Ruhlar Evi

9,6/10  (10 Oy) · 
23 okunma  · 
8 beğeni  · 
920 gösterim
Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Şili'nin seçimle gelen ve askeri darbeyle yıkılan solcu başkanının son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük Şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni nasıl bir gösteriye dönüştü? Bunlar, "Isabel Allende"nin bu ilk romanında yer alan ilginç olaylardan bazıları. Şilili yazar "Isabel Allende", Latin Amerika edebiyatının şu son yirmi yıl içinde yarattığı en büyük romancılardan biri. "Ruhlar Evi" adlı bu romanında yazar, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, "Gabriel Garcia Marquez"inkine yaklaşan bir ustalıkla anlatıyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatlarında görülen "büyülü gerçeklik" bu romanda da tüm görkemiyle işleniyor. Sınırsız bir düş gücü ve anlatım ustalıkları, "Isabel Allende"yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapmaya yetiyor.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    544
  • ISBN:
    9789755102160
  • Orijinal Adı:
    La Casa Delos Espiritus
  • Çeviri:
    Nihal Yeğinobalı
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Umutlu Ev Kadını 
22 Şub 2016 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 9/10 puan

Filmini izledikten sonra kitabını da alıp okumuştum ve tabiiki film onun etkisine ulaşamadığını fark ettim. Kesinlikle bir Allende klasiği ve doğaüstü olaylar dışında Şili' nin siyasi devrim sırasında yaşananları yansıtan bir eser.

Kitaptan 10 Alıntı

Kübra 
 18 Nis 08:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Tank, burnundan soluyarak geldi, askerlerin kaba kahkahaları ve yangın arabalarının ulumaları arasında, başlarının on santim ötesinden geçti. Uzakta savaş uçaklarının sesini duyabiliyorlardı.

Çok uzun bir süre sonra askerler tutsaklarını suçlarına göre gruplara ayırdılar. Jaime bir kışlaya dönüştürülmüş olan Savunma Bakanlığına götürüldü. Askerler onu bir siper hendeğindeymişçesine çömelerek yürümeye zorladılar ve çıplak adamlarla dolu koskocaman bir odaya götürdüler. Bu adamlar onar kişilik diziler halinde, elleri arkadan bağlı olarak birbirlerine bağlanmışlardı. Öyle kıyasıya dövülmüşlerdi ki ayakta zor durabiliyorlardı. Mermer zemine kan derecikleri akmaktaydı. Jaime'yi kazan dairesine götürdüler. Burada da, üzerlerine makinelisini çevirmiş duran soluk benizli bir askerin keskin bakışları altında duvarın önünde dizili duran başka tutsaklar vardı. Jaime burada hiç kıpırdamadan uzun süre durdu, uykuda gezer gibi dik durmayı zar zor beceriyordu, ama ne olup bittiğini hâlâ anlayabilmiş değildi ve duvarların ötesinden gelen çığlıkları duydukça için için kıvranıyordu. Askerin ona bakmakta olduğunu ayrımladı. Birden asker silahını indirerek ona yanaştı. Usulca, "Oturun da dinlenin, Doktor," diyerek yakılmış bir sigara uzattı. "Annemi ameliyat edip ölümden kurtarmıştınız."

Jaime sigara kullanmazdı gene de dumanı elinden geldiğince ağır ağır içine çekerek o sigaranın tadını çıkardı. Saati kırılmıştı, ama açlığıyla susamışlığından vaktin gece olduğunu çıkardı. Öyle bitkin, pislenmiş pantolonunun içinde öyle rahatsızdı ki, başıma ne gelecek, diye merak bile etmiyordu. Başı öne düşmeye başladığı sırada asker gene yanına geldi.

"Kalkın, Doktor," diye fısıldadı. "Sizi almaya geliyorlar. Tanrı yardımcınız olsun!"

Bir dakika sonra içeri iki asker girdi. Jaime'yi kelepçeleyerek tutsakları sorguya çekmekle görevli olan subayın karşısına götürdüler. Jaime bu adamı Başkanın yanında birkaç kez görmüştü.

Subay, "Sizin bu işle bir ilişkiniz olmadığını biliyoruz. Doktor," dedi. "Biz yalnızca sizin televizyona çıkıp Başkanın içkili olduğunu ve kendi canına kıydığını söylemenizi istiyoruz. Ondan sonra evinize gidebilirsiniz."

Jaime, "Kendiniz yapın; bana güvenmeyin, alçaklar," dedi.

Kollarından sımsıkı tuttular. İlk yumruk midesine indi. Sonra onu kaldırıp bir masanın üstüne çarptılar. Jaime sırtındakilerin çıkartıldığını hissetti. Çok daha sonra onu baygın durumda Savunma Bakanlığından dışarı çıkardılar. Yağmur başlamıştı; havanın ve suyun tazeliği Jaime'yi diriltti. Bir askeri otobüse bindirilip en son sıraya oturtulurken kendine geldi. Pencereden bakınca geceyi gördü; taşıt yola çıkınca boş sokaklar, bayrakla donanmış binalar gözlerinin önünden geçti. Jaime düşmanın kazanmış olduğunu anladı ve olasıdır ki Miguel'i düşündü. Otobüs bir askeri alayın avlusuna girdi. Onu yere indirdiler. Aynı durumda başka tutsaklar da vardı. Hepsinin elleriyle ayaklarını dikenli telle bağladılar ve bölmelere yüzüstü attılar onları. Burada Jaime'yle ötekiler aç susuz, kendi pisliklerinin, kan ve korkularının içinde çürüyerek iki gün geçirdiler. Sonra bir kamyonla uçak alanı dolaylarında bir yere götürüldüler. Burada, boş bir arsada, artık ayakta duramadıkları için yerde yatarken vuruldular, sonra cesetleri dinamitle uçuruldu. Patlamanın zangırtısı ve insan artıklarının leş kokusu uzun zaman havada kaldı.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
 22 Nis 02:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Emekçi ordusu köle durumuna düşmüştü ve on yıllardan beri ilk olarak işveren, zerrece tazminat ödemeden işten adam çıkarma ve en ufak bir protesto edeni hapse attırma yetkisine sahipti.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
 18 Nis 07:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Darbe günü güneş parlıyordu: yeni yeni kıpırdanmaya başlamış olan ürkek ilkbahar mevsiminde henüz pek seyrek görülen bir olay.

...
Başkan Jaime'yi karşılamaya geldi. Başına, sırtındaki şık spor takım ve ayağındaki İtalyan ayakkabılarıyla çelişen bir savaş miğferi geçirmişti. Olağanüstü birşeylerin olup bittiğini Jaime o zaman kavradı. Başkan kısaca, "Deniz kuvvetleri başkaldırdı, Doktor," diye açıklamada bulundu. "Dövüşmek zamanı geldi artık."

...
Ayaklanmanın çapını iskandil etmek ve barışçı bir anlaşmaya varabilmek için isyancılarla telefon görüşmelerine başlandı. Ne var ki sabah saat dokuz buçukta ülkenin bütün silahlı birlikleri darbe yanlısı subayların komutasına girmiş bulunuyordu. Ülkenin her köşesindeki üslerde, anayasaya bağlı kalanların temizlenmesi almış yürümüştü. Ulusal muhafızların komutanı saraydaki adamlarına oradan ayrılmaları için buyruk verdi, çünkü polis de biraz önce darbecilere katılmıştı.

Başkan, "Gidebilirsiniz, compañeros, ama silahlarınızı burada bırakın," dedi.

Muhafızlar şaşkın ve utanmış durumdaydılar, ne var ki komutanın buyruğu kesindi. Hükümet Başkanının bakışlarındaki meydan okuyuşa katılmaya bir tekinin bile cesareti yoktu. Silahlarını avluda bırakarak eğik başlarla dışarıya çıktılar.

İçlerinden biri kapıya gelince durdu. "Ben sizinle kalıyorum, Compañero Başkan," dedi. Kuşluk saati olduğundan durumun diyalogla çözüme bağlanamayacağı açıkça anlaşılmış bulunuyordu; hemen herkes saraydan ayrılmaya başlamıştı. Geride yalnızca yakın dostlarla özel muhafızlar kalmıştı. Başkan kendi kızlarına saraydan ayrılmalarını emretmek zorunda kaldı. Kızları zorla alıp götürdüler; sokaktan babalarının adını çağırdıkları duyulabiliyordu. Binada, ikinci katın salonlarında, aşağı yukarı otuz kişi kalmıştı şimdi. Jaime de bunların arasındaydı. Bir karabasandaymış gibi bir duygu içindeydi. Elinde tabancasıyla kırmızı kadife koltuğa oturdu. Tabancaya da boş gözlerle baktı; nasıl kullanılacağını bilmiyordu ki! Zaman pek ağır ilerliyormuş gibi geliyordu. Saatine bakınca bu kâbusun yalnızca üç saatinin geçmiş olduğunu gördü. Başkanın radyodan ulusuna seslendiğini duydu. Bu onun veda konuşmasıydı: "Zulme uğrayacak olan herkese seslenerek istifa etmeyeceğimi bildiriyorum. Halkımın sadakatinin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Her zaman sizlerle birlikte olacağım. Ulusumuza ve yazgımıza imanım var. Bizim yapamadığımızı başkaları başaracak ve çok geçmeden yeniden açılan büyük yollarda özgür insanlar yürüyerek daha güzel bir toplum inşa edecekler. Çok yaşasın halkımız! Çok yaşasın işçiler! Bu benim son sözümdür. Kanım boşa akmayacak; bunu biliyorum."

Hava bulutlanmaya başlamıştı. Uzaktan tek tük silah sesleri geliyordu. O sırada Başkan telefonla ayaklanmanın komutanıyla konuşmakta, komutan ona, ailesiyle birlikte bir uçağa binip ülkeyi terk etmesini önermekteydi. Gelgelelim o, ha deyince ülkelerinden kaçmış başka devrik liderler gibi uzak bir ülkede bitkisel yaşam sürerek ömrünü dolduracak insanlardan değildi. Serinkanlılıkla, "Siz beni yanlış tanıdınız, vatan hainleri! Beni buraya halkım getirdi; ancak ölü olarak giderim," diye karşılık verdi.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
 18 Nis 08:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Derken uçakların hırıltısı duyuldu ve bombardıman başladı. Herkesle birlikte Jaime de kendini yere attı. Gördüklerine inanamıyordu. Öncesi güne değin kendi ülkesinde buna benzer şeylerin asla olamayacağını, askerin yasalara saygılı olduğunu düşünmüştü. Yalnızca Başkan ayaktaydı. Elinde bir bazukayla pencereye yürüdü ve bazukayı aşağıdaki tanklara doğru fırlattı. Jaime sürünerek onun yanına gitti, yere yatırmak için bacaklarından kavradı onu, ne var ki Başkan bir sövgüyle karşılık verdi ve dimdik ayakta kaldı.

On beş dakika sonra bütün binayı alevler sarmıştı. Bombalarla duman solumayı olanaksız kılıyordu. Jaime kırılıp dökülmüş eşyaların, ölümcül bir yağmur gibi üstüne yağmakta olan sıva parçalarının arasında sürünerek yaralılara yardım etmeye çabalıyordu, ama elinden yalnızca avuntu sözleri söyleyerek ölülerin gözlerini kapamak geliyordu. Ateşin birden aralandığı bir sırada Başkan hayatta kalanları toplayarak gitmelerini buyurdu, çünkü onun martirlere, gereksiz kurbanlara ihtiyacı yoktu. Herkesin evde çoluk çocuğu vardı ve ülkenin önünde önemli işler uzanıyordu. "Sizin çıkıp gidebilmeniz için bir mütareke yapacağım," dedi. Ama yerinden kıpırdayan olmadı. İçlerinden birkaç tanesi titriyorlardı gene de hiçbiri vakarını yitirmemişti.

Bombardıman kısa sürmekle birlikte yıkıp geçti. Öğleden sonra saat ikiyi vurduğunda, koloni çağından bu yana kullanılagelmiş olan salonlar kül olmuş ve Başkanın çevresinde bir avuç insan kalmıştı.

Askerler binaya girdiler, birinci kattan geriye ne kaldıysa hepsine el koydular. Şamatanın arasından üst kattakilere teslim olmalarını ve tek sıra olup ellerini başlarının üstüne koyarak aşağı inmelerini buyuran bir subayın isterik sesi duyuluyordu.

Başkan çevresindekilerin birer birer elini sıktı. "Ben en son gideceğim," dedi. Onu bir daha canlı olarak görmediler.

Jaime ötekilerle birlikte alt kata indi. Yayvan taş merdivenin her basamağına askerler dikilmişti. Bunlar akıllarını kaçırmış gibiydiler. Yeni icat edilmiş birkaç saat içinde benliklerine dal budak sarmış bir kinin pençesindeymişler gibi, merdivenden inenleri tekmeliyor, tüfeklerinin dipçikleriyle dövüyorlardı. Birkaçı teslim olanların başları üzerinden havaya ateş açtı. Jaime midesine yediği bir tekmeyle iki büklüm oldu. Doğrulabildiğinde gözleri yaş, pantolonu dışkı doluydu.

Askerler onları döve döve sokağa çıkarttılar, burada yüzüstü yere yatmalarını buyurdular. Sonra onları çiğnediler ve İspanyol dilinde hiç sövgü sözcüğü kalmayana dek sövüp saydılar. Derken biri tanklardan birine el etti. Tutsaklar tankın amansız bir canavar gibi yeri sarsarak yaklaştığını duydular. Bir albay, "Açılın, tankı bu pezevenklerin üstünden geçireceğiz!" diye bağırdı.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
25 Nis 04:16 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

...anılar kırılgandır, tek bir insan yaşamı kısacıktır.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
 20 Nis 00:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
(...)İlkin yalnızca basın yayını kapsayan sansür çok geçmeden kitapları, şarkı sözlerini, film senaryolarını içine almaya başladı. Askeri emirle yasaklanan sözcükler bile vardı, compañero sözcüğü gibi. Resmen yasaklanmamış olmakla birlikte ağıza alınamayan sözcükler de vardı, "özgürlük" gibi, "adalet" ve "sendika" gibi. Bunca Faşistin bir gecede nereden bittiğine Alba şaşıp kalıyordu, çünkü ülkenin uzun demokratik tarihinde Faşistler daha önce pek göze çarpmamışlar ve ülke yaşamında hiçbir zaman önemli bir rol kapmamışlardı. En dikkati çekenler ikinci Dünya Savaşı sırasında coşarak siyah gömlekleriyle, kollar kalkık, sokaklarda —ahalinin gülüşmeleri ve ıslıkları arasında— resmigeçit yapmış olanlar . Alba silahlı kuvvetlerin tavrını da anlayamıyordu, çünkü bunların çoğunluğu orta ve emekçi sınıflardan gelmeydiler ve geleneksel olarak aşırı sağdan çok sola yakın olarak bilinirlerdi. Alba iç savaş durumuna da akıl erdiremiyordu, çünkü savaş denen şeyin askerlerin sanat yapıtı, tüm eğitimlerinin ürünü, mesleklerinin altın nişanı olduğunu kavrayamıyordu. Askerler barış dönemlerinde parlasınlar diye yetiştirilmez! Darbe onlara kışlalarında öğrendiklerini uygulamak fırsatı vermişti: körü körüne itaat, silah kullanımı ve askerlerin, (bir kez vicdanlarının sesini bastırdıktan sonra) uzmanlaştıkları daha başka beceriler.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)

Tıpkı dünyaya geldiğimiz zamanki gibi öldüğümüz zaman da bilinmezden korkarız. Ne var ki bu korku gerçeklerle ilişkisi olmayan, bizim içimizden gelen bir şeydir. Aslında ölmek de doğmak gibidir: yalnızca bir değişim.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 294 - Can Yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 294 - Can Yayınları)
Kübra 
 22 Nis 01:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Alba okulu bıraktı; kafanın kapılarını açan birçok okullar gibi felsefe fakültesi de kapatılmıştı zaten. Alba müzikle de uğraşmıyordu artık, çünkü bu koşullar içinde çellosu gözüne önemsiz ve uçarı görünüyordu. Birçok öğretim üyeleri, Siyasi Polisin elindeki bir karaliste uyarınca işten atılmış, tutuklanmış ya da ortadan yitip gitmişlerdi. Sebastián Gómez kendi öğrencileri tarafından ele verilerek daha ilk baskında öldürülmüştü. Üniversite casuslarla doluydu.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Kübra 
 24 Nis 01:18 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Senatör Trueba ona şaşkın şaşkın bakakalmıştı.

Torununa, "Komünist olması ne yazıktı!" diyordu. "Böylesi büyük bir şair olsun da fikirleri öyle karman çorman olsun! Darbeden önce ölseydi ulusça yas tutulurdu sanırım."

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-pub)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-pub)