Allende"yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapmaya yetiyor.
(Arka Kapak)
Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar...
#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))
Muhteşem bir hikaye...Filmi de harika..Başrollerde Merly Streep, Jeremy İrons, Winona Ryder, Antonia Banderas ve Joaquin Phoenix! Okuyalı 20 yıl oldu, tekrar okumayı düşünüyorum!
Filmini izledikten sonra kitabını da alıp okumuştum ve tabiiki film onun etkisine ulaşamadığını fark ettim. Kesinlikle bir Allende klasiği ve doğaüstü olaylar dışında Şili' nin siyasi devrim sırasında yaşananları yansıtan bir eser.
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri. Beni ve birlikte okuduğumuz 8 kişilik grubu içine alıp yıllar sonra hala bırakmamış olan kitap. Tek kelimeyle mükemmel. Daha sonra uzun uzun inceleme yazmayı düşünüyorum.
Edebiyatta "büyülü gerçekliği" seviyorum. Fantastik dünyanın gerçek dünya ile bütünleşmesi gibi. Kitap kara mizah türünde. Oldukça keyifli, okunurken sıkmayan tadı güzel bir kitap fakat ben daha çok güncel tarihi roman beklerken "büyülü gerçeklik" kurgusuyla karşılaşınca ortada kaldım çünkü kitabı Pinochet üzerine araştırırken keşfettim. Darbe ile ilgili daha detaylı konular beklerken yüzyıl öncesine gitmiş olmak beni yordu. Benim beklentim başkaydı kitap başka! O sebeple siz benim yorumuma aldırmayın. ;)
"Artık burda "patron" benim ..
"Eğlenti bitti ! "
"Şimdi calışacaģız..
"Bundan hoşlanmayan biri varsa hemen şimdi çekip gitse iyi eder ..
"Kalanlar aç kalmayacak , ama sıkı çalışacak.
"Çevremde uyuntu ya da çokbilmiş kişiler istemiyorum ..anlaşıldı mı? "
Isabel Allende
Sayfa 58 - Can yayınları
"Oldum olası gururluyumdur ..
gururum yüzünden çoğu kimselere oranla çok daha büyük acılar çektim "
Isabel Allende
Sayfa 28 - Can yayınları
"Ömrümde sıcak banyoya girmiş değildim...
Çocukluk anılarımsa hep üşümek üzerineydi.
Yanlızlık ve ..
Hiç doymayan bir mide üzerine... "
Isabel Allende
Sayfa 27 - Ben rahatsızlığa alışkındım ..
"O gece ,aşık olma yeteneğimi sonsuza dek yitirdiğimi. .bir daha sonsuza dek gülmeyeceğimi ..düş peşinde koşmayacağımı...sanıyordum "
Isabel Allende
Sayfa 42 - Can yayınları
Jamie, "Sanırım ölmeye karar vermiş," dedi. "Bilim bunun çaresini bilmiyor"
Isabel Allende
Sayfa 332 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ruhlar Evi
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Casa Delos Espiritus
Çeviri:
Nihal Yeğinobalı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Şili'nin seçimle gelen ve askeri darbeyle yıkılan solcu başkanının son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük Şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni nasıl bir gösteriye dönüştü? Bunlar, "Isabel Allende"nin bu ilk romanında yer alan ilginç olaylardan bazıları. Şilili yazar "Isabel Allende", Latin Amerika edebiyatının şu son yirmi yıl içinde yarattığı en büyük romancılardan biri. "Ruhlar Evi" adlı bu romanında yazar, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, "Gabriel Garcia Marquez"inkine yaklaşan bir ustalıkla anlatıyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatlarında görülen "büyülü gerçeklik" bu romanda da tüm görkemiyle işleniyor. Sınırsız bir düş gücü ve anlatım ustalıkları, "Isabel Allende"yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapmaya yetiyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 54 okur

  • Ömür Yazıcı Özdemir
  • Sude Çemberci
  • bireflatun
  • Melek Işık
  • Neslihan Demirezer
  • Melisa Celep
  • Alalalsl
  • Science Teacher
  • Arzu Şen
  • Selda T.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%23.3
35-44 Yaş
%40
45-54 Yaş
%20
55-64 Yaş
%3.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72
Erkek
%28

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%69.6 (16)
9
%17.4 (4)
8
%4.3 (1)
7
%4.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%4.3 (1)
1
%0